ATA”TÜRK”ÜZ —– ALINTIDIR

ATA”TÜRK”ÜZ

 Featured image

* MÖ.4. yüzyılda Makedonyalı İskender tarafından gerçekleşen istilacı hareketten önce, bazı ticari ilişkiler dışında, BATI”dan DOĞU ya kitle halinde insan göçü, tarihte tespit edilememiştir.

Bronz Çağını kapsayan MÖ.3binyılda, henüz Yunanistan’da yüksek medeniyetin yüze çıkmadığını açıkça görürüz.

Yunanistan’da uygarlık MÖ.1700 lerde “Girit” adasının üzerinden, dışarıdan gelen “Minos-Minoische kültür” ile MÖ.1600 yıllarına ait yerel “Miken-Mikenische kültür” medeniyetinin birleşiminden oluşmuştur.

İlk kuleler ve tapınaklar ise MÖ.580’li yıllarda yüze çıkmıştır.

 

Raphael Pumpelly :

<< Asya´da tahıl ürünlerini yetiştirmek bizim zamanımızdan 8,000 yıl önce, büyükbaş hayvanları, koyunları, belki de atları evcilleştirilmek ise bizim zamanımıza kadar 8,000 yıl ile 6,000 yıl aralığı Anev´de gerçekleştirilmiştir…

Eğer de buraya kadar ortaya koyduğumuz düşünceler ve çıkardığımız sonuçlar iyi temele oturtulmuşsa, burada biz en eski Anev uygarlığı ile batıdaki Neolit uygarlığı arasındaki benzerlikleri görüyoruz.

Ancak bu benzer kültürün batıdan buraya gelmiş olması mümkün değildir.

Eğer onlar arasında benzerlik varsa, bu buluntuları biz: -kendi bölgemizin (Anev´in) gelişme sürecinin sonucu ve ürünü olup, sonralar, yani atları evcilleştirdikten veya atların ve develerin uzak aralıkları (mesafeleri) geçe bilmeği mümkün kıldıktan sonra, bu bölgelerin sınırlarından dışarıya yayılmıştır- diye değerlendirmeliyiz.

Buna benzer üstünlüklerin sırasına biz: bakır ve kurşun üretme, dokuma sanatı, ev hayvanları besleme, çiftçilik ve muhtemelen kil kap kacakları süsleme sanatı gibi yönlerde kazanılan bilgi ve deneyimleri de katmalıyız…>>

<< Avcılıkla geçinen nüfus, yaşamının bir parçasını evcil hayvanların mekanı olan Ovalardan temin ediyorlardı.

Ancak İ.Ö. IV. Bin yılında meydana gelen kurakçılık şartları, devamlı harekette olan göçebe hayvancılık yaşam tarzını tahmil etmiş olduğunu, çalışmamızın gösterdiği netice olarak göz önüne getirebiliriz.

Bu durum ise yaşayıcıların çok eski çağlardan başlayarak sonraki dönemlere dek süren uzak zaman içerisinde yavaş yavaştan Atlantik´e kadar ulaştıkları ve böylelik‟le günümüzdeki dünyanın fiziki ve manevi yaşam özelliklerini derin etkilemiş olduklarının gerçeği kesinleşmiştir.

Halkların bu genişliklerde göçüp konup hareket etmelerinin devamında göçebelerin yol istikameti kesinlikle Avrasya bozkırlarına ve Kuzey Karadeniz´e ulaşmıştır.

Aynı olumsuz hava şartlarında susuzluğa maruz kalan ovalardaki tarımcılar da bir ovadan öteki ovaya doğru hareket etmişlerdir. Böylelikle onların seçtikleri yollar da Mezopotamya ve Anadolu´da sona ermiştir.

Will Durant- “İnsanlık Kültürlerinin Tarihi” adlı eserinin birinci cildinde “Uygarlık Beşikleri: Orta Asya “Anau” (Änev), aklı şaşırtan yollar” başlıklı bölümünde şöyle yazıyor:

<< Çalışmamızın bu bölümünü “uyğarlık nereden başlıyor? “ diyen, çözülmemiş mesele ve cevabı bulunmamış soruya hasretmeyi uygun bulduk.

Biz jeologlar tarihten önceki uzak geçmişin dumanına girmeye çalıştığımız zaman, günümüzdeki Orta Asya‟nın kurak çöllerinde, eski çağlarda hoş ve nemli hava şartları olmuş olduğunu sanıyoruz ve bu bölgelerde, hem göllerin hem de bol sulu ırmakların bulunmuş olduğunu görüyoruz.

Buzların en son kez çekildiği jeolojik dönemde o bölgelerde kuraklık oluyor ve yağmur suyu ise buralarda oluşup gelişen köylerin ve kentlerin saklanıp kalabilmesi için yetmiyor.

Buna göre de bu bölgedeki insanlar kendi yurtlarını su aramak için terk etmeye mecbur olup, dünya´nın dört yanına dağılıyorlar.

Bakteriya gibi yarı gövdesi kumda gömülüp kalmış kentlerde çok kalabalık bir nüfusun yaşamış olduğunu görüyoruz.

Hatta 1868 yılında da Batı Türkistan‟ın 80.000 nüfusu, hareket edip gelmekte olan çölleşme´den korkarak yurtlarını terk etmeye mecbur oluyorlar.

1907 yılında Pumpelly “Anau”da (Güney Türkistan‟da) M.Ö. 9,000 yıla ait uygarlığın kalıntısı olduğu belirlenen taş aletleri ve başka eşyaları kazıp çıkardılar.

Biz burada arpa, buğday, darı gibi tahılların ekilip yetiştirildiğini, bakır gibi madenlerin kullanıldığını, hayvanların evcilleştirilip yetiştirildiğini ve seramikten yapılmış süs eşyaların kullanılmış olduğunu görüyoruz.

Biz bu düşünceden hareket etmekle, kendi meçhulümüz konusunda şöyle bir fikri öne sürüyoruz: Yağmursuz göğ´ün yüklenmesine ve kuraklığa maruz kalan çöl toprağının baskısına dayanamayan nüfus, üç yana dağılarak, yarattıkları uygarlığı da kendileri ile götürdüler.

Onlar, doğuya doğru Çin, Mançurya ve Kuzey Amerika‟ya kadar, güneye doğru Hindistan‟a, batıya yönelik de Elâm, Sümer, Mısır, hatta İtalya ve İspanya‟ya kadar varıyorlar.

Susa‟da (bugünkü güney-batı İran‟da yerleşen “Şuş” B.G.) eski Elâm‟dan kalmış çok eski uygarlığın kalıntıları Anau (Änev) uygarlığı ile o kadar benzerdir ki, insan uygarlığının başlangıç döneminde, tahminen M.Ö. 4000’li yıllarda Susa ile Anau (Änev, Anav) arasında kültürel ilişkiler saklanmış olmasını savunmaya temel sağlıyor.

Bunun gibi benzerliklerin ve yakın akrabalığın, hem Anev ile Mezopotamya hem de eski Mısır sanatı ve el işlerinde bulunması, bu ülkelerin arasında da tarihten önceki dönemlerde ilişkilerin bulunduğunu hatırlatıyor.”

Araştırmacı, sözünün devamında Sümerler´in de ya Orta Asya‟dan, ya Hindistan‟dan veya Kafkasya‟dan gelme ihtimalini öne sürerek, Sümer dili ile Moğol dilinin arasında var olan benzerliğin de altını çizerek, kendisinin bu konulardaki nihai fikrini “Yakın-Doğunun batı uygarlığına kattığı katkıları” konu başlığı altında şöyle açıklıyor:

“Yazıya geçmiş tarihin en azından 6 bin yıl yaşı vardır.

Bizim elimizdeki bilgilere göre bu sürecin tam yarısında insanlık hareketinin merkez noktası Yakın-Doğu olmuştur.

Yakın-Doğu diyerek belirsiz adresten biz, bütün Doğu Asya‟yı göz önünde bulunduruyoruz.

Bu ise Rusya ve Karadeniz‟in güneyini, Hindistan ve Afganistan‟ın batısını, daha genişletirsek, Yakın-Doğu ile ilişkide olan Mısır‟ı da kapsayan bir genişliktir.

Bu belirsiz tasvir edilen genişlikte yaşayan fevkalâde çalışkan ve yaratıcı kavimlerin oluşturduğu çeşitli uygarlıkların birbirine etkisi ve katılması sonucu tarımcılık ve ticaret ilişkileri, at beslemek ve araba üretmek, para kullanmak ve kredi sistemini yola koymak, dokumacılık ve el işleri, hükümet ve kanun, matematik ve tıp, bilimsel esasta yer sulama sistemi, geometri ve astronomi, takvim, saat ve müçe hesabı (on iki hayvanlı takvim sistemi), yazı ve alfabe, kâğıt ve mürekkep, kütüphane ve okul yerleri, edebiyat ve saz sanatı, ressamlık ve mimarlık, tek tanrıya inanç ve tek eşlilik, çeşitli süs eşyaları ve güzelliği korumak, yurt gelirlerini hesaplamak ve vergi sistemini düzenlemek vb. meydana gelmiştir.

Hem Amerika‟nın hem de Avrupa‟nın bugünkü kültürü Girit adası, Yunan ve Rum aracılığı ile, doğudan bu uygarlıktan alınarak meydan gelmiştir.

Aryanlar´ın kendileri uygarlığın yaratıcısı olmayıp, belki onu Babil ve Mısır‟dan almışlardır.

Örneğin, Yunanlılar kendilerinden 3 bin yıl önce doğuda yaratılan ilim ve sanatı, savaşta yağmalanan ganimet veya pazarlıkta kazanılmış para gibi elde etmişler.

Bunun sonucunda onlar, kendilerinin yaratma yeteneğinden fazla olan bir kültürü dışarıdan alarak sahip olmuşlardır.

Eğer biz de kendi kültürümüzün gerçek kurucularına saygı göstermek istersek, o zaman Orta Asya‟ya şükranlar sunmalıyız.”

 

Büyük Part Türk Devletini Kuran Atalarımız
(MÖ.247-224)
Begmyrat Gerey
pdf:
http://www.turkmenhost.com/documents/Gerey/PAR-%20LAR.pdf

kendi sayfası:
http://turkmengerey.com/
________________________

Yıl 1801…

Asya Tarihi üzerine kurulmuş bir araştırma kuruluşunun yıllık yayınının ilk sayısında, kuruluşun başkanının açılış konuşmasından.
Özet olarak şunu söylüyor.

Tarihin eski çağlarında Yunanlıların yazdıkları Tarih kayıtlarında Asya ile ilgili tüm Coğrafya ve Tarihle ilgili özgün isimleri kasıtlı olarak değiştirdiklerinden söz ediyor.

Garip bir şekilde ırmak, kent, ülke adlarını tanınmaması için sakladıklarından söz ediyor.

Bu yaptıklarının hala bu günlere kadar büyük karmaşıklığa ve belirsizliklere neden olduğunu söylüyor.

Bu yapılanın tek amacı o toplumları Tarih sahnesinden silmektir.

Bu böyle olunca da: Tarihin 5500 yıl ve öncesine uzanan ve zamanının en ileri ve büyük uygarlığı olan Türk Oğuz Boyu uygarlığının adını verdiği Oğuz Irmağını, bir beş para etmez Üniversitenin, beş para etmez profesöründen tarihi adı diye “Oxus” olarak öğrenirsin.

Sonra da dünya üzerinde kimsenin ciddiye almadığı, elindeki o beş para etmez diplomayla boş kafalı bir asalak olarak yaşarsın.

Hatta haddini bilmez bir de ağzını açarsın…

 

Ali Erden Sizgek

 

 

Kaynak:
Asiatick Researches or Transactions, Historiy and Antiquities Vol. 1, 1801

……………..

Trakya ovaları da Bizans kaynaklarında ASTİKE ovaları diye geçiyor…. AS’lar

Kaynak:
Bizans Kaynaklarında Türkler (Menandros’un Fragmanları)
İsmail Mangaltepe
http://www.ismailmangaltepe.com/

Semra BAYRAKTAR

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s