“YAD SÖZCÜKLERİ ÇIKARMAK DİLİMİZİ YOKSULLAŞTIRIR” SAVINA YANIT – ALINTIDIR

“YAD SÖZCÜKLERİ ÇIKARMAK DİLİMİZİ YOKSULLAŞTIRIR” SAVINA YANIT

Sıkça yinelenen “Dilimizden yad sözcükleri çıkarmak, dilimizi yoksullaştıracaktır.” savına yanıt verelim…

Dilin yoksullaşması (kimilerinin deyişiyle, “fakirleşmesi”) savı, hiçbir bilimsel veriye dayanmadan yalnızca düz bir düşünme biçiminin sonucunda ileri atılmış bir savlardır.

Dilbilimci Prof. Dr. Doğan Aksan’ın “Türkçenin Bağımsızlık Savaşımı” yapıtında bu konuda verbilimsel araştırma sonuçları yayınlanmıştır.

Bilimsel verilere göre, dilden yad sözcüğün çıkması dili yoksullaştırmıyor.

Tersine, varsıllaştırıyor.

Nasıl mı?

Şöyle:

Dile giren yad sözcük yalnız girdiği anlamda kalmıyor.

Toplum tarafından tam olarak özümsenemediği için yan anlamlar kazanıyor ve birçok Türkçe sözcüğün yerini alıyor.

Bu da dili gerçekte yoksullaştıran etken oluyor.

Örneğin; Arapçadan dilimize giren “âlem” sözcüğü, Türkçede “evren, el gün, başkaları, ortam, çevre, eğlence, eğlenti” gibi yedi sözcüğün yerine geçerek çok türlü anlamlara geliyor.

En anlaşılır söylemle, siz “âlem” sözcüğünü çıkarırsanız, yedi sözcük kazanırsınız.

Ancak çıkarmazsanız, zamanla bu yedi sözcük tek tek yok olur.

Çünkü yad sözcükler, yerine geldiği sözcüğü zamanla unutturmaktadır.

Örneğin; “zaman” demişken, Arapçadan dilimize giren “zaman” sözcüğü, Türkçesi olan “öy” sözcüğünü unutturmuş, yerine geçmiştir.

Bunun gibi binlerce örnek vardır.

Bilimsel veriler, dil devriminden önce ve sonra, sözvarlığımızın azalmadığını, tersine arttığını göstermektedir.

Giden yad sözcüğün türlü anlamlarının her biri için başka sözcükler türetilmiş ve sözvarlığı artmıştır.

Bir örnek daha vereyim…

Bizim şu an üzerinde çalıştığımız bir sözlük var.

Bu sözlüğün amacı, dilimizdeki yad sözcüklerin Türkçe karşılıklarını bir araya toplamak.

Bu sözlükte şu ana kadar geldiğimiz aşamada yad sözcüklerin 1,5 katı kadar tekil Türkçe karşılık olduğunu belirledik.

Yani söz varlığı azalmadı, tersine arttı.

Kaldı ki, bir dilin varsıl veya yoksul olması, sözvarlığının çokluğu ile değil, yetkinliği ile belirlenir.

Önemli olan dilde çok sözcük olması değil, dili etkin ve yetkin kullanacak kadar sözcük olmasıdır.

Şöyle düşünelim:

Dünyadaki bütün dillerdeki sözcükleri alıp bir sözlükte topladığımızı varsayalım.

O sözlükte varsayalım 10 milyon sözcük olsun.

Bu sözcüklerin tümünü içeren bir dil oluşturulduğunu düşünelim.

En varsıl, en gelişmiş dil bu dildir diyebilir miyiz?

Daha anlaşılır bir varsayımla, İngilizce, Arapça, Farsça ve Fransızcadaki tüm sözcükleri Türkçeye alsak, Türkçe sözlükteki 250 bin dolayındaki sözcük sayısını böylece 1 milyona çıkarsak, Türkçe varsıllaşmış (kimilerinin deyişiyle, “zenginleşmiş”) mı olur?

Yoksa kendimizi kandırmaktan başka bir nen yapmamış mı oluruz?

Özetle; Bir dilin söz varlığı arttırmanın tek yolu, sözcük türetmektir.

Başka dillerden sözcük almak veya alınmış olanları korumaya çalışmak değildir.

 Hasan Şahin KIZILCIK

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s