BİR YAŞAM MÜCADELESİ OLARAK; MÜLTECİLİK ———————– ALINTIDIR

BİR YAŞAM MÜCADELESİ OLARAK;

MÜLTECİLİK

Mültecilik sorununa nedensel ve tarihsel bir bakış açısı getirilmiştir.

 Bu minvalde sorunun sebeplerini tahlil edebilmek ehemmiyet arz etmektedir.

Sorunun insan hakları çerçevesinde uluslararası sözleşmelere atfen irdelenmesi de ayrıca önemlidir.

 

MUSTAFA ALVER

Marmara Üniversitesi, Ortadoğu Araştırmaları Enstitüsü

 

İnsanlık tarihinin başında Hz. Adem’in oğulları Habil ve Kabil’den bu yana insanoğlu kendi içerisinde bir mücadele halindedir.

Bu mücadelenin her zaman kazananı ve kaybedeni olmuştur.

Gücü elinde bulunduranlar güçsüzlere zulmetmişlerdir.

Tarih boyunca güç savaşları her zaman farklılık arz etmiştir, kimi zaman insan gücüne dayalı kılıç ve kalkan iken kimi zaman da tanka ve tüfeğe dayalı bir güç ortaya konulmuştur.

Teknolojik gelişmelere paralel olarak bu mücadeleler de farklılaşarak yeni boyutlar kazanmıştır.

İnsanlar yerleşim yerinin yer altı ve yer üstü zenginliği nispetinde mekân mücadelesi vermişlerdir.

Şehirleşme ile başlayan bu mücadele günümüze kadar süregelmektedir.

Kimi zaman zengin yer altı ve yer üstü kaynakları kimi zaman da siyasi ve mezhepsel etkenler birtakım karışıklıkları beraberinde getirmektedir.

İşte bu ve benzeri iç ve dış müdahalelerle birlikte insanlar yerlerini ve yurtlarını terk edip kendilerine yeni yaşamlar aramaktadır.

Son yıllarda artan mülteci rakamları mülteci sorununu dünya gündemine getirdi. İnsanlar yerlerini, yurtlarını, ailelerini, akrabalarını terk etmek zorunda kalmaktadır.

Kimi zaman kamyon kasalarında, kimi zaman hıncahınç dolduruldukları teknelerde umuda yolculuğa çıkmaktadırlar. Yolculukları bazen bir felaketle sonuçlanmadığında, gittikleri yerde onları köprü altları veya hücre tipi dar odalarda balık istifi bir yaşam beklemektedir.

Mülteci Kimdir?

Mülteci kelime kökeni itibariyle Arapça (iltica) kelimesinin failidir.

İltica eden anlamında Mülteci yani sığınmak anlamında sığınmacı anlamında kullanılmaktadır.

Mülteci mefhumunu en iyi ifade edebilecek başka bir kelime de Muhacir’dir.

Muhacir, kelime anlamı itibariyle bir yerden başka bir yere göç eden kişi demektir.

Mülteci veya sığınmacı; dini, milliyeti, belirli bir toplumsal gruba üyeliği veya siyasi düşünceleri nedeniyle zulüm gören veya göreceği korkusu ve endişesi taşıyan, bu sebeple ülkesinden ayrılan/ayrılmak zorunda bırakılan ve korkusu nedeniyle geri dönemeyen veya dönmek istemeyen, iltica ettiği ülke tarafından endişeleri haklı bulunan kişi [1] olarak tanımlanmaktadır.

Sığınmacı ve Mülteci kavramları uluslararası sözleşmeler ve devletlerin uygulamaları açısından farklı algılanmaktadır.

Oğuzhan Türkoğlu, İnsanların genellikle hayatlarını doğdukları yerlerde devam ettirdiklerini ancak istisnai durumların da yaşandığını belirterek, yer değiştirme işlemini gönüllü ve zorunlu olarak iki başlık altında değerlendirmektedir.

Bu çerçevede yer değiştirme işlemi gönüllü olduğu takdirde göç, zorunlu bir sebepten kaynaklandığı takdirde iltica etmek olarak adlandırılmakta ve iltica eden kişiye de mülteci denmektedir.[2]

Prof. Dr. Hüseyin Pazarcı,  Sığınmacıların Statüsüne İlişkin Sözleşme ile 16.12.1996 tarihli Ek Protokol’den yola çıkarak mülteciliği “Bir kişinin yabancı bir devletin ülkesine, diplomasi temsilciği ya da konsolosluk binalarına, savaş gemileri ya da devlet uçaklarına girerek kendi devletince ya da başka bir yabancı devletçe kendisine karşı yapılan baskılardan ya da yasal kovuşturmalardan kaçmasını  ve bu açıdan sığınmak istediği devletin güvencesini elde etmesini belirtmektedir”  şeklinde tanımlamaktadır. [3]

Sığınmacı, ülkesini uluslararası korumaya ulaşmak için terk eden, ancak iltica başvurusunun bir devlet ya da BM mülteci birimi, BMMYK, tarafından sonuçlandırılmasını bekleyen kişidir. [4]

Uluslararası mülteci hukukunun özünü oluşturan 28 Temmuz 1951 tarihli Cenevre Sözleşmesi’ne göre mülteci:

“1 Ocak 1951’den önce meydana gelen olaylar sonucunda ve ırkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi düşünceleri yüzünden, zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korumasından yararlanamayan, ya da söz konusu korku nedeniyle yararlanmak istemeyen;  yahut tabiiyeti yoksa ve bu tür olaylar sonucu önceden yaşadığı ikamet ülkesinin dışında bulunan, oraya dönemeyen veya söz konusu korku nedeniyle dönmek istemeyen her şahıstır.”  [5]

Bu tanımın beş önemli bileşeni bulunmaktadır;

  • Mülteci, vatandaşı olduğu ülke dışında olmalıdır.
  • Ülkesinden ayrılma nedeni zulme uğrama korkusu olmalıdır.
  •  Zulme uğrama korkusu gerçekçi olmalıdır.
  • Zulüm tehdidi, tanımda belirtilen beş sebepten dolayı olmalıdır. (ırkı, dini vd..)
  • Kendi ülkesinde, kendi devletinden koruma bulamama, bu korumadan yararlanamama durumu söz konusu olmalıdır.

Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin 1951 Sözleşmesi (sıklıkla 1951 Sözleşmesi ya da Cenevre Sözleşmesi olarak anılır) mülteci kavramının tanımlandığı ve mülteci haklarının düzenlendiği en önemli uluslararası sözleşmedir. Bu sözleşmenin hayata geçmesinden bu yana milyonlarca insana bu sözleşme kapsamında koruma sağlanmıştır.

1951 yılı Temmuz ayında, İsviçre’nin Cenevre kentinde yapılan bir konferans sonrası kabul edilen Sözleşme, iltica hukukunun temel taşını oluşturmaktadır.

Mülteci teriminin tanımlandığı, hakların ve sorumlulukların belirtildiği ve uluslararası korumanın çerçevesinin çizildiği sözleşmeye günümüzde 144 ülke taraf olmuştur.

İnsanların mülteci olabilmeleri için vatanlarını terk edip kendilerine yeni bir vatan bulmaları gerekmektedir işte burada irdelenmesi gereken bir olgu da göçtür.

Genel olarak göç olgusuna bakacak olursak; sosyal formasyonların ekonomik, politik ve kültürel yapılarında ve bu yapılar içindeki ilişkiler sisteminde yaşanan değişimlerin sonucunda ortaya çıkan göç, söz konusu yapılar üzerinde önemli dönüşümlere yol açan mekânsal bir yer değiştirme hareketidir.

İnsanlık tarihi boyunca göçler, mekanda eşitsiz biçimde dağıtılmış ekonomik fırsatlardan yaralanma isteğinin bir sonucu olabildiği gibi, ekolojik dayatmalar (doğal afetler) ya da devlet gibi sosyal bir otoritenin gündeme getirdiği sürgünler, mecburi iskanlar ve savaşlar nedeniyle de ortaya çıkabilmektedir.[6]

Uluslararası Mülteci Hukuku

Mültecilere yönelik işlemlerin temel standartları bazı araçlarla tanımlanmaktadır.

En önemlileri,  Mültecilerin Statülerine ilişkin 1951 Birleşmiş Milletler Sözleşmesi ve Mültecilerin Statülerine ilişkin 1967 yılı Protokolüdür.

Mültecilerin Statülerine ilişkin 1951 yılı Birleşmiş Milletler Anlaşması

Yeni kurulan Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu tarafından sunulan bir tavsiyenin sonucu olarak taslağı hazırlanan, 1951 Sözleşmesi, mültecilere uygulanacak usullerin standartlarını oluşturmada bir dönüm noktasıdır.

Sözleşme, sahip oldukları temel hakları içermek üzere, mültecilere uygulanacak usullerin asgari standartlarını ortaya koyar. Aynı zamanda, mültecilerin hukuki statülerini belirler ve kazanç getiren iş ve refah hakları, kimlik kartı ve seyahat belgeleri konusunda, vergi yükünün uygulanabilirliği ve yeniden yerleşme amacıyla kabul edildikleri başka bir ülkeye varlıklarını aktarabilme hakları meselesinde düzenlemeler yapar.

Sözleşme, mülteci statüsünde olan kişilerin sınır dışı edilmelerini ya da zorla geri gönderilmelerini yasaklar. 33. maddesinde,  anlaşmaya taraf olan hiçbir devlet bir mülteciyi,  ırkı,  dini,  tâbiiyeti, belli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasi fikirleri dolayısıyla hayatı ya da özgürlüğü tehdit altında olacak ülkelerin sınırlarına, her ne şekilde olursa olsun geri göndermemeyi veya iade etmemeyi garanti eder.

Madde 34, mültecileri özümlemeyi ve vatandaşlığa almayı her türlü imkân ölçüsünde kolaylaştırmayı içerir.

Diğer hükümler, mahkeme, eğitim, sosyal güvenlik, barındırma ve hareket özgürlüğü gibi haklarla ilgilidir.

Mültecilerin Statüsüne İlişkin 1967 Protokolü

1951 Sözleşmesi, yalnızca 1 Ocak 1951’den önce gerçekleşen olaylardan ötürü mülteci olan kişileri kapsar.

Bununla beraber, 1951’i takip eden yıllar mülteci hareketlerinin, sadece İkinci Dünya Savaşı ve savaş sonrasının geçici sonuçları olmadığını göstermiştir.

1950′li yıllar sonlarında ve 1960’lar boyunca yeni mülteci grupları, özellikle Afrika’da, ortaya çıkmıştır.

Bu mülteciler, 1951 yılı sözleşmesinin süre sınırlı çerçevesi içerisinde onlara sağlayamadığı korunma ihtiyacı içerisindeydiler.

1967 Protokolü, Sözleşmesinin uygulamasını yeni mülteciler, diğer bir ifadeyle, 1 Ocak 1951’den sonra gerçekleşen olaylardan ötürü mülteci olan insanları kapsayacak şekilde, Sözleşme tanımına uygun olarak uzatmıştır.

1 Nisan 1992’den itibaren 111 Devlet 1951 Sözleşmesi’ne ve 1967 Protokolü’ne taraf olmuştur.

Savaş Zamanında Sivillerin Korunmasına Dair 4. Cenevre Sözleşmesi: Amacı sivil mağdurları korumak olan, 1949 yılı Savaş Zamanında Sivillerin Korunmasına Dair 4. Cenevre Sözleşmesinin 44. maddesi, mülteciler ve yerinden edilen kimselerle ilgilidir.

1977 yılı Ek Protokolü’nün 73.maddesi mültecilerin ve devletlerce tanınmayan kişilerin 4. Cenevre Sözleşmesi’nin 1. ve 3. bölümleri altında korunması gerektiğini hükme bağlar.

Vatansız kişilerin statüsüne İlişkin 1954 Sözleşmesi:

Kendi yasalarının işleyişi içerisinde, hiçbir devlet tarafından vatandaş olarak sayılmayan kişileri kapsamaktadır.

Ayrıca, vatansız kişilere uygulanacak muamelenin standartlarını saptar.

Vatansızlığın Azaltılmasına İlişkin 1961 Sözleşmesi:

Bu Sözleşmenin başlıca amacı, aksi halde vatansız kalacak olan ve ülke toprakları üzerinde doğum veya nesep yolu ile devletle bağları olan kişilere vatandaşlık verilmesini ve bir devletin vatandaşlığını istemeden kaybedip, vatansız kalacak kişilerin vatandaşlığının korunmasını sağlamaktır.

Aynı zamanda, belirli şartlar göz önüne alınmak üzere, böyle bir mahrumiyet o kişinin vatandaşlığını yitirmesine neden olacağı için bir kişiyi vatandaşlıktan mahrum bırakmamanın garantisini verir.

Sözleşme bir kişi ya da grubun, ırksal, etnik, dinsel ya da siyasi nedenlerden ötürü milliyetinden mahrum edilmemesini belirtir.

1967 Birleşmiş Milletler Devlete Sığınmaya İlişkin Beyanname:

Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun bu beyannamesi, devlete sığınmaya ilişkin bir dizi prensip ortaya koyar.

Ülkesel sığınmanın barışçıl ve insani bir hareket olduğunu ve bu nedenle de, herhangi bir başka devlet tarafından hasmane bir davranış olarak algılanmaması gerektiğini belirtir.

Temel insani prensipleri benimser ve her biri ayrı olmak üzere, herhangi bir ülkeyi terk etme ve bir ülkeye dönme ve iltica etme hakkını kapsayan, Evrensel İnsan Hakları Beyannamesinin 13. ve 14.  maddelerini anımsatır. [7]

Mültecilik Nedenleri

Mülteci akımına neden olan olgular 5 başlık altında toplanabilir;

1. Devletler Arası Savaş

Mülteci akımına sebep olan nedenler arasında en büyük yeri devletlerarası savaş kaplamaktadır.

Rakamları incelediğimiz takdirde görülecektir ki 1969, 1982 ve 1992 yıllarında toplam 34.028.000 mültecinin 14.227.000′i devletlerarası savaş sebebiyle göç etmek zorunda kalmıştır. (Türkoğlu, 2011)

2. Etnik Çatışmalar

Devletlerarası savaştan sonraki en büyük neden etnik çatışmalardır.

34.028.000 mültecinin 10.304.000′i etnik çatışmalar nedeniyle ülkesinden ayrılmak zorunda kalmıştır.

Etnik çatışmalar iki biçimde mülteci akımına neden olabilir; ilki, yaşanan etnik çatışma merkez ile etnik bir grup arasındadır ve otonom bölge isteği söz konusudur.

Çatışmanın nedeni toprak talebidir. İkincisi ise başka bir etnik grupla çatışma veya devlet tarafından eziyet görme söz konusudur. Burada toprak talebi yoktur.

Çatışmanın sebebi devlet zulmünden ya da diğer etnik gruplarla yaşanan farklı sorunlarından kaynaklanmaktadır. [8]

3. Sivil Çatışmalar

Sivil çatışmalar etnik çatışmalar kadar mülteci akımına neden olmasa da küçümsenmeyecek kadar fazla sayıda bir hareketliliğe neden olmaktadır. Sivil çatışmalar etnik olmayan sivil çatışmalar olarak nitelendirilebilir.

Burada, Çatışmanın sebebi dinsel, dilsel ya da ırksal bir sorundan çok sınıfsal veya ideolojik sebeplerledir.

Vatandaş devletine karşı devlet vatandaşına karşı mücadele verir.

Bu çatışmada mücadele silahlı örgütler tarafında verilmektedir. (Weiner, 1996)

4. Baskıcı Otoriter ve Devrimci Rejimler

Bu rejimler çok sayıda insanın ülkesini terk etmesine neden olmuştur. II. Dünya savaşı öncesi ve 1970′ler arası çok etkili olmuştur.

Başarılı devrimler mülteci akımına sebep olduğu gibi devrim denemeleri başarısız olsa dahi mülteci akımına sebep olmaktadır.

Fransız İhtilali, Rusya Devrimi mülteci akımına sebep olduğu gibi Amerika’da gerçekleşen Tory devrim girişimi de mülteci akımına neden olmuştur. (Türkoğlu, 2011)

5. Doğal Afetler ve Çevre Sorunları

Bazı yazarlar bu kalemi mülteci akını tetikleyen sebepler arasında incelerken bazıları incelemez.

Doğal afetlerin mülteci akımına sebep olan faktörler arasında incelenememesinin sebebi olarak bunların yaşanan çatışmaların sebebi değil bir sonucu olmasını göstermektedir.

Doğal afetler diğer sebeplere göre daha fazla sayıda insanın mülteci olmasına neden olmaz.

Ancak azımsanmayacak sayıda mülteci hareketliliğine neden olur 1980′lerin ortasında Afrika’da 2 milyon kişinin kuraklık nedeniyle evini terk ettiği bilinmektedir. [9]

Mülteciliğin Tarihi

Mülteci sorunu I. Dünya Savaşı ile gündeme gelmeye başlamış, II. Dünya Savaşı ile sorun büyümüş ve Soğuk Savaş döneminde zirveye ulaşmıştır. Mültecilerin sayısı günümüzde azımsanmayacak sayıdadır.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliğinin açıklamasına göre 2009 yılında dünyada 36 milyondan fazla kişi mültecilik statüsünden dolayı sorun yaşamaktadır.

Üstelik bu rakam sadece kayıtlı olanlardır.

Kayıtlı olmayan mülteciler de hesaba katıldığında bu sayı gerçekten büyük bir sayıdır.

Bu sayı çoğu Avrupa devletinin nüfusundan fazladır. (Türkoğlu, 2011)

Mültecilik hukuksal bir tanım olarak yaklaşık 60 yıldır var olsa da göçmenliğin ve sığınmacılığın tarihi iktidarın tarihiyle paralel bir seyir izlemiştir. Yabancı topraklardan baskı ve zulüm sebebiyle kaçan insanların korunması, insanlık tarihi kadar eski bir olaydır. [10]

Bu özelliğe dair referanslar, Ortadoğu’daki Hititler, Antik Yunanlılar, Babiller ve Asurlular gibi en büyük imparatorlukların geliştiği dönemlerde, yani 3.500 yıl önce, yazılmış metinlerde bile yer almaktadır.[11]

Tarihi bu kadar eskilere uzansa da mülteci sorunu gelişen süreçte yok olmamıştır.

Öyle ki bugün bile bu sorun tam anlamıyla çözülememiş ve hatta her geçen gün daha da büyümektedir.

Aradan geçen bunca yıla rağmen, özellikle II. Dünya Savaşı’ndan sonra insanlık ciddi bir mülteci sorunu ile yüz yüze kalmıştır.

Mülteci sorunu küreselleşme ile yeni bir boyut kazanmış, bu süreçte o da küreselleşmiştir.

Günümüzde mülteciliğin, zorunlu göçün belirgin özelliği sadece gittikçe daha küresel bir hal alması da değildir.

Günümüzde gerçekleşen göçler, bir tercih değil zorunluluk olarak ortaya çıkmaktadır.

Daha doğru bir ifadeyle artık göç, yerinden olmaya (edilmeye) karşılık gelmektedir.

Göçün değişen tabiatı, zorla yerinden edilmeye tekabül etmiştir.

Mültecilik, sığınmacılık, yerinden edilenler, vatansızların ortaya çıkışı bir tesadüf değildir ve tam da bu gerçekliğe işaret etmektedir.(Palabıyık, Koç, 2011)

Günümüz Mülteci Sayısı

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK), 2013 yılında dünyada 50 milyondan fazla insanın evlerini terk etmek zorunda kaldığını açıkladı.

Bu, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana görülen en yüksek sayı olduğu göze çarpmaktadır.

Dünyanın birçok yerinde ve özellikle krizlerin yaşandığı bölgelerden kaçan 50 milyon kişinin yarısı çocuk olduğu ön görülmektedir.

Evlerinden ayrılmak zorunda kalan insanların sayısı, geçen yıllara göre artarak 51 milyon 200 bine ulaştı.

Buna göre 16 milyon 700 bin kişi başka ülkelere sığındı, 33 milyon 300 bin kişi ise kendi ülkeleri içinde yer değiştirdi ve bir milyon 200 bin kişi de sığınma taleplerinin cevap bulmasını beklemektedir.

BMMYK, son yıllardaki artışın iki buçuk milyonunun, Suriye’de devam eden çatışmalardan kaçanlar olduğunu açıkladı.

2013 yılında, toplamda yaklaşık üç milyon Suriyeli Lübnan, Türkiye, Irak ve Ürdün sınırlarını aştı.

Altı buçuk milyon Suriyeli de ülkeleri içinde yer değiştirdi.

BMMYK bünyesindeki 11 milyon 700 bin mültecinin yüzde 53′ünün Afganistan, Somali ve Suriye uyruklulardan oluştuğunu açıkladı. BMMYK, geçen yıl 25 bin 300 çocuğun yanlarında kimse olmadan sığınma talebinde bulunduğunu açıkladı. [12]

Mültecilerin birçoğunun da gelişmekte olan ülkelerde olduğu gözlenmektedir.

Çünkü mülteciler gelişmiş ülkelere giriş sıkıntısı yaşamaktadırlar.

Mültecilik Sorununa Çözüm Önerileri

  • Dünya üzerinde çeşitli nedenlerle yer değiştiren milyonlarca kişi bulunmaktadır.
  • İster sığınmacı, ister mülteci, isterse göçmen olsun, mutlaka hepsinin temel yaşam hakkı güvence altına alınmalıdır.
  • Mülteci kampları; can güvenliğinin, gıda güvenliğinin, ahlaki güvenliğin tehlikede olduğu; sağlıksız koşulların, altyapı eksikliğinin, eğitim ve fakirlik sorunlarının görüldüğü yerlerdir.
  • Kamplarda yaşanan ölümlerin %40’ı kamp şartlarından kaynaklanmaktadır.
  • Mültecilerin barındığı mekânların şartları iyileştirilmelidir. [13]
  • Mülteciler kendi vatanlarından uzakta olduklarından kendi kültürleri bozulmadan yaşatılmalıdır.
  • Mültecilerin eğitimi başta olmak üzere sosyal hayata adapte olmalarının önündeki engeller titizlikle aşılmalıdır.
  • Kayıt altına alınmayan her mülteci ekonomik nedenlerden dolayı yasal olmayan birçok yola başvurma ihtimalinin yüksek olması nedeniyle kayıt altına alınmalıdır.
  • Mülteci insanların psikolojik yapısının iyileştirilmesine yönelik uygun programlar yapılmalıdır.
  • Mülteci sayıları her geçen gün arttığından kontrollü bir mülteci sosyal politika önemlidir.
  • Bu amaçla gerek ekonomik gerekse sosyolojik tedbirler ivedilikle alınmalıdır.
  • Sığıma talebi bekleyenlere hızlı bir şekilde cevap verilip yaşam koşulları uygun hale getirilmelidir.

Sonuç

20.yüzyıl ve akabindeki konjonktür, insanlık tarihinin en sarsıcı safhalarına sahne olmuştur.

Güney Amerika’dan Balkanlar’a;  Afrika’dan Kafkasya’ya, Ortadoğu’dan Uzakdoğu’ya muhtelif yerlerde savaş, işgal veya doğal afet nedeniyle insanlar doğup hayat buldukları yerleri terk edip yeni göç yoları ile yeni umutlara ve bilinmezlere doğru yol almışlardır.

Savaşlar, iç çatışmalar ve doğal afetler mülteciliğin ana sebeplerini oluşturduğu görülmektedir.

Doğal afetler dışındaki tüm etkenler insan sebebi ile meydana gelmektedir. İnsan başka bir insanla mücadele halindedir, bu sebeple de anlaşmazlıklar çıkmakta masum, mazlum ve mağdur olan yine başka bir insan topluluğu olmaktadır.

İçinde bulunduğumuz düzen kaçınılmaz derecede mülteci üretmektedir.

Devletlerin üst düzey bürokratları değil; devletlerin asıl sahipleri halklar sürgüne maruz bırakılmaktadır.

II.Dünya Savaşından sonra mülteci haklarına dair birtakım düzenlemeler yapılsa da mülteciler kimi zaman mülteci olamadan, kimi zaman mülteciliğe yolculuk esnasında ve kimi zaman da mülteciliğin en acı deminde yaşamları nihayete erdi.

Zira mültecilik sadece sosyolojik bir vak’a değildir; mültecilik bir yaşam felsefesidir.

Mülteciler, gücün egemenleri tarafından ötelenen bir yaşamın gerçek adıdır.

 

 

 

Son notlar

1)      http://tr.wikipedia.org/wiki/Multeci (07.07.2014)

2)      Türkoğlu, Oğuzhan, Mülteciler ve Ulusal/Uluslararsı Güvenlik, Uludağ Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Cilt XXX, Sayı 2, 2011

3)      Pazarcı, Hüseyin, Uluslararası Hukuk, Ankara: Turhan Kitapevi, 2007

4)      www.amnesty.org.tr (07.07.2014)

5)      www.unhcr.org.tr (09.07.2014)

6)      Kaygalak, Sevilay, Kentin Mültecileri, Dipnot Yayınları, 2009

7)      Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, İnsan Hakları Bilgi Kitapçığı No. 20,İnsan Hakları ve Mülteciler, Çev: Muratcan Işıldak, http://www.ohchr.org/Documents/Publications/FactSheet20en.pdf (25.07.2014)

8)      Weiner, M. Bad Neighbors Bad Neighborhoods: An Inquiry into the. International Security,1996

9)      Weiner, M. Security, Stability and International Migration, 1993

10)   Palabıyık, Adem ve Yunus Koç, Zorunlu Göç ve Fakirliğin Diğer Adı: Mülteciliğin Dünya’da ve Türkiye’deki Gelişimi (2004 – 2007), International Conference on Eurasian Economies, 2011

11)   UNHCR, Mülteciler/Sınırı Aşan İnsanlar, http://www.unhcr.org.tr/?page=72 (08.07.2014)

12)   http://www.dunyabulteni.net/haberler/301637/dunyada-multeci-sayisi-50-milyonu-asti (17.07.2014)

Mültecilik; Sorunlar, Tanıklar ve Çözüm Önerileri Sempozyumu, İHH Araştırma Yayınlar, 2009

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s