EŞEKARISI KOVANI: HİVE MİND (KOVAN BİLİNCİ) ——————- ALINTIDIR

EŞEKARISI KOVANI: HIVE MIND

BAHADIRHAN DİNÇASLAN

Esen olsun.

Hive mind diye bir kavram var, “kovan zihni” ya da “kovan bilinci” diye çevirebiliriz.

Peki, nasıl oluşur?

Ve Türkiye ile alakası nedir?

Öncelikle “bilinç” nasıl oluşur, onu anlamak lazım.

İnsan bilinci dediğimiz şey, nasıl oluşuyor?

“1 ve 0″lara benzetebileceğimiz, ilkel ve basit bir takım elektriksel/kimyasal verileri yaratmak ve iletmekten başka bir özelliği yok sinir hücrelerinin.

Nörotransmitterler denen bir takım kimyevi bileşikler ve elektrik akımı…

Ancak bu basit ve tek yönlü iletiler, bir “yumak” oluşturunca, bir eşik değerini aşınca, “emergent” bir yapı olarak “bilinç” ortaya çıkıyor.

Yani bilinç, teker teker kendisini oluşturan küçük bileşenlerin doğrudan toplamından daha fazlası ediyor, bu bileşenlerin bir araya gelmesi, bir fenomen yaratıyor; “emergent”ten kasıt budur.

Samuel Alexander’in “Space, Time and Deity” kitabı ile, Gödel Escher Bach isimli meşhur eser, meraklısına oldukça faydalı olabilecek kitaplar.

İkincisinin Türkçe çevirisi var, yazarı Douglas Hofstadter.

İlkini kısmet olursa ben çevireceğim, yaklaşık 800 sayfa, 10 yıla bitirmiş olurum.

Sonra, karıncalardan örnek verelim. “Hive”, yani kovan, arılar için kullanılır ama, karıncalar, nihayetinde kolektif bilince bağladığımızda daha faydalı bir referans noktası olacak bizim için.

Zira arıların “küçük iletişim ‘impuls’ları” karıncalardan daha karmaşık.

Her bir karınca, çok basit, karınca kolonilerinin karmaşasıyla karşılaştırılamayacak kadar sıradan ve önemsiz iletişim aygıtlarına sahip: salgıladığı kimyasallar, yani feromonlar ve algılamak için kafasının iki yanındaki duyargaları.

Bir de, sadece en yakınındaki karıncalara, çok ani ve anlık mesaj verebilen sesi.

(Karıncalarda sesli iletişim hala tartışılan bir konu.)

Karşılaştırmak için, insanın sahip olduğu iletişim aygıtlarına bakınız:

Feromonlar, dil, yazı, beden dili, cep telefonu (…)

Ancak karıncalar insanoğlunun kurduğu medeniyetlere denk değilse de, yakınsayan “medeniyetler” kuruyorlar, nasıl?

Tek bir karınca, akılsız, salak bir varlık.

Bütün yapabildiği, hareket etmek ve hareket ederken, eğer yemek aramaya çıkıyorsa, “yemek” anlamına gelen bir feromonu (kokulu kimyasal madde diyelim), arkasında bırakmak, ya da tehdit varsa, “tehdit” anlamına gelen bir feromonu…

Karıncamız yola çıkıyor, peşinde salgıladığı kimyevi maddenin koku izi…

Yemek bulduysa, kendi izine takılarak, adeta karda bıraktığı izlere yeniden basarcasına, aynı yoldan geri dönüyor.

Üst üste iki defa “yemek” mesajı bırakmış oluyor.

Dolayısıyla, karıncanın “yemek var” mesajı keskinleşiyor; kokusu belirginleşiyor.

Başka bir karınca, bu kokuyu aldığında, iki defa üzerinden geçildiği için, bir yemeğe ulaşma şansının yüksek olduğunu anlayıp, takılıyor; “yemek var” mesajını arkasında bırakmaya devam ederek.

Böylece, yemek bitene kadar, ilk giden karıncanın peşinden o yemeğe ulaşan bütün karıncalar, bir yolu kokularıyla işaretliyorlar.

Yemek ne kadar fazlaysa, giden karınca o kadar çok olduğu için, koku daha da belirginleşip daha fazla karıncayı çekiyor. (pozitif geri besleme)

Yemek bittiğinde, yemek var feromonunu salgılamayı bırakıyorlar ve koku zamanla siliniyor.

Görmüşsünüzdür, bir rota boyunca durmaksızın akan karıncaları…

İşte böyle basit bir mekanizma, karınca kolonisini “mantıklı imişçesine” sevk ediyor; bütün diğer koloni işleri de, aynı mantıkla hallediliyor.

Öyleyse, bireyin bilincini, kafasının içindeki karınca kolonisi oluşturur.

Karıncalar da, teker teker dahil olarak, kendilerinin nicel toplamından daha fazlasını, bir “koloni”yi ve “kovan bilinci”ni oluştururlar.

Bir beyin hücresini kaybetmek bilinci değiştirmez ve fazla etkilemez, bir karınca da öyle.

İnsan toplulukları, tekil elemanların bir de “bireysel bilinci” olduğundan, diyelim ki, “etken” yani aktif, dönüştürücü, görece bağımsız bilinci olduğundan, karıncalar gibi yaşamazlar.

O yüzden, bütün psikoloji kuramları, bir şekilde, “kolektif bilinç – bireysel bilinç” çatışmasını ve ilişkilerini inceliyor denebilir.

Hive mind dedik; hive mind karıncalar ya da arılar için pek kullanılmaz, onlar için “swarm intelligence” daha çok kullanılır, “swarm”ı, “arı oğul verdi” cümlesindeki “oğul” ve “intelligence” kelimesini, “zeka” olarak çevirebiliriz.

Hive mind, insan toplulukları için kullanılır.

Kimi zaman, bireysel bilinç, sorgu, şüphe, iktidar ve irade baskılanır.

Bu, faşist yönetimler eliyle olabileceği gibi, kolektifçilik (toplumculuk ile kolektifçiliği ayırmak lazım.

Komünizm kolektifçidir.

Ben bir anti-komünist olarak, (bugünün İslamcı ve milliyetçilerinin sürekli Stalinist davrandıklarına şahit oluyor ve üzülüyorum.), kültür endüstrisi (tüketim kültürü dediğimiz, her önüne gelenin hakkında atıp tuttuğu “şey”in aslen ne idüğüne dair bir kuramsal eleştiri ve kavram, kültür endüstrisi), kişiliksizlik vs. gibi etmenler sebebiyle de gerçekleşebilir.

Nihayetinde, ortada bir insan medeniyeti değil, bir karınca kolonisi vardır.

Zira herkes, “feromonun kokusunun baskın olduğu yer”e yönelir, altı çokça çizilen öne çıkar ve neyin altının çokça çizildiğini, bireysel sorgu, akli melekeler, insan medeniyetinin kazanımları değil, “yemek var”, “tehdit var” gibi çok iptidai bir takım mesajlar belirler.

AKP elinde, Türkiye de, birkaç “hive mind” öbeği görüntüsü çiziyor…

Sebebi ve nasıl olduğu oldukça uzun, muhafazakarlığa dair yazılarımda biraz değinmiştim:

AKP döneminde Türkiye hiç olmadığı kadar “kapalı toplum”, “gemeinschaft”, “lümpen”, “sürü/yığın” özelliği gösteriyor.

Muhalifler de, bundan bağımsız değil.

Yaptıkları şey, hive mind “yapı”sını kırma çabası değil, kendi kovan bilinçlerinin altının daha çok çizilmesini sağlamak.

Bu yüzden, muhalif yapıların, kendi “mahiyetleri”ni “gerçek karşıt” konumunda tam bir alternatif olarak yeniden düzenlemek yerine, keskin “yemek var” feromonu salgılanmış bir rotadan yan yol çıkarak, bir araya hasbelkader getirdiği kalabalığı da, ana rotadan sapacakları çekmek için feromon salgılayan öncü işlevinde kullanmak suretiyle AKP’yi indirmeye çalışması faydasızdır.

Şu an, şahsi kanaatim, AKP’nin, önceden kalma “yemek var” feromonuna takılmış karıncaların, geriye “yemek var” feromonu bırakmadan döndüğü faza geçtiği yönünde.

Rüzgar, nem ve diğer etmenler o feromonun kokusunu sildiğinde, AKP kendi üzerine yıkılacaktır.

Ancak onun yerine, bir başka “yemek var” çağrısı yeni bir kovan bilinci oluşturacaktır ki, AKP yıkıldığında yerine geçen, “AKPjr” yani “ufaklık AKP” olacak desek yeridir.

Bu kovan bilinci ancak, “birey bilinci” ile kırılır.

Ve birey bilinci, kovanı yıkmaya, ancak “kolektifçi olmayan toplumcu duruş” ile varır.

Ulusal kovan bilincini yıkacak olan, birey olmayı başarabilmiş şehirlilerdir (Ki Tan Yeri dergisinin ilk sayısında bu şehirlilik ile alakalı güzel yazılar olacak.); küresel ölçekte ise, birimleri, “kültür havzaları” yani “millet bilinci” oluşturur.

Millet bilinci olmayan toplumlar, küresel kovan bilincinde birilerinin salgıladığı feromonların altını çizen önemsiz, yemeği asıl yiyecek olanların ihmal ya da feda edilebilir gördüğü bileşenler haline gelirler.

İşte bu yüzden, Komitacılık.

Birey olmayı, “yığın kimliği”nden kurtulup, “kişilik”i aramayı şiar edinmiş, aynı zamanda toplumcu duruşu, yani kişilikleri bir araya getirip “anlamlı kimlik”leri oluşturabilecek tavrı haiz, aynı zamanda küresel ölçeğin tehlikelerine “milli bilinç” ile direnebilecek bir şuur ve örgütlülük düzlemi.

Muhaliflere dahi muhalif olmamızın sebeb-i hikmeti budur:

Bütün milliyetçilerin uzun vadede ülküsü, Mehlika Sultan ise, Yahya Kemal’in deyimiyle, artık, “Mehlika Sultan’a aşık yedi genç / oradan gelmeyecekmiş dediler” ve “herkesin içtiği su”dan içmeyi reddettiler.

Herkesin tuttuğu yolu tutmayacaklar, Mehlika Sultan’a varmak ancak böyle mümkündür.

Bu, belki, “çadıra destek diye direk vururlar, ben bu boğaya yumruğumla neden destek oluyorum ki?” diye sorgulayarak boğayı yenmeyi başaran Boğaç’ın tavrıdır.

Dilerim bir gün, “şehirli kalkışmalar”ın (örneğin “Hepimiz Ermeniyiz” diyen kitle,

Türkiye’nin en kaliteli, en yüksek tabaka kitlesidir, genelleme yaptığımızda.

Çoğu yüksek öğrenim görmüş, orta ve üst düzey gelirli, şehirli bir kitle.

Bu kitle, “Hepimiz Ermeniyiz” diyorsa, Türkiye bütün biriktirdiğini kumarda, pavyonda, uyuşturucuda harcıyor demektir).

Küresel kovan bilincinin karıncası, “köylü kalkışmalar”ınsa yerel kovan bilincinin karıncası (AKP seçmeni, gayet güzel hasletlerin gayet boktan amaçlarla manipüle edilmesi sebebiyle AKP’ye oy veriyor) olmadığı bir Türkiye’nin yaratılmasında, bizim Komitacılar bir “anlamlı rol” oynamayı başarırlar.

Yoksa, Milliyetçiler kendilerine tevdi edilen figüranlıkta, kovanı tehdit eden ayıyı sokup kendini de imha etmesi için ilk feda edilen zavallı işçi arı olmaya devam edecekler.

Ezen bolsun karındaş kalık.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s