“İNANÇTAŞLARIMIZDAN ALDIĞIMIZ SÖZCÜKLER KALMALIDIR” SAVINA YANIT ——— ALINTIDIR

“İNANÇTAŞLARIMIZDAN ALDIĞIMIZ SÖZCÜKLER KALMALIDIR” SAVINA YANIT

Sıklıkla karşılaştığımız, “Aynı dinden olduğumuz toplumlardan aldığımız sözcüklerle, başka dinlerden olan toplumlardan aldığımız sözcükler bir değildir.

Dindaşlarımızdan aldıklarımız kalmalıdır” savı vardır.

Yanıtlayalım…

Türkçe Altay dillerindendir.

Oysa aynı inancı paylaştığımız toplumların dillerinden olan Arapça Sami dillerinden, Farsça ise Hint-Avrupa dillerindendir.

Bu dillerle dilimizin en küçük bir yapısal benzerliği yoktur.

Söz dizimi, sözcük türetme yolları, kökenleri vb. gibi birçok ayrılıklar vardır.

Bu dillerin dilimizin yapısına en az Fransızca, İngilizce, Latince, vb. kadar aykırı olduğu bir gerçektir.

Aynı inancı paylaştığımız birçok Afrika ülkesi vardır.

Bunların da Zulu, Svahili vb. gibi dilleri ve resmi dil olarak kullandıkları İngilizce, Fransızca gibi diller vardır.

Bunları da “inançtaşlarımızın dili” diyerek kabul mü edelim?

Onlardan sözcük mü alalım?

Diğer yandan, aynı inancı paylaşmadığımız ancak aynı dil ailesinden olduğumuz veya aynı ırkın kollarından olduğumuz toplumlar da vardır.

Bugün Macarca, Bulgarca, Moğolca, Gökoğuz Türkçesi, Fince, Japonca, Korece gibi diller ile aynı dil ailesinden olmamıza karşın inançlarımız bir değildir.

Bu dillerden uzak durup, bambaşka yapıda olan, bambaşka dil ailelerinden gelen dilleri, yalnızca o dilleri konuşanlarla aynı inançtanız diye kabul etmemiz bilimdışıdır.

Bu savı savunanlar, batı kökenli bir sözcük olan “transformation” (İngilizce okunuşu: transformeyşın) sözcüğünü Türkçeye uyarlayarak “transformasyon”; ya da “orientation” (İngilizce okunuşu: oryanteyşın) sözcüğünü, “oryantasyon” yaptığımızda rahatsızlık duyarken, Arapça olan “ism” sözcüğünü “isim” yaptığımızda rahatsızlık duymazlar.

Bu yaklaşım tutarsızdır.

Bu savı savunanların, inançtaşlarımızla bağımızın kopacağı kaygısı ile bu görüşe yöneldikleri düşünülebilir.

Ancak bu da anlamsızdır.

Bir toplumun kimlerle iyi ilişkiler kuracağı siyasal bir sorundur.

Bunun dille ilgisi yoktur.

Dili siyasete alet etmek yanlıştır.

Kaldı ki, dilimize geçen Arapça veya Farsça sözcüklerin dilimizdeki anlamları ile özgün anlamları arasında uçurumlar vardır.

Türkçede başka, Arapçada/Farsçada başka anlama gelmektedirler.

Bu durum anlaşmayı kolaylaştırmamakta, tersine güçleştirmektedir.

Ek olarak, ayrı ayrı dilleri konuşan Hristiyanlar aralarında anlaşabiliyor ise, Müslümanların anlaşamaması söz konusu olmaz.

Türkçeye giren yad sözcüklerin özellikle doğu kökenli olanlarının uzun zaman önce dilimize girmesi de bir nen değiştirmez.

Bu yöndeki savlar da bilimsel değildir.

Duygusaldır veya savsaklayıcı bir anlayıştır.

Yenilgiyi ve yitimleri benimsemektir.

Bugün başka bir dilden yad sözcük almak ne kadar yanlış ise, o dönemde almak da yanlış idi.

Geçmişte yapılarak bugün alışkanlık olmuş yanlışlar, bugün yapılan ve daha alışkanlık olmamış yanlışlardan daha değerli değildir.

İnanç tercihi ile dil arasında doğrudan bir bağ yoktur.

İnanç bireyseldir, dil ise toplumsal ve ulusal bir olgudur.

Kaldı ki, inancı dil ve ekin (kültür) sömürüsü için kullanmak inanca da saygısızlıktır.

 Hasan Şahin KIZILCIK

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s