KAFKAS GÖÇLERİ : SAVAŞ VE SÜRGÜN —————- ALINTIDIR

KAFKAS GÖÇLERİ:

SAVAŞ VE SÜRGÜN

 

Tarih boyunca bir “tarih – coğrafya” ilişkisi süregelmiştir.

Tarih, hareketin coğrafya ise durağanlığın temsilcisi olarak kabul edilmiştir.

Bu anlamda tarih, zayıf halkların düşmanı, koruyucu coğrafya ise dostu olmuştur.

Ancak Kafkaslarda durum farklıdır.

Kafkaslar, tarih boyunca stratejik önemi olan bir coğrafyada bulunması sebebiyle sürekli saldırılara ve işgallere sahne olmuştur.

 

 

Esas itibariyle dağlık bir alana sahip olan Kafkaslar genellikle yüksek yaylalar ve derin vadilerden oluşmuştur.

Yüksekliği fazla olan bu dağ silsilesi, bölgedeki insanların tarihlerini, kültürlerini, dillerini ve karakterlerini başkalarından farklı kılmıştır.

Askeri açıdan büyük ölçüde savunma imkanı sağlayan dağlar, kültür ve etnik bakımından bölünmüş bir coğrafyanın doğmasına sebep olduğu gibi Kafkasyalıların birleşmesini de önleyen bir faktör olmuştur. 

Sonuç olarak, savaş “kaçınılmaz”, sürgün ise “alınyazısı” olmuştur. 

Tarih yazımında şimdiye kadar ihmal hatta göz ardı edilmiş olan bu önemli olay hakkında aslında söylenecek çok şey var…

Yaşananları daha iyi yansıtması ve olayların ciddiyetini kavramak adına şu üç kavramın anlamını bir daha hatırlamakta fayda var.

ZORUNLU GÖÇ

İşgal ya da başkaca bir zorlayıcı nedenlerle topraklarında eskisi gibi rahat yaşama olanağı kalmayan bir halkın veya halkların başka yörelere veya ülkelere kendi kararları olmaksızın gitmeleridir.

SÜRGÜN

Ceza olarak belli bir yerin dışında veya belli bir yerde oturtmak.

İşgal edilen ülkedeki insanların tümüyle ve zorla topraklarından çıkartılması ve başka yerlere gönderilmesi ve yerlerine başka halkların ikamesidir.

SOYKIRIM

Irk, canlı türü, siyasal görüş, din, sosyal durum ya da başka herhangi bir ayırıcı özellikleri ile diğerlerinden ayırt edilebilen bir topluluk veya toplulukların bireylerinin, yok edicilerin çıkarları doğrultusunda önemli sayıda ve düzenli biçimde yok edilmeleridir.

Kafkaslardan göçlerin temelinde, farklı tarihlerde zuhur eden “aynı neden” yatmaktadır.

1. Sürgün:

Çarlık Rusya’nın Kafkas bölgesini ele geçirmesinden sonra 19. yüzyılın ilk yarısında bölge halkları direnişe geçmiştir.

Ancak 1864 yılında Çarlık orduları tarafından bu direnişin kırılması üzerine Kuzey Kafkasya’da yaşayan Müslüman topluluklar, başta Çerkesler olmak üzere, gördükleri baskı ve katliam karşısında bölgeden göç etmek zorunda kalırlar.

2. Sürgün:

1877-1878 yılları arasında Rusya, Osmanlı toprakları üzerinde yaşayan Hıristiyanları korumak bahanesiyle Osmanlı Devleti’ne savaş açmıştır.

Anadolu halkının hafızasında 93 Harbi olarak yer eden bu savaş Türk ve Müslüman kitleyi olumsuz etkilemiş ve Kafkaslardan yeni göç ettirilmiş Kafkasyalıları bir kez daha yerlerinden etmiştir.

Bu hareketlilik 1920’lere kadar sürmüştür.

3. Sürgün:

1943 ve 1944 yıllarında SSCB lideri Yosef Stalin’in emriyle Kafkas halkları, asılsız bir şekilde II. Dünya Savaşı’nda Almanlar ile işbirliği yapmakla suçlanmışlar ve Sovyet topraklarının en ücra köşelerine gönderilmişlerdir.

Kafkasya’da Yaşayan Halklar:

Kafkasya pek çok dilin, halkın, etnik grubun ve mahalli kültürün bir arada yaşadığı, dünyanın ender bölgelerinden biridir.

Karadeniz ile Hazar denizi arasında uzanan bir coğrafyada yaşayan Abhaz, Adige, Abaza, Karaçay-Malkar, Oset, Çeçen-İnguş ve Dağıstan halklarının oluşturduğu Kafkasya siyasi ya da fiziki bir coğrafyanın adı değil, yukarıda adlarını saydığımız halkların meydana getirdiği ve “Kafkas Kültür Sahası” adı verilen kültürel coğrafyanın adıdır.

Kafkasya halkları yüzyıllardan beri aynı tarihi, kültürü ve coğrafyayı paylaşmalarına rağmen, toplumsal yapılarında son derece güçlü bir yere sahip olan aile-soy bağlılığı, kabilecilik gibi tutum ve davranışları sebebiyle tarih boyunca bir birlik oluşturamamışlardır.

Kafkasya’nın halkları Kurban ve Yukarı Terek havzalarına yerleşmiş olan Kabardeyler, Büyük Kafkasların orta kesiminde yaşayan Çeçenler, İnguşlar ile Batlardan oluşan Vaynahlar, Dağıstan’da yaşayan Avarlar, Dargiler, Lezgiler ve Laklardır. Hint-Avrupa kökenli topluluk da, Büyük Kafkasya’nın orta kesiminde yaşayan Osetlerdir. Kuzeyde yaşayan ve daha çok Ruslar ile Ukraynalıları kapsayan Slav kökenli topluluklar Kafkasya nüfusunun üçte birinden fazlasını oluştururlar.

Türk kökenli halklar güney batıda yaşayan Azeriler ile kuzeyde yaşayan Kıpçak Türklerinden Kumuklar, Nogaylar, Karaçay-Malkarlardır.

Sürgünler

Kırım ve Kafkasya’dan gerçekleşen göçlerin, bölgenin Ruslar tarafından kendi beklentileri yönündeki yeniden şekillendirilme çabası birincil sebeptir.

Bu yüzden sözü edilen coğrafyada, gerek askeri çatışmalar, gerekse yıldırma politikaları sonucunda çeşitli demografik kitle hareketleri meydana gelmiştir.

Hatta Rusya, ileriye dönük nüfus politikaları için daha 1820’lerin sonunda Osmanlı topraklarından bazı gayrimüslim toplulukları Rusya ve bugünkü Ermenistan taraflarına göç ettirmiştir.

Bu dönemden sonra bölgedeki egemenliğini kalıcı hale getirmek için çeşitli yöntemlere başvuran Rusya, özellikle 1856 yılında Kırım Savaşı’nı müteakiben bölgeye dönük siyasetini daha da sertleştirmiştir.

Rusya için, Karadeniz’in kuzeyinde kalıcı bir hâkimiyet tesis etmenin yolu, Kırım ve Kafkasya’da Çarlık yönetimine hiçbir konuda zorluk çıkarmayan ve Osmanlı ile dini bağları en aza indirgenmiş, Hıristiyan ağırlıklı bir nüfus yapısı oluşturmaktan geçmektedir.

Bu amaçla baskıcı bir tutum sergilenmeye başlanmış, özellikle Müslümanların mülkiyet haklarına kısıtlamalar getirilmiş, bölgedeki idari ve demografik yapı yeniden tesis edilmeye başlanmıştır.

Ortaya çıkan tabloda Müslümanlar için en önemli çıkış yolu ise halifenin koruması altına girmek olmuştur.

1864 yılında Kuzey Kafkasyalıların Rusya’ya teslim olmasıyla birlikte Kafkas-Rus savaşları sona ermiştir.

Çarlık Rusya çıkardığı bir kararname ile Kafkas halklarının bölgeden çıkarılmasını; aksi takdirde tüm halkın savaş esiri sayılacağını söylemiştir.

Bunun üzerine 750 binden fazla olduğu tahmin edilen Çeçen, Dağıstanlı, Çerkes ve Oset Kuzey Kafkasya’dan Avrupa’ya, Osmanlı İmparatorluğu’na, Kıbrıs ve Ürdün’e göç ettirilmiştir.

Kuzey Kafkas halklarının sürgünü ve sürgün esnasında yaşanan üzüntü verici olaylar, uluslararası hukuk alanında henüz bir hak arayışına dönüşebilmiş değildir.

İngiliz ve Osmanlı devletlerinin resmi kayıtlarına geçen 1864’teki Kafkasya sürgünü tarihte bir kere yaşanmış ve tozlu raflarda yerini almış bir olay olmayıp tam tersi kötü sonuçları günümüzde dahi devam eden feci tarihsel bir kazadır.

1864’te yaşanan birinci sürgünün kötü sonuçları adeta mağdurlarından torunlara miras olarak kalmış, üstelik mirasa yeni sürgünlerle ilaveler yapılmıştır.

Yani Kafkasya’daki ilk sürgünün acıları telafi edilmeden yeni sürgünlerle mağduriyetler çoğaltılmıştır.

Rusların Kafkasya’ya yerleşme politikasının sonucu olarak; sadece 1864’te 1 milyon 500 bin Kafkasyalı yurdundan olmuş, binlercesi sürgün yolculuğunda açlık ve kötü koşullara yenik düşerek can vermiş, binlercesi Karadeniz’in dalgalarına dayanamayan gemilerin batmasıyla engin sularda boğulmuş, yüzlercesi kalıcı hastalığa yakalanmıştır.

Ayrıca sürülenlerin toprakları, evleri ve sahip olduğu diğer tüm mal varlıkları Kafkasya’ya ikame ettirilen Rus ve Kozaklara verilmiştir.

Karadeniz’deki Taman, Tuapse, Anapa, Tsemez, Soçi, Adler, Sohum, Poti, Batum gibi limanlardan Rus, Osmanlı ve İngiliz gemilerine balık gibi istif edilerek, Osmanlı topraklarına yani Trabzon, Ordu, Samsun, Sinop, Kefken, Varna, Burgaz, Köstence, İstanbul ve Ege kıyılarına dökülen insanların yüzde 30’unun henüz sürgün yolculuğu tamamlanmadan telef olduğu yönünde bilgiler arşiv kayıtlarında mevcuttur.

Söz gelimi insan yüklü gemilerin boşaltıldığı yerlerden biri olan Trabzon’daki Rus Konsolosu, Mayıs 1864’te “30 bin kişi açlık ve hastalıktan kırıldı.

Gemilerde hastalık alameti gösteren olursa derhal denize atılırdı…

1858-1865 yıllarında 493.124 insanın gittiği Trabzon’da bir tek adamın 30-50 cariye birden aldığı oluyordu…” diye yazmıştır.

Hem Kafkasya hem de Osmanlı kıyılarında ölen insanların gömüldüğü çok sayıda toplu mezarın olduğu yine kayıtlarda yerini almıştır.

Sürgün sürecinde Trabzon’daki Rus Konsolosu sürgün kararını yürüten General Katraçef’in tanıklığı şöyledir: “Türkiye’ye gitmek üzere Batum’a 70.000 Çerkes geldi.

Bunlardan vasati olarak günde 7 kişi ölüyor.

Trabzon’a çıkarılan 24.700 kişiden şimdiye kadar 19.000 kişi ölmüştür.

Şimdi orada bulunan 63.900 kişiden her gün 180-250 kişi ölmektedir.

Samsun civarındaki 110.000 kişi arasında her gün vasati 200 kişi can veriyor.

Trabzon, Varna ve İstanbul’a götürülen 4650 kişiden de günde 40-60 kişinin öldüğünü haber aldım.

” Rus makamları sürgün suçlamalarından kaçabilmek için bu tarihi trajediyi göç kavramıyla izah etmeye kalkışmıştır.

Ancak insanların bile bile ölüme razı olduğu zorlayıcı ortamı izah etmesi açısından çarın Kafkasya’ya temsilcisi Grandük Mişel’in 1864 Ağustosu’nda Batı Kafkasyalılar’a gönderdiği şu ferman yeterlidir: “Bir ay zarfında Kafkasya terk edilmediği takdirde, bütün nüfus savaş esiri olarak Rusya’nın muhtelif mıntıkalarına sürülecektir:”

Yurtlarından edilen Kafkas halkları Türkiye, Suriye, Ürdün, İsrail, Mısır, Irak, Lübnan, Kuveyt, Libya, Yunanistan, Makedonya, Kosova gibi dünyanın 40 değişik ülkesinde yaşamaya mecbur bırakılmıştır.

Mevcut Rus, Osmanlı ve Avrupa kayıtlarına göre, 1862-1870 yılları arasında sürgüne gönderilenler 1,2 ile 2 milyon civarındadır.

Yaklaşık olarak 500 bin Kafkasyalının yolculuk sırasında veya vardıkları Osmanlı limanlarında öldüğü bilinmektedir.

Sürülenler bir daha vatanlarına geri dönememiş, ancak onların torunları Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra vatanlarına gitme şansı elde edebilmişler ama dedelerinin kaybettiklerini geri verecek ne bir makam ne de bu yönde bir kamu iradesi bulabilmişlerdir.

1864 sürgünüyle dünyaya savrulan Kafkasyalılar tekrar anavatanlarında toparlanma fırsatı verilmeden, Kafkasya’nın bakiyeleri sayılan halklar önce 93 harbi esnasında ve sonra 1943 ve 1944 yıllarında SSCB lideri Yosef Stalin’in emriyle geniş çaplı bir sürgün politikasına maruz bırakıldılar.

Kafkas halkları, asılsız bir şekilde II. Dünya Savaşı’nda Almanlarla işbirliği yaparak ihanet etmekle suçlanmışlardı.

23 Şubat 1944 günü yani Kızılordu’nun 26. kuruluş yıldönümünde şenliklere davet edilen Çeçen ve aynı etnik kökene sahip olan İnguşlar apar-topar ve binlerce insanın ölümü pahasına Sibirya’ya sürüldü.

Aynı şekilde 2 Kasım 1943’te Karaçaylılar, 8 Mart 1944’te de Balkarlar Sibirya ve Kazakistan’a sürüldüler.

Kırım Tatarları ve Ahıska Türkleri de sürgün edilen halklar arasındaydı.

Sovyet Rusya, sürgün operasyonunu büyük bir gizlilik içinde gerçekleştirmiş, kamuoyu ancak iki yıl sonra yani 26 Haziran 1946’da “İzvestiya” gazetesinde çıkan küçük bir haber ile olanlardan haberdar olabilmişti.

Her aileye 20 kg. bagaj izni verilmiş, insanların tüm mal varlıklarına; evlerine, topraklarına ve büyükbaş hayvanlarına el konulmuştu.

Felaketin en büyüğü ise sürgün yolculuğunda gerçekleşti: İnsanların yüzde 20’si kötü hava koşulları ve açlıktan öldü.

Ölüm Çeçen ve İnguşlar’ın yakasını yerleştirildikleri yeni yerlerde de bırakmadı ve ilk birkaç yıl içinde gerek iklim gerekse ağır çalışma koşulları ve bunlara bağlı salgın hastalıkları nedeniyle pek çok insan yaşamını yitirdi.

Çeçen ve İnguş halkının sürgündeki nüfus kaybının yüzde 38 oranında olduğu kaydediliyor.

9 Ocak 1957’de Sovyetler Birliği Yüksek Şûrası aldığı bir karar ile 1944 yılında topyekûn sürülen Çeçen-İnguşlar’ın yurtlarına dönmelerine izin verdi.

12.01.1958 tarihinde Groznenskiy Raboçiy gazetesi, sürgünden dönenlerin sayısını 200 bin olarak yazmıştır. Ancak sürgünden 4 yıl öncesinin yani 1939 yılının resmi kayıtlarına göre yeni kurulan Çeçen-İnguş Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ndeki Çeçen ve İnguşlar’ın nüfusu 488 bindi.

Sürgünden sonra (1959’un rakamlarına göre) Çeçen-İnguş Cumhuriyeti’ndeki tüm İnguş ve Çeçenlerin sayısı 311.2 binden ibaretti.

Bu göçmenlerin önemli bir kısmı katliamlar, salgın hastalıklar ve açlık nedeniyle göç esnasında hayatlarını kaybetmişlerdir.

Bugün ise Balkanlar, Anadolu ve Ortadoğu’da iskan edilen Kafkas göçmenlerinin torunları aynı bölgelerde yaşamaya devam etmektedirler.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s