“SÖZCÜĞÜN HANGİ DİLDEN OLDUĞU ÖNEMSİZ, ÖNEMLİ OLAN ANLAMAK” SAVINA YANIT – ALINTIDIR

“SÖZCÜĞÜN HANGİ DİLDEN OLDUĞU ÖNEMSİZ, ÖNEMLİ OLAN ANLAMAK”

SAVINA YANIT

 

Türkçeleşmeyi yeterince önemsemeyen bazıları, “Kullandığımız sözcüğün hangi dilden olduğunun ne önemi var?

Önemli olan anlamak değil mi?

Dilde faşistlik yapmayın” diyorlar.

Gelin bu sava yanıt verelim:

Dil, bir toplumun ekinin (kültürünün) en önemli taşıyıcısıdır.

Gelecek kuşaklara ekinin aktarılmasını sağlayan bir araçtır.

Dili oluşturan sözcükler de bu aracın parçalarıdır.

Bir ulusun ekinini; düşünme biçimi, doğaya ve olaylara bakış açısı belirler.

Sözcük türetmek, düşünce üretmektir.

Tüm düşünceleri bir ulusun üretmesi olanaksızdır.

Doğal olarak, diğer ulusların ürettikleri düşünce, aygıt ve kavramları da almak ve kullanmak durumundayız.

Ancak yeni kavramlar için başka bir dilden bir sözcüğü almak, o dili konuşan kişilerin düşüncelerini ve ekinsel yaklaşımlarını da olduğu gibi almaktır.

Oysa o kavramı karşılayan sözcüklere kendi dilimizde karşılık türettiğimizde; kendimize göre yorumluyor, ekinimize uygun biçime sokmuş oluyor, kendimizden bir nenler katmış oluyoruz.

Bu durumu örneklerle açıklayalım:

Dildeki sözcüklerin kök ve ek ilişkileri düşünce biçimini yansıtır.

Aynı kökten türeyen sözcüklerin arasında anlamsal ilişki olduğu düşünülebilir.

Cengiz Özakıncı buna “masabaşı antropolojisi” adını vermektedir.

Örneğin; “tut-” kökünden türeyen, tutku, tutuklu, tutanak, vb. sözcüklerinin arasında anlamsal bir ilişki vardır.

Çünkü aynı kökün kolları, aynı ağacın dalları gibidirler.

Yine aynı ekle türetilen sözcüklerde de bu durum görülür.

Örneğin elektrik devre üyeleri olan direnç, üreteç, sığaç gibi aygıtların tümü, “-ç” yapım eki ile türemiştir.

Bu ek, eylemlere gelip, o eylemde belirtilen işi yapan aygıt adı türetir.

Bu durum, düşünceyi beyinde düzgün yerleştirmeye, örgütlemeye yardımcı olur.

Ulusu oluşturan kişilerin, kavramlar üzerinde birlik kurmasını ve ekinsel, ulusal bir algı oluşmasını sağlar.

Başka bir örnek olarak; bilgisayarı ele alalım.

Bu aygıtı bulanlar, ona İngilizce olarak “computer” adını vermişlerdir.

İngilizce “compute” kökünden türetmişlerdir.

Anlamı “hesap yapmak” olan bu eylem, ABD’lilerin bu aygıtı hesaplayıcı bir aygıt olarak gördüğünü gösterir. Ancak biz bilgisayar sözcüğünü türetirken, bu aygıtın bilgiye ulaşmak ve bilgiyi ortaya dökmek için kullanılan bir araç olduğu düşüncesini öne çıkarırız.

Bu yüzden bilgisayar sözcüğünü kullanırız.

Yine başka bir örnek olarak; Yunanca “kozmoz” sözcüğü “kozmetik” ile kökteştir.

Bu sözcüklerin ortak kökü, “süs” anlamına gelir.

Oysa biz bu kavrama Türkçede “evren” deriz.

Kökü “evir-” eylemidir.

Sürekli dönüşen, evrilen, değişen ve dönen bir yapıyı düşlemişiz ve bu adı vermişiz.

Oysa Yunanlar onu bir süs olarak görmüşler.

Dünyadaki düşünce varlığına, bilime ve düşüne katkıda bulunmak istiyorsak, dilimizdeki her kavram Türkçe olmalı, ekinimizden bir parça barındırmalıdır.

Ekinimizin bozulmaması ve kendi ekinimizle gelişmemiz için tek yol, kavramlara Türkçe sözcükler üretmek ve onları kullanmaktır.

Başka bir dilden olan kavrama Türkçe sözcük üretirken, düşünce dünyamızı da geliştirmiş oluruz.

Bu da bizi öykünen değil, üreten bir toplum olmaya bir adım daha yaklaştırır…

Yazan: Hasan Şahin KIZILCIK

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s