DEĞİŞEN İRAN DIŞ POLİTİKASI VE ETKİLERİ ————– ALINTIDIR

 DEĞİŞEN İRAN DIŞ POLİTİKASI VE ETKİLERİ

 

Devrim sonrasında İran, gerek siyasi yapısıyla gerekse uluslararası alandaki deneyimlerinin getirdiği savunma mekanizmasından kaynaklanan, önyargı ve şüpheci duruşuyla anlaşılması zor bir ülke olmuştur.

  Featured image

 

ŞEVKİ DENİZ

Sakarya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler

 

Ortadoğu’da ABD-İsrail karşıtı söylemler ve nükleer diplomaside gösterilen kararlılık Ahmedinejad İran’ının en temel özelliğidir.

Gelinen son noktada ise İran’ın bu sert politikasından vazgeçip Ruhani’nin göreve gelmesiyle birlikte batıya entegre olma amaçlı bir politikaya geçtiğini söyleyebiliriz.İran’da ve dışarıda oluşan olumlu  hava P5+1 görüşmeleriyle test edilmiştir.

Taraflar arasında Kasım ayında Cenevre’de yapılan anlaşmanın İran ile ilgili olumlu havayı güçlendirmesiyle İran ile ABD arasındaki ilişkiler “yumuşama” (detente) evresine girmiştir

 

ZAMANLA DEĞİŞEN DIŞ POLİTİKA YAKLAŞIMI

 

“Ne Doğu Ne Batı”  sloganıyla politik bağımsızlığa vurgu yapan İran, dış politikasını devletler yerine halk­lar ve hareketlerle yakın ilişkiler  kurmak, dış politika ilişkilerini ekonomik çıkarlara göre ayarlamamak, İs­rail ile mücadele edip Filistin halk hareketini destekle­mek, büyük siyasi güçlerin stratejik çıkarlarıyla arasına mesafe koymak gibi temeller üzerinde kurup ülkenin tam bağımsızlığı, uluslararası arenada Müslümanların haklarının korunması ve ezilenlerin ezenler karşısında müdafaa edilmesi hedeflerini ortaya koydu.[1]

Bütün devrimlerde olduğu gibi, başarıya ulaşmak için kitleleri ortak bir ideoloji etrafında buluşturmak ve sadece kendileri için değil, bütün dünya için iyi bir seçenek oluşturmak söylemini kullanan İran Devrimi de başarıya ulaştıktan sonra bu söylemlerini somut bir  şekilde uygulaması gerektiğinden yukarıda özetle bahsi geçen esas­lara ve hedeflere anayasasında yer verdi.

Devrim hem İran toplumunu hem radikal grupların kol gezdiği Ortadoğu’daki Arap ülkelerini hem de Türkiye’yi derinlemesine etkilemiştir.

“İslam Devrimi” zaten bölgesinde yalnız olan İran’ı tam bir yalnızlık içerisine itmiş ve kendisinin diğerleri tarafından “öteki” olarak algılanmasına sebep olmuştur.

Zaten dini (Şii)ve etnik yönden (Farsi) ayırt edici kimliğine bir de “devrimci” faktörü eklenince bölgede tek başına ayakta durmaya çalışan ülke görünümüne bürünmüştür.[2]

Gerek bölgesel ve gerekse küresel düzeyde bir dışlanma ile karşı karşıya kalmıştır.

İran’ın güvenliği ve dış politikası ülke içindeki bilişsel ve ideolojik faktörlerden derin olarak etkilenmektedir.

Ülke içinde köklü ekonomik ve kültürel değişimler yaşanmakta fakat uluslararası topluluk çoğu zaman bunlardan haberdar olmamaktadır.

Başka ülkelerin çok daha rahat gözlemleyebildiği ve onlar için önemli olan dış politika ve güvenlik konularında ise hem tarz hem de içerik olarak yapılan değişiklikler çok daha yavaş gerçekleşmektedir.

İran dış politika anlayışının hangi aşamalardan geçerek bu noktaya geldiğinin anlaşılması için, 1979 Devriminin etkileri de göz önüne alınarak özellikle Ahmedinejad ve Ruhani dönemini dış politikalarının nasıl bir çizgide olduğunu saptamaya çalışacağım.

 

AHMEDİNEJAD DÖNEMİ: DEVRİMCİ SÖYLEMLERİN YENİDEN İHYASI

 

2005 yılında İran’da gerçekleşen cumhurbaşkanlığı se­çimlerinde muhafazakâr kesimin adayı Mahmud Ahme­dinejad seçimi kazanmış ve İran’ın yeni cumhurbaşkanı olarak göreve başlamıştı.

Ahmedinejad cumhurbaşkanı olduğunda ABD Başkanı George W. Bush ve onun neo-muhafazakâr kadrosu küresel düzeyde gergin ve agresif davranışlar sergiliyorlardı.[3]

İran’ın bu dönemde yumuşak bir söylem kullanması ulusal çıkarlarından ödün verip kendini zor bir duruma sokabilirdi. Hatemi ile bu denenmiş ancak başarılı olunamamış ve İran kötü devlet rolü tasvirinden kurtulamamıştı.

İran bunun yerine yeni bir yola girdi ve küresel alana hâkim olan sertlik yanlısı tutuma aynı şekilde cevap vermeyi tercih etti.

Bunun yolu dış politikada eski devrimci söy­lemlerin yeniden ihya edilmesinden geçiyordu ve İran da bunu yaptı. Öncelikle tüm dış baskılara rağmen nükleer faaliyetlere kaldığı yerden devam edeceğini ilan ederek agresif bir dış politika uygulamaya başladı.

Bununla da yetinmeyen İran, bizzat cumhurbaşkanı­nın ağzından İsrail’in yok edilmesi gerektiğini belirtip, gerginliği daha da ileri boyutlara taşıdı.

Ahmedinejad dönemi İran Dış Politikasının uluslararası sisteme dair yaptığı eleştiriler aşağıdaki maddelerde belirtilmiştir bunlar;

*Mevcut ulus­lararası sistemde uluslararası kurumlar gittikçe itibar kaybediyor,

*İsrail Filistin halkının haklarını gasp ediyor, bunu her gün arttırıyor ve uluslararası       kuruluşlar buna ses çıkartmıyor,

*Büyük güçler zorbaca dav­ranıyor ve diğer devletlere istediklerinde askeri ve siyasi müdahalelerde bulunuyor,

*Nükleer silahlar zorba devletlerin tekelindedir ve bu konuda istedikle­ri gibi davranıyorlar,

*Dünya adil olmayan gelir gurupları olarak iki kutba ayrılmış durumda.

Ahmedinejad ayrıca, anti-em­peryalist bir cephenin kurulması gereğinden hareketle Latin Amerika ülkeleriyle iyi ilişkiler geliştirme yoluna da gitti.

Farkedileceği üzere İran dış politikası bu dö­nemde İmam Humeyni döneminin dış politika ens­trümanlarını yeniden kullanmaya başlamıştı.

Ancak bu politik yaklaşım biçimsel olarak ilk dönem yakla­şımına benzese de, içerik olarak sonraki yaklaşımların devamı niteliğindeydi.

Yani ilkesel değil pragmatikti.[4]

Bu tespitin doğrulandığı alan olarak İran’ın Ahmedine­jad dönemi Suriye politikasına bakmak yeterli olacak­tır.

Bu dönemde yukarıda da bahsedildiği gibi birçok alanda ideal dış politika söylemleri dile getirilmişse de, söz konusu Suriye olduğunda İran’ın çıkarları belirle­yici olmuştur.

Savunma doktrininin hayati bir parçası olan “direniş ekseni” yaklaşımında önemli bir yer tutan Suriye’de rejimi devirmek amacıyla halk ayaklanması başlayınca İran ilkesel olarak ortaya koyduğu önemli bazı noktaları görmezden gelmeyi tercih etti.

Örneğin; ezenlere karşı ezilenlerin müdafaası ilkesi yerine ana ülkenin çıkarlarını korumayı amaçlamış, yine devletler yerine halk hareketleriyle yakınlaşma ilkesini yok say­mıştı.

İran, Suriye meselesinde açık bir şekilde Beşşar Esad’in yanında yer aldı.

Bu konuda o kadar kararlı davrandı ki, esasen İsrail’e karşı Lübnan’da mücadele etmek amacıyla kurulan ve bu doğrultudaki mücade­lesiyle tüm dünya Müslümanlarının takdirini kazanan Hizbullah’ı İslam dünyası nezdindeki prestijini yok et­mek pahasına ihtiyaç duyulduğunda Suriye’deki savaşa dâhil etti.

Suriye’de yaşanan büyük trajedilere ve bü­yük oranda silahsız halkın kıyıma uğramasına rağmen İran’ın Suriye politikasını değiştirmeyi düşünmemesi, olası bir değişikliğin ise ancak İran’ın bölgedeki çıkarlarının zarar görmemesiyle mümkün olacak  olması, İran yöneticilerinin artık “dev­rimci” olarak değil devlet adamı olarak düşündükleri­nin kanıtıdır.

Hal böyle olunca Ahmedinejad dönemi dış politikasındaki anti-emperyalist duruşun agresif politika taktiğine hizmet ettiği söylenebilir.

Her halü­karda İran sürdürdüğü bu agresif politika ile bir yandan nükleer enerji konusundaki çalışmalarını ileri noktaya taşırken, diğer taraftan kendisine uygulanan ambar­golar içeride kendisini oldukça zor durumda bıraktı.

Yukarıdaki grafikte görüldüğü üzere ülkenin büyüme oranlarının sürekli düşmesi İran’ın tutumunun değişmesindeki en önemli parametreler olmuştur.

 Hem ekonomik darboğazdan ve ülkenin karşı karşıya kaldığı krizden kurtulmak için bir çıkış yolunun zo­runluluğu hem de savaşlardan yorulmuş uluslararası sistemin daha yumuşak bir söylem içerisine girmesi İran’ın yeni dönemde dış politikasına dair işaretleri taşı­yordu.

 

HASAN RUHANİ DÖNEMİ:

İTİDALLİ DIŞ POLİTİKA:

 

Hasan Ruhani’nin cumhurbaşkanı seçilmesinden sonraki süreçte İran’ın  dış politika anlayışının değiştiğini söyleyebiliriz.

İlk olarak, dini lider Hamaney’in dış politikadan bahsederken “kahramanca esneklik” kavramından bahsetmesi ekonomik durumun taktik değişikliklere yol açabileceğinin belirtisiydi.[5]

Seçimlerden sonra da İran dışarıya karşı daha ılımlı mesajlar vermeye başladı.

Bu manada Batı ile ilişkilerin geliştirilmesi ve uluslararası kamuoyunun uyguladığı ambargonun kaldırılmasına yönelik ilk adım; BM Güvenlik Konseyi daimi üyeleri ABD, Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa ile Almanya’nın da katılımıyla oluşan P5+1 ülkeleri ile İran arasındaki, İran’ın nükleer çalışmalarının kontrol altına alınmasına ilişkin müzakereler sonucunda beklenen anlaşma Cenevre’de sağlanmıştır.

Görüşmelerden çıkan sonuçlardan biri uzun süredir devam eden gerilimden sonra ABD ve İran’ın ilk defa masada oturmalarıydı.

Bu tablo İran’ın uzun süredir devam eden Batı karşıtı dış politikalarında bir rahatlama ve değişiklik meydana getirdi. Anlaşmanın yapılmasındaki en önemli etken aslında Hasan Ruhani ve savunduğu yeni İran dış politikasıydı.

ABD başkanı Obama bu fırsatı kaçırmadı ve anlaşmanın ortaya çıkışı bu atmosfer içinde gerçekleşti. Hatta Obama’nın Hasan Ruhani’nin iktidara gelişini bir fırsat olarak görmesi, onu telefonla araması (Eylül 2013) ve iki ülkenin 34 yıl sonra temas kurması müzakere yolunun da açılmasının ilk belirtilerindendi.

Ruhani’nin dış politikada ‘radikalizmi ve aşırılığı’ reddederek ‘yapıcı etkileşim,’ ‘itidal’ ve ‘diyalog’ söylemlerini öne çıkarmasının bölgeye de olumlu yansımaları olacaktır.

Ayrıca Ruhani bölgesindeki gerilimin ve kutuplaşmanın İran’ın çıkarlarına zarar verdiğini ve yaptığı açıklamalarda sık sık komşularla iyi ilişkilerin önemine değinmiştir.

Rafsancani ve Hatemi dönemlerinde İran ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkilerin gelişmesinde pay sahibi olmakla övünen Ruhani, Körfez ülkelerine olumlu sinyaller göndermiştir.

 

SONUÇ

 

Ruhani ile değişen İran dış politikasının temel konuların ve kırmızı çizgilerin radikal anlamda değişmesini beklemek yanlış olacaktır.

Dış politikada ki asıl değişikliğin söylemsel manada olacağı ve Ahmedinejad dönemindeki oluşan olumsuz havanın giderileceğini söyleyebiliriz. 

İran eski dış işleri bakanı Veleti şunları söylemiştir ; ‘Daha önce yaptığımız gibi aynı dilin tekrar edilmesinin bir yararı yok.

Farklı bir dil ile konuşmamız gerekiyor.

Aynı amaçlar,ama farklı dillerle.’

 

 

[1]Abdullah Yeğin, ‘Devrimin 35. Yılında İran Dış Politikası’, SETA Persfektif, Cilt 4, Sayı: 32,Şubat   2014. s. 2-3

[2]Ö.Faruk Görçün, 1979 İran İslam Devrimi Sonrası Türkiye-İran İlişkileri, Beta Yay.,İst., 2008. S.12

[3]Abdullah Yeğin, SETA Persfektif. s. 3

[4]Emre Bayır,  “Reform Yapamayan Reformcuların Anatomisi”, Stratejik Analiz, Ocak 2003, Sayı 33. s.15

[5]İran’ın Yeni Cumhurbaşkanı: Dış Politikada Reformların Sınırları’, 20 Haziran 2013,http://newtimes.az/tr/relations/1818/#.UhO6pJJ1tdw

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s