TEVVABUN HAREKETİ ——– ALINTIDIR

TEVVABUN HAREKETİ

Büyük katliamın ardından ehlibeyt yanlısı Müslümanların arasında yaşanmakta olan derin ve emsalsiz acıyla birlikte öç duygusu da hızla yeşermeye başladı.

Kerbela’nın öcünü almak için örgütlenmeye başlayanlar oldu.

Sonradan bu örgütlenmeler eyleme de dönüştü ama öncelikle düşmandan öç alma yerine İmam Hüseyin’i Kerbela’da yalnız bırakanlarda ağır bir vicdan azabından kaynaklanan bir pişmanlık hissi gelişti.

Türkçesiyle “Pişman Olanlar” anlamında bir hareket başladı.

Buna Tevvabun Hareketi denilmektedir.

Tevvabun Hareketi, İmam Hüseyin’e biat edip de Yezit’in ve İbni Ziyad’ın korkusundan harekete geçemeyip sessiz kalan ve İmam Hüseyin’le yanındakileri yalnız bırakmış olan, çoğunluğu Kufelilerden teşekkül etmiş bir hareketti.

Bu hareketin öncüsü ise Surad oğlu Süleyman’dı.

İmam Hüseyin’in Kerbela’da yalnız bırakılışı Alevi edebiyatına en yürek burkucu ifadelerle yansımıştır.

Nitekim meşhur bir Kerbela ağıdında şöyle denilmektedir;

“Kerbela’nın önü düzdür,
Geceler bana gündüzdür,
Şah Kerbela’da yalnızdır,
Ah Hüseyin’im, vah Hüseyin’im…”

Tevvabun Hareketinin öncüleri ve katılımcıları, İmam Hüseyin’in katledilişi karşısında sessiz kalışlarının mahşer günü Allah katında büyük bir hesaba çekilmelerine sebep olacağını düşünüyorlardı.

Büyük bir günaha girmişler ve Allah elçisinin torununun katledilişine karşı ne elleriyle, ne dilleriyle ne de başka bir biçimde harekete geçmemişler hatta ona evvelce biat mektupları göndererek Kufe’ye doğru yola çıkışına neden olduklarından ötürü de adeta onu kendileri ölüme itmişlerdi.

Bu, onlar için hem dinen hem de sosyal manada büyük bir vebaldi.

Dahası, kavmî duygular bağlamında da bir onur meselesiydi.

Korkaklıkla ve ihanetle itham edileceklerini biliyorlar, bundan dolayı da büyük bir utanç duyuyorlardı.

Dini manadaki vebalden kurtulmanın tek yolunun İmam Hüseyin’in intikamı için kıyam etmek ve gerekirse bu uğurda can vermek olduğunu düşünüyorlardı.

Kıyamın başarıya ulaşması ve Kerbela katillerinin ölümle cezalandırılması birincil amaçtı.

Ne var ki bu amaca ulaşılamasa bile hiç değilse bu uğurda ölmek de vicdanlarda açılan yaraları belki bir nebze olsun kapatacaktı.

Eğer bu kıyam gerçekleşmezse Allah’ın azabından kurtulmaları mümkün değildi.

Zira kendilerini, peygamberleri katleden yahut katledilmelerine seyirci kalan İsrail oğullarına benzetiyorlardı.

İsrail oğullarıyla aynı günahı işlemek ve Allah’ın azabına uğramak, bu hareketin öncüleri ve katılımcıları için en büyük kaygı ve korkuyu oluşturuyordu.

Tevvabun Hareketinin öncüleri ve katılımcıları Kur’an’ın ifadesiyle “kendilerine zulmettiklerini” düşünüyorlar ve tövbe etmelerinin şart olduğuna hükmediyorlardı.

Bu konuda Kur’an’daki bir ayette şöyle denilmektedir;

“Musa toplumuna demişti ki, ey halkım, kuşkusuz siz buzağıyı ilah edinmekle kendinize kötülük ettiniz.

Bu nedenle yaratıcınıza tövbe edin de nefislerinizi öldürün.

Böyle yapmanız yaratıcınız katında sizin için daha iyidir.

Umulur ki Allah tövbenizi kabul edecektir.

Çünkü acıyıp tövbeleri kabul eden ancak odur.”

Görüleceği gibi bu ayette Musa peygamberin toplumundan buzağıya tapanların kendilerine karşı büyük kötülük ettikleri anımsatılmakta, nefislerini kuşatan kötü duygulardan arınmak için pişmanlık duyup yüce Allah’a tövbe etmeleri gerektiği vurgulanmaktadır.

Aynı şekilde Hz. İmam Hüseyin’i katiller önünde ölüme terk edenler de ayette anlatıldığı gibi kendilerine zulmettiklerini düşünüyorlar ve nefislerini bu ağır kötülükten arındırmaları gerektiğini söylüyorlardı.

Bunun için de mutlaka harekete geçmek ve halkı örgütleyerek kıyam etmek lazım geldiğini belirtiyorlardı.

Tevvabun Hareketi için yapılan toplantı Surad oğlu Süleyman’ın evinde gerçekleşmişti.

Toplantıda bulunanların istişareleri sonucu hareketin liderliğine Surad oğlu Süleyman getirildi.

Orada bulunanlar ona biat etti.

Ardından harekete katılmaları için bazı yerlere mektuplar gönderildi.

Bunların başında da Basra gelmekteydi.

Zira Basralıların bu harekete katılacakları umuluyordu.

Kıyam için bir buluşma yeri de tespit edildi.

Buna göre kıyam yani ayaklanma Nuhayle’de başlayacaktı.

Ancak bu hareketin yararlı bir sonuç doğurmayacağını düşünenler de vardı.

Bunların başında da o sırada Mekke’de bir yönetim kurmuş olan Zübeyr oğlu Abdullah’a bağlı Kufe valisi gelmekteydi.

Vali, plansız ve aceleci bir hareketin yarardan çok zarar getireceğini, İbni Ziyad’a karşı birleşmek ve güçlenmek gerektiğini belirtiyordu.

Bu sebeple hareketin kıyama geçişini engellemek için çok uğraştı ancak başarılı olamadı.

Sonuçta kıyam ve intikam için yemin eden Tevvabun Hareketi mensupları Hicri 65 yılı Rebülahir ayının başlarında yani Miladi 684 yılı Kasım ayı ortalarında Nuhayle’de buluşmaya karar verdiler.

Büyük kıyam için katılımcılara haber salındı.

Tevvabun Hareketinin örgütlenmeye başladığı günden itibaren kıyam gününe gelinceye değin 16 bin kişi bu harekete destek vereceğine ilişkin söz vermişti.

Ne var ki buluşma ve kıyam günü geldiğinde söz verenlerin sadece dörtte biri oradaydı.

16 bin kişinden sadece dört bin kişinin gelmiş olması karşısında Surad oğlu Süleyman katılanlara moral vermek ve heyecanların artırmak gayesiyle bir konuşma yaptı.

Konuşmasında altın ve gümüş gibi dünyalık peşinde olmadıklarını, yalnızca Allah rızası için bu harekete başladıklarını belirtti.

Bu sözler etkisini gösterdi ve orada bulunanlar da aynı duygular içinde olduklarını haykırdılar.

Dediler ki;

“Biz dünya malı istemiyoruz, sadece Allah’ın rızasını istiyoruz!”

Kıyamdan önce orada hareketin amaçları ve planları hakkında uzu uzun tartışıldı.

Görüş alış verişinde bulunuldu.

Sonuç olarak, Kerbela’da Hz. Hüseyin’in katledilmesi sırasında emir komutayı elinde tutan ve o sırada Kufe dışında bulunan İbni Ziyad kuvvetlerinin üzerine yürünmesine karar verildi.

Zira İbni Ziyad, 683 yılında ölmüş olan Yezit’le birlikte, Hz. Hüseyin’in şehit edilmesini azmettiren kişilerin arasında yer almaktaydı.

Tevvabun Hareketinin kıyamı başlamazdan önce, son defa Kufe Valisinden bir uyarı daha geldi.

Kufe Valisi, kendilerinin de Emevi yönetimine karşı olduklarını ancak kıyamın şu an için yarardan çok zarar getireceğini ve güç kaybına yol açacağını bir kez daha bildirip kıyamdan vazgeçilmesi gerektiğini iletti.

Vali’ye göre yapılacak en doğru iş, o sırada Mekke yönetimini elinde bulunduran  Zübeyr oğlu Abdullah’la işbirliğine gitmekti.

Ancak son girişim de sonuç vermedi ve Tevvabun fırkası harekete geçti.

Kıyamdan önce topluca Kerbela’ya giden Tevvabun Hareketi mensupları, orada gözyaşı döktüler, ağıtlar söylediler.

Bu şekilde orada bir gece geçirdiler.

Hep birlikte Allah’a yönelip tövbe ettiler.

Pişmanlıklarından dolayı dövünüp durdular.

Günümüzde bazı Şii grupların Muharrem matemi sırasında sırtlarını ve yüzlerini kanatıncaya kadar dövünme geleneğinin de bu şekilde başladığı bilinmektedir.

Tevvabun Hareketi mensupları yaptıkları tövbe ve dövünmelerin ardından bir kez daha Hz. Hüseyin’in öcünü almak için ant içtiler, bu uğurda ölmeyi de göze aldıklarını ilan ettiler.

Bu sırada Zübeyr oğlu Abdullah’a bağlı Kufe valisinin bir mektubu Kerbela’ya ulaştı.

Vali, mektubunda evvelce yaptığı uyarılarını tekrarlıyor, birlik olmanın önemini vurguluyor, Zübeyr oğlu Abdullah’la birlikte hareket edilmesi gerektiğini söylüyor aksi halde Emevilerin ve İbni Ziyad’ın ekmeğine yağ sürüş olacaklarını belirtiyordu.

Süleyman, valiye teşekkür mektubu yazmakla yetindi.

Hareketine devam etti.

Katılımcılarıyla birlikte Anbar ile Karkîsiya üzerinden geçip Aynulverde denilen yerin batısına ulaşarak karargâhını oraya kurdu.

Bir süre sonra Tevvabun Hareketi ile Şam ordusu karşı karşıya geldi.

Çarpışmanın ilk aşamalarında Surad oğlu Süleyman’ın birlikleri üstünlük sağladılarsa da İbni Ziyad, Ümeyye oğullarının tanınmış kumandanlarından Numeyr oğlu Husayn’ı 12 bin kişilik bir ordu ile cepheye gönderince her şey tersine döndü ve Tevvabun Hareketi hızla güç kaybetti.

Birkaç gün sonra Tevvabun Hareketi iyice güçten düştü ve nihayetinde hareketin lider kadrosu öldürüldü.

Surad oğlu Süleyman, Necebe oğlu Müseyyeb, Nüfeyl oğlu Sa’d oğlu Abdullah feci bir şekilde katledildi.

Dört bin kişilik Tevvabun savaşçılarının büyük çoğunluğu da aynı akıbete uğradı.

Yani binlerce insan Ümeyye oğulları tarafından kılıçtan geçirildi.

İmam Hüseyin’in intikamı alınamasa da en azından bu yolda ölerek hiç değilse onurlarını kurtarmaya ve içinde bulundukları utançtan sıyrılmaya çalışan Tevvabun Hareketi mensupları tarihe trajik bir biçimde geçmiş oldular.

Keşke Tevvabun Hareketi mensupları Kerbela hadisesi vuku bulurken İmam Hüseyin’in yanında olabilmeyi başarabilseydi.

Keşke yürekleri, imanları ve onurları buna elvermiş olsaydı.

Keşke ve hiç olmazsa İmam Hüseyin’le birlikte Kerbela’da şehit olabilmeye cesaret edebilselerdi…

Keşke…

Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s