TÖRE VE NAMUS CİNAYETLERİ ——– ALINTIDIR

TÖRE VE NAMUS CİNAYETLERİ:

İLETİŞİMSEL EYLEM OLARAK ŞİDDET

Doç. Dr. Necla Mora

 

Şiddet, kan davası, namus cinayeti, berdel benzeri uygulamalarla, kültürel yapıyla harmanlanan ataerkil anlayışın iletişimsel eylem boyutunda gündelik yaşamın dili haline gelir. 

Türkiye’nin özellikle Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde sıklıkla yaşanan, iç ve dış göçle birlikte diğer bölgelere ve başka ülkelere de taşınan, namus, töre, onur söylemleriyle birlikte gerçekleştirilen töre ve namus cinayetleri,  iletişimsel eylem olarak ataerkil yapının ortaya çıkardığı ve cehaletin beslediği, aynı zamanda ekonomik arka planı olan bir şiddet türüdür.

İnsan aklının özgürleşmesiyle bireyselleşme, aydınlanmanın ortaya çıkardığı bir olgudur.

Bireysel aydınlanma toplumsal aydınlanmayı beraberinde getirir.

Aydın bireyler ve aydın bireylerden oluşan toplumlar, körü körüne itaat etmeyen, yaşamı ve bireysel eylemleri sorgulayan insanların ortaya çıkmasını sağlar.

Şiddet, fiziksel, duygusal, ekonomik, cinsel olmak üzere bedensel ve tinsel ayrımlara doğru genişleme ve dağılma gösteren en az bir insanın diğerine uyguladığı bir eylemdir.

Şiddet, yerleşik ve köklü geleneğini politik alandan alan, iktidar olma, gücü, erki yansıtma olarak değerlendirilebilir.

Şiddet, özellikle ülkemiz açısından bakıldığında kadına yönelik boyutuyla sıklıkla gündeme gelmekte ve kaynağını toplumsal cinsiyet bağlamında erkek egemen bakış açısından almaktadır.

Jürgen Habermas’a göre, insan eylemi araçsal ve iletişimsel olmak üzere ikiye ayrılır. İnsan maddi varoluşunu üretmek için doğa ile etkileşime girer.

Jürgen Habermas

Buna araçsal eylem denir ve doğaya egemenliğini bilim ve teknoloji yoluyla gerçekleştirir.

İnsanların ortaklaşa toplumsal kurumların üyeleri olarak yaşayabilmek için birbirleriyle etkileşimde bulunmak zorunda olması nedeniyle öznelerarası alanda gerçekleştirdikleri eyleme iletişimsel eylem denir.

Ona göre, insanın özgürleşmesinin yolu aydınlanma projesinin tamamlanması ile mümkündür.

Çünkü aydınlanma aklın yüceltilmesidir.

Akıl, doğası gereği kendini konuşulan dil içinde yeniden üretir.

İletişimsel eylem, dil ve eylem yetisi bulunan en az iki öznenin kişilerarası ilişkisinde oluşur.

Habermas’a göre öznelererarası ortak durum tanımlamaları hakkında görüşebilmek için önceden yorumlanmış yaşama evrenlerinin, eş zamanlı olarak, nesnel, sosyal ve öznel dünyada birbiriyle ilişki kurmasıyla mümkündür.

Bu yorumlamacı dil tasarımı, biçimsel pragmatik ilişki kurma yolundaki çeşitli çabaların temelini oluşturur (Habermas 2001: 122).

Toplumsal rollerin öğrenilmesi, toplumsal kimliğin kazanılması, kültürel bilginin aktarılması, kısacası kurumsal ilişkilerin tanımlanmasıyla mümkün olan iletişimsel eylem, bu üç ayrı dünyanın çelişkilerinin üzerini örtmek yerine, bunları toplumsal yaşamın  konumlandığı ortak bir alan olarak görür ve anlamaya çalışır (Köker 1998: 62).

TOPLUMSAL CİNSİYET

Toplumsal kültürün ortaya çıkardığı töre /gelenek, ifade biçimleri, anlam ve imge oluşturma,  toplumsal, sınıfsal ve cinsiyet ilişkilerini kapsayan düzenli bir dünya yaratma sürecidir.

Bir kültürün dünya görüşü kadın imgelerini de içerir ve bunlar kültürün bütünü açısından kadına ilişkin düşünceleri biçimlendirmede etkin rol oynar (Berktay, 1996. 17).

Ataerkil toplum yapısının ortaya çıkıp kurumsallaşması ve tek tanrılı dinin egemen olması sürecinin eski Yunan’da ruh-madde, Hıristiyanlıkta ise ruh-beden biçimini alan hiyerarşik ikiliğin derinleşmesi ve kadının bu karşıtlığın aşağı sayılan beden ile özdeşleştirilerek, kadın bedeni üzerinde toplumsal kontrolün uygulanması meşru hale getirilmiştir.

Ayrıca İslami kültürde, kadın bedeninin, bedensel arzu yaratan bir fitne unsuru olarak algılanması ve toplumsal denetleme göstergesi olarak örtünme meşrulaştırılmıştır (Berktay, 1996, 11).

fatmagül berktay

Berktay (1996, 15-16)’a göre, hangi toplumsal sistem ve hangi gelişme düzeyi söz konusu olursa olsun kadının hem kamusal hem de özel alandaki statüsü;

1. Kadınların güç ve otoritesi

2. Toplumun kadınlar için kabul edilebilir bulduğu rollere bakarak tanımlanır.

Diğer bir tanıma göre,

1. İktidarın toplumsal örgütlenmesine,

2. Kadın bedenini denetleyen ideolojik ve kurumsal araçların niteliğine,

3. Toplumdaki cinsel işbölümü ve rollere bakmak gerekir.

Anaerkil toplumda kadın baskındır.

Bu düzenin temelini kadının üstünlüğü fikri oluşturur; soy kadınlar tarafından belirlenir, hâkimiyet kadınlarındır.

Bu toplumlarda kadınlara erkeklerden daha çok saygı gösterilir.

Anaerkil ilkel toplumda yasa ve düzeni işleten güçlerin neler olduğunu araştırmak üzere Kuzeybatı Malenezya’da gözlem yapan Malinowski, sosyal normların nasıl işlediğini incelemiştir.

Bronislaw Malinowski

Ataerkil toplumdaki sosyal normlara benzer normlar anaerkil toplumda da bulunmaktadır.

Örneğin bir gencin intihar olayının arkasında o toplumda geçerli olan törenin çiğnenmesi sonucunda toplumun bu durum nedeniyle gence karşı geliştirdiği toplumsal baskı gencin intihar etmesine neden olmuştur.

Bu olay sosyal normların ihlalinin birtakım yaptırımları olduğu ve aşağıda belirtilen yayılmış yaptırım olarak adlandırılan toplumsal baskı, dışlama yoluyla genci intihara yönlendirmiştir.

Malinowski, bu olayın arkasında gencin birlikte olduğu kızı seven ve isteyen başka birinin olduğunu ve gururu incindiği için önce rakibi olan genci büyü yapmakla korkutmaya çalıştığı, bunun bir işe yaramaması nedeniyle herkesin içinde hakaret ettiği ve onu kandaşıyla cinsel ilişkide bulunmakla suçladığını belirtmektedir.

Daha sonra bu suçlamalara topluluğun baskı ve dışlama yoluyla işbirliği içinde hareket etmesi, genci intihara sürüklemiştir. İntihar, törensel bir biçimde şölen giysileri giyilerek ve süsler takılarak gerçekleştirilmektedir.

Genç, onu bu korkunç sona getiren nedenleri açıkladıktan ve kendisini ölüme gönderen rakibi suçladıktan sonra töre gereği uzun uzun haykırıp kendini elli, altmış metre yüksekliğindeki ağaçtan yere atarak intihar eder.

Bu olay aynı zamanda ölen gencin klanının ölüme sebebiyet veren gencin klanına karşı kan davasının başlamasına yol açar (Malinowski, 2003, 85, 89).

Cinayet ya da öldürme olayında, Anadolu’da kan davalarındaki uygulamalara benzer bir uygulama olan “lula” denilen “kan bedeli” ödeme uygulaması vardır.

Bu töresel şiddetin arkasında topluluğun bunların gerçekleştirilmemesi durumunda bir takım zararlar göreceği inanışları bulunmaktadır.

Örneğin kandaşla cinsel ilişkide bulunma sonucunda vücutta yaraların çıkacağı, ölümcül hastalıkların olacağı benzeri olayların başa geleceğine inanılır.

Malinowski,  yukarıda söz edilen olayda kamuoyunun ancak suçun herkesin önünde açıklanması sonucu ve ilgili tarafın suçluya hakaretler savurması üzerine harekete geçmek durumunda kaldığını belirtmektedir (Malinowski, 2003, 91).

Bu olay, rakip gencin suçlama ve karalamaları sonucunda olumsuz anlamda kamuoyu oluşmasını sağlamıştır.

Tamamen duruma göre değerlendirmeye ve hileye açık bir uygulamadır.

Amaç birini farklı gerekçelerle yolundan çekmek olsa da, buna töresel bir neden bulunarak toplumsal rıza oluşturulabilir.

Toplum olayın arkasındaki gerçek nedeni bilmesine rağmen, kendiside zarar görmemesi için buna karşı çıkmaktan çekinerek, oyunu birlikte oynar.

Örneğin Anadolu’da töreye karşı gelerek yasak ilişkiye giren çiftle ilgili çıkan ölüm emri, bazen kızın öldürülmesi ve erkeğin yaşamına karşılık “kan bedeli” ödemesi ile sonuçlanabilmektedir.

Burada töresel uygulamanın, ekonomik karşılığının olduğu ortaya çıkmaktadır.

Dolayısıyla Malinowski’nin söz ettiği, töresel cezalandırmalarda hileli yollardan söz edilebilir.

Törenin uygulandığı toplumdaki ikiyüzlülükten de söz etmek mümkündür.

Töresel uygulamalar belirli işaretler üzerinden okunmaya ve yorumlanmaya açık olması nedeniyle tamamen suiistimale açıktır ve belirli amaçlar doğrultusunda kullanılabilir.

İşaretleri okuyan ve o kişi ile etkileşimde bulunanlar gerçeği gösterilmek istendiği biçimde kabul ederek ikiyüzlü davranırlar.

Burada suskunluk sarmalı kuramında olduğu gibi toplumun dışına itilmemek ya da kendisine de benzer suçlar isnat edilmemesi için işbirliği yaparak kendini koruma yoluna gitmektedir.

Geleneksel toplumlarda yasanın cezai yönü, kamusal yönünden daha muğlâktır.

Malinowski’nin belirttiği gibi adalet fikri modern toplumdakinden farklı işlemektedir.

Bu toplumlarda bozulan sosyal dengenin kurulması zaman almaktadır.

Örneğin Anadolu’da kan davaları uzun yıllar sürmekte ve karşılıklılık ilkesi çerçevesinde öç almaya yönelik can alınmaya devam edilmektedir.

Bu tür töresel iletişimsel eylemler cemaat tipi yapılanmalarda yaygındır.

Öldürülen tarafın kin gütmesi ve ailenin erkeklerinin bunun karşılığını ödetmesi doğrultusunda kadınların azmettirici olarak önemli rol oynadıkları bilinmektedir.

ATAERKİL TOPLUMSAL YAPILAR VE İKTİDAR İLİŞKİLERİ

İnsan içinde yaşadığı toplumun kültürüne katılmış olarak değer, tutum, statü, rol sistemleri içinde yer sahibidir ve toplumsal kültür içinde bir kişilik taşır.

İlkel ya da gelişmiş bütün toplumlarda bireyler, birbirleriyle ilişkisini;

1. Bilinçdışı, kendiliğinden oluşmuş normatif kurallar,

2. Bilinçli olarak oluşturulmuş normatif kurallara göre sürdürür.

Sosyal normlar, kültürün içinde oluşan ahlak, din, örf ve adet kurallarıyla bilinçdışı kendiliğinden ve süreç içinde oluşur.

İkincisi ise, insanlar tarafından bilinçli olarak oluşturulan ve bu gücü kullanabilecek yetkideki iktidar sahibi tarafından uygulanabilen, hukuk gibi rasyonel normlardır.

Sosyal normlar, kültürel sistem içinde yer alan değer, tutum sistemlerini düzenleyen, toplumsal yaşamı düzen içinde sürdürülür kılan normlar eylemsel bir bütünlük gösterirler.

Toplumsal yaşam bu bütünlüğün sürekli yeniden üretildiği bir süreçtir (Özcan, 1998, 44-45).

mehmet tevfik özcan

İnsanların toplumsal yaşamı;

1. Toplum,

2. Topluluk olarak iki ayrı düzeyde ele alınır.

Toplum, insanların birlikte yaşamanın gereği makro düzeyde gerçekleştirdikleri ortak kültür, toplumsal normlar, değerler ve standartların geniş ölçülerde bulunduğu ve belli bir iktidar bölüşümü içinde olan toplumsal düzlemi işaret eder.

Topluluk ise, kişilerin yüz yüze ilişkilerinin sürdürüldüğü gruplaşma tiplerini işaret eder.

İletişimin en dolaysız ve yoğun olarak gerçekleştiği alan topluluktur.

İnsanlar arasındaki çıkar çatışmaları ve doğadan gelen tehlikeler, birincil grupların kendi aralarında birleşmelerini zorunlu kılar.

Topluluklar bu türden birleşmelerdir.

Bu topluluklar arasında çıkar çatışmaları bulunur, ancak bu çatışmalar, yüz yüze ilişkinin sona ermesini gerektirmeyen ve dışa karşı birlikteliği koruyan uzlaşmalar içinde yürütülür.

Sosyal normlar ve bütün kültürel standartlar, bireylerin yüz yüze ilişkilerinden başlayan ve daha geniş ilişki çevrelerine yayılan iletişim süreci içinde oluşur (Özcan, 1998, 46-47).

Bu kültürel sistemde, sosyal normlar, belli davranış formlarını doğru davranış olarak buyururlar.

İnsanların varlık sürdürme mücadelesinde edindikleri tecrübeler, kullandıkları bilgiler, insanların hem doğayla hem de birbirleriyle olan ilişkilerini kapsayan belli dilsel ifadelerdir.

Bu açıdan bakıldığında sosyal normlar, kendiliğinden oluşum, varlık sürdürme mücadelesinde uygun yöntemleri içerme ve öğrenme ile aktarılma nitelikleriyle kültürün içinde yer alır.

Özcan’a göre, kültür üç ayrı fenomen grubundan oluşur.

Bunlar;

1. Materyal fenomenler; üretim araçları ve üretilmiş objelerden oluşur.

2.  Kinetik fenomenler; bunlar bireylerin birbirleriyle ilişkilerinde davranışlarının dıştan gözlemlenebilen öğelerinden oluşur.

3.  Psikolojik fenomenler; toplumun üyelerinin paylaştığı bilgiler, değerler ve tutumların bireyin psikolojisinde yer tutan yönlerinden oluşur.

İlkel toplumlarda hukukun dışında kalan sosyal normlar dört ana gruba ayrılır.

Bunlar;

1. Ahlak kuralları; hem içsel, hem de dışşal yaptırım mekanizmalarından kaynaklanan ahlak kurallarıdır. Ataerkil toplumlarda babaya asilik edilmemesi bu türden bir kuralladır.

Bu kuralların ihlal edilmesi sonucunda hem bireysel rahatsızlık hem de dışarıdan dışlanma, öldürülme benzeri yaptırımlar ortaya çıkabilir.

2. Din kuralları; insan kültürünün geriliği ölçüsünde dışarıdan bilinmeyene anlam vererek, kendini uyarlamak ihtiyacı hisseder.

Dilsel formülasyonlarla hem içsel hem de dışsal bağlamda ritüellerle sürdürülür.

Sosyal yakınlaşmayı ve dayanışmayı sağlar.

Bireye aidiyet duygusu verir.

3. Örf ve adet kuralları;  oluşumu sürecinde bilinçsiz bir biçimde gelişmesine rağmen, alışkanlık haline geldikten sonra bilinçli olarak yerine getirilen alışkanlıklardır.

Geçişli ve geçişsiz olmak üzere iki tür örf ve adet kuralı vardır.

Geçişli kurallar kişiye olumlu davranışı emreder.

Geçişsiz kurallar ise bazı davranışları yapmamasını emreder.

4. Örf ve adet benzeri diğer kurallar; bazı durumlarda başkaları tarafından da benimsenen uylaşımsal bir teamül olarak örf ve adet benzeri kurallar kullanılabilir.

Bireyin sosyal normlara uyması veya uymaması durumunda, toplumsal yaptırımlar iki ölçüte göre sınıflandırılabilir.

Bunlar;

1.  Pozitif veya negatif ölçüt,

2. Yayılmış ve hukuksal organize yaptırımlardır.

Yayılmış yaptırımlar, normun ihlali durumunda iki biçimde karşımıza çıkar ya yapılan eylemin aynen karşılığı verilir.

Armağan değişiminde ya da sözleşme ediminde sözünü yerine getirmeme durumunda, benzer edim karşı tarafa uygulanır.

Adam öldürme, yaralama benzeri durumlarda karşı tarafa aynı ceza uygulanır ya da toplumda “kan bedeli” denilen ve tespit edilen miktarda para verme, kız verme uygulamalarıyla karşı tarafın zararı karşılanır  (Özcan, 1998, 61-68, 73).

TÖRE VE NAMUS CİNAYETLERİ

Fromm (2005, 18- 19), şiddetin farklı türleri ve bu türlerin farklı psikolojik arka planları olduğunu söyler.

Ona göre, en hastalıksız ve normal şiddet biçimi, oyunda ortaya çıkan yıkıcılık ya da nefret amacı gütmeyen hüner gösterileri biçimindeki şiddettir.

Tepkisel şiddet denilen diğer bir şiddet türü ise, korku kaynaklıdır.

En çok rastlanan şiddet türü olan tepkisel şiddetin nedeni bilinçli ya da bilinçsiz korkudur.

Bu korku canını kaybetme, malını kaybetme, onurunu kaybetme, özgürlüğünü kaybetme benzeri korkular olabilir.

Tehdit edilme duygusu ve bunun yol açtığı tepkisel şiddet, çoğu zaman gerçeklikten değil insan zihninin bulandırılmasından doğar.

Örneğin, farklı bireysel çıkarları olanlar, bazı insanları, tehdit edildiklerine inandırarak karşı koyma duygusu yaratarak şiddete yönlendirebilirler.

Fromm’a göre, engellenme duygusu da şiddete yol açabilir.

Bunun dışında gıpta ve kıskançlık duyguları şiddete neden olan duygulardır.

Tepkisel şiddete benzeyen, hastalıklı bir ruh halinden ortaya çıkan başka bir şiddet türü öç alıcı şiddettir.

Öç alma dürtüsü, bir topluluğun ya da bireyin gücü ile ters orantılıdır.

Zarar gördüğüne, onurunun incindiğine, aşağılandığına inanan birey ya da topluluk, kendi öz saygısını onarmak için dişe diş, göze göz kuralına uygun olarak öç almak için fırsat kollar.

Fromm (2005, 22)’a göre, ilkel toplumlarda, yoğun ve giderek kurumlaşmış öç alma duyguları ve davranışları vardır.

Ona göre, ilkel topluluklarda yoksun bırakılma ve onurunu yitirme duygularının onarılma ihtiyacı yıkıcı bir düşmanlık ve öç alma duygusu yaratır.

            Türkiye’nin özellikle Doğu ve Güneydoğu’sunda görülen Aşiret tipi toplumsal yapılanmalar, dil ve kültür yönünden büyük bir türdeşlik gösteren, birçok sülaleden oluşan, aralarında,  köken, ekonomi, din, kan veya evlilik bağları bulunan topluluklardır.

Aşiret sistemi bir reisten ve reisin yardımcılarından oluşan aile topluluğu genellikle diğer aşiretlere karşı kendi bölgelerini koruma adına oluşmuştur.

Türkiye’de Osmanlı İmparatorluğundan bugüne kadar çeşitli değişikliklere uğramış ise de sosyo-kültürel yapıları devam eden dokuz aşiret ve bunlardan kopmuş olan birçok kabile vardır ( http://tr.wikipedia.org, 20.05.2009). Aşiret sisteminde Ataerkillik, erkek otoritesine dayanan bir tür toplumsal örgütlenme düzeni mevcuttur.

Bu düzenin temelini erkeğin üstünlüğü fikri oluşturur; soy erkekler tarafından belirlenir, hâkimiyet erkeklerindir. Bu toplumlarda erkeklere kadınlardan daha çok saygı gösterilir.

Bu erkek üstünlüğü ilkesi etrafında, toplumun kültürü,  anaerkil düzenli toplumunkinden farklı bir biçim oluşturur ( Vikipedi, http://tr.wikipedia.org).

Töre cinayetleri içinde yer alan kan davaları, akrabalık ilişkilerinin sıkı olduğu toplumlarda öç alma duygusundan kaynaklanan, misilleme biçimindeki karşılıklı cinayetlerle süren aile ve kabileler arası çatışmadır.

Hak arama sürecinin bulunmadığı, anlaşmazlıkların tarafları hoşnut edecek biçimde çözümlenmediği, hak ve adalet duygularının tatmin edilmediği hukuk sistemlerinde, bireyin hak ve adaleti kendi başına gerçekleştirme girişiminin bir sonucu olarak ortaya çıkar.

Kan davası genellikle haksızlığa uğrayan taraftan bir kişinin, suçlunun işlediği suça uygun biçimde cezalandırılmaması durumunda, intikamını alma, onurunu kurtarma, hak ve adaleti gerçekleştirme girişimiyle başlar.

İlkel topluluklardaki karşılıklılık ilkesi doğrultusunda, karşı tarafın aynı gerekçelerle işlediği cinayetle sürer.

Kan davasının başlamasından sonra davaya taraf aile üyeleri güçlü bir dayanışma içine girerler.

İşlenen cinayetten aile üyelerinin her biri teker teker sorumlu tutulur.

Bu davalarda genellikle ailelerin erkek üyeleri hedef alınır, kadın ve çocuklara yönelik cinayetlere az rastlanır.

Fakat kan davasının aile sınırlarını aşarak aşiretler arası bir düşmanlığa dönüştüğü çevrelerde kadın ve çocukları da içine alan toplu cinayetler de görülebilir (http://www.yeniasya.com.tr, 21.05.2009).

Örneğin, Mardin’in Mazıdağı İlçesi, Bilge Köyü’nde Abdülkadir Çelebi, 4 oğlu ve 3 akrabası tarafından “Korucu” silahlarıyla gerçekleştirilen katliamın arkasından kadın ve toprak kavgası çıktı.

Çelebi ailesinin iki grubu, önce paylaşılan toprak konusunda anlaşmazlığa düştü.

Ardından bir tecavüz, ilişkileri iyice gerdi.

Bu olaya karşılık, saldırıda öldürülen Sevgi Çelebi istendi.

Ancak Sevgi, hasım aileye verildi.

Bunun üzerine nikâh evini basan maskeli saldırganlar, 6’sı çocuk, 3’ü hamile 16’sı kadın olmak üzere 44 kişiyi acımasızca katlettiler.

Saldırının elebaşının şu sözleri ise, kan dondurmaya yetti: “Köklerini kazıyıp, intikam alacak kişi bırakmamak için herkesi öldürdük.”dedi. (dha).

                                                                                                     

Namus ve şerefin korunması, Doğu ve Güneydoğu insanı için değerler sisteminin en başında gelmektedir. Bu kavramlar doğrultusunda çok duyarlı ve şiddet göstermeye her an hazırdır.

Özellikle kadınlar konusunda herhangi bir hakarete, dedikoduya ve söylentiye hedef olan aile bireyleri, bu durumu temizlenmesi gereken bir leke olarak algılamaktadır (Ünsal, 2003, 158).

Örneğin, Ağrı-Diyadin İlçesi’nde oturan Y.A.’nın evli olduğu halde bir başka erkekle ilişkiye girdiği ileri sürüldü. Y.A.’nın yakınları olayın ‘namus meselesi’ olduğu ileri sürerek aile meclisini topladı.

Aile meclisinin aldığı ‘namusun temizlenmesi’ kararı doğrultusunda dün gece karnından şişlenen, burnu ve kulakları kesilen Y.A., Tendürek Dağı yolu üzerindeki Boyalan ile Taşkesen köyleri arasında araziye atıldı. (dha).

 

Diğer bir örnek, Doğubayazıt’ta ‘töre’ yine can aldı.

Evlenmek için birlikte İzmir’e kaçan 26 yaşındaki Orhan Topkaç ile sevgilisi 16 yaşındaki O.T.’yi dönmeye ikna eden ağabey Mehmet Topkaç, aralarında zaten husumet bulunan her iki aile meclisinin aldığı ‘ölüm’ kararını uygulamaya koydu.

Mehmet Topkaç, “Namusumuzu beş paralık ettiniz” diyerek kardeşi Orhan’ı 7 kurşunla öldürdü, O.T.’ye de tek kurşun sıktı.

Sevdiği adamın öldüğünü görünce O.T.’nin bayılması, hayatını kurtardı, her ikisinin de öldüğünü sanarak olay yerinden kaçan Mehmet Topkaç her yerde aranıyor. (dha).

Bayram Yaşlı’nın Yeter Artık Kan Akmasın  ( 2009,35, 153,191) adlı kitabından verilen örneklerde görülebileceği gibi kan davaları çeşitli nedenlerden başlayabilmektedir:

“Şanlıurfa’da yirmi yedi yaşındaki Mehmet Akış, aile baskısı ile berdel yaparak nikâhsız olarak yaşamını birleştirdiği kendisinden sekiz yaş büyük Lütfiye Duymaz’ı evliliğinin ikinci gecesinde sekiz yerinden bıçaklayarak öldürdü.”

“Kan davaları bir yandan da rant haline dönüşmüş.

Köylerde iki aile arasında bir husumet ortaya çıktı mı, köylüler araya girerek buna son vermek yerine, düşmanlığı körüklüyor.

Bu husumetlerin nedeni genellikle toprak meselesi oluyor.

Olay kan davasına dönüşüp de silahlar konuştuğunda ise gece yarısı göçleri başlıyor.”

“Van’da namus gerekçesiyle işlenen cinayetle başlayan kan davasından muzdarip bir aile savcılığa suç duyurusunda bulundu.

Çaresiz baba, bu duruma isyan etti:

Karşı taraf peşimizi bırakmak için on dört yaşında kızımı ve yüz bin TL. Para istiyor.” diye çaresizliğini dile getirmektedir.

Bir çocuğun gözünden komşunun bahçesine giren bir ineğin kuyruğunun kızgın komşu tarafından kesilmesi sonucu inek sahibinin bunu gurur meselesi yaparak komşusunu öldürmesiyle başlayan kan davasıyla ilgili sözler:

“İnsanlar neden birbirini öldürürler?

Bunun bedelini neden geride kalanlar öder?

Bunları önlemenin bir yolu yok mu?

Komşularının ölümüne ve kendilerinin göç etmesine neden olan ineğin kuyruğu niye bu kadar önemli?

O inek şimdi ne yapıyor?”

“Babam, amcamlar ve ailenin yetişkin erkekleri kanlılarından kaçsalar da kan davasından kaçma imkânı olmadığını çok iyi biliyorlardı.

Bunun için korkak bir yaşamdı bizimkisi…”

Töre kaynaklı şiddet olayları, iç ve dış göçle birlikte Türkiye’deki büyük kentlere ve Avrupa ülkelerine taşınmaktadır.

Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen Türkiye’de Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet Araştırması”, katliamların ağırlıklı olarak yaşandığı Doğu ve Güneydoğu’da, kadınların durumunu göstermektedir.

Araştırmaya göre, eşi veya birlikte olduğu kişiden fiziksel şiddet gören kadınların oranı yüzde 48’e kadar çıkmıştır.

Bu kadınlardan yüzde 13’ü gebelikleri sırasında bile şiddet görmüşlerdir.

SONUÇ

Din, ahlak, örf ve adetlerin kültürel ortamın özelliklerine göre harmanlanması ile oluşan töre, topluluğun düzen içinde yaşamasına yönelik sosyal normların toplamıdır. 

Töre, namusun temizlenmesi, onurun kurtarılması benzeri uygulamaları, ilkel toplumlardaki karşılıklılık ilkesi nedeniyle yıllarca süren kan davalarına neden olmaktadır.

Ataerkil yapının geçerli olduğu bu topluluklarda, erkek egemen anlayış nedeniyle kadınların ezildiği, söz hakkı verilmeden berdel olarak ya da bir husumete karşılık tanımadığı birine verilmesinin yanında erkeklerin de kan davası nedeniyle öldürülme korkusu içinde yaşadıkları veya karşı taraftan birini öldürerek bedelini ödetmek üzere kışkırtıldıkları gerçeği ortadır.

Diğer taraftan kadın üzerinden algılanan namus kavramı, ataerkil topluluğun kadın üzerinde iktidar kurmasına olanak tanımaktadır.

Ayrıca bu yörelerdeki aşiret sistemi, kemikleşmiş iktidar yapılanması, yöre insanının önünde büyük bir engel oluşturmaktadır.

Güvenlik ve sosyal dayanışma nedeniyle birbirine yaslanan topluluklar, bazen birbirinden daha fazla zarar görmektedir.

Bu durumun düzelmesi, eğitim düzeyinin yükselmesiyle birlikte ekonomik yapının iyileşmesi, kentleşme olgusunun yaşama geçirilerek, aşiret düzeninden çıkılması ile mümkün olabilir.

KAYNAKÇA

Berktay, Fatmagül (1996), Tektanrılı Dinlerde Kadın, Metis Yayınevi, İstanbul

Fromm, Erich (2005), Sevginin Ve Şiddetin Kaynağı, Payel Yayınevi, İstanbul

Habermas, Jürgen (2001) İletisimsel Eylem Kuramı, Çev. Mustafa Tüzel, Kabalcı

Yayınevi, İstanbul

Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü, http://www.ksgm.gov.tr/tdvaw/istatistikler.htm (23.05.2009)

Köker, Eser (1998), Politikanın İletişimi İletişimin Politikası, Vadi Yayınları, Ankara

Malinowski. Bronislaw (2003), Yabanıl Toplumda Suç ve Gelenek, Epsilon Yayınları, İstanbul

Özcan, Mehmet Tevfik (1998), İlkel Toplumlarda Toplumsal Kontrol, Özne yayınları, İstanbul

Ünsal, Artun (2003), Anadolu’da Kan Davası, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul

Vikipedi Özgür Ansiklopedi, http://tr.wikipedia.org, (20.05.2009).

Yaşlı, Bayram (2009), Yeter Kan Akmasın, Alfa Yayınları, İstanbul

Yeni Asya Gazetesi, http://www.yeniasya.com.tr, (21.05.2009)

* Bu makale İngilizce olarak;”Violence as a communicative action: customary and honor killings”, International Journal of Human Sciences, Vol 6, No2, 2009, yayımlandı.

 

 

Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s