POTLAÇ —————————— ALINTIDIR

POTLAÇ

 Resim

Aşağıda detaylı derleme bilgiyi okuyacağınız Potlaç kadim bir gelenek!

Orta Asya’dan bize kadar ulaşmış.

Kızılderililerden de Beyaz Adama ve Avrupa’ya yayılmış.

Ülkemizde kültürlerin hâlâ hızla çözülse de devam ettirilebilen dağ köylerinde Potlaç değişik adlarda yaşatılıyor.

Kazdağı’nda Türkmen köylerinde Perşembe akşamları “Cuma Agşamı” yemekler ve sohbetler paylaşılıyor.

Potlaç”ı düzenlemekteki amacımız bölgemizdeki insanlarla etkileşimimizin devamlılığını en insani törenle sürdürmek.

Herhangi bir ekonomik baskı olmadan insanlar bir araya gelsin  bilgimizi, deneyimizi, hayallerimizi ve coşkumuzu paylaşalım.

Ve bunu yaparken de kimse kimseye yük olmasın.

İnsanlar rahat ve özgür olsun.

Bir arada barış ve dostluk duyguları ile yensin içilsin ve üretilsin dedik.

Bir yıl oldu ve duyduk ki bizim gibi gürültülü patırtılı, duyurulu olmasa da hala şehirlerde dahi dostlar arasında imece yemekleri, dayanışma sohbetleri devam ediyor.

 

 

Potlaç

 


 

Yaşam şartlarını düzeltmek istiyorsun

Yüksek standartlarda bir hayat istiyorsun

Sınıf atlamak ve yükselmek istiyorsun

Koca bir sıfır olmaktan korkuyorsun

 

Kaldırımlar senin gibilerle dolu

Senin için yok aldığın malın sonu

Önemli olan sadece konforu

O asla doymak bilmeyen tüketme arzusu

 

Yaşam şartlarını düzeltmek istiyorsun

Yüksek standartlarda bir hayat istiyorsun

Sınıf atlamak ve yükselmek istiyorsun

Koca bir sıfır olmaktan korkuyorsun

 

Kaldırımlar senin gibilerle dolu

Senin için yok aldığın malın sonu

Önemli olan sadece konforu

O asla doymak bilmeyen tüketme arzusu

Sonu olmayan bu senaryoda

Çırpındıkça batarsın

Dibe çekiyor her şeyin verdiği ağırlık

Sen sahip oldukça

 

Kaldırımlar senin gibilerle dolu

Senin için yok aldığın malın sonu.

Önemli olan sadece konforu.

O asla doymak bilmeyen tüketme arzusu.

Rashit “Her şeyin bir bedeli var” Albümünden

TDK Sözlüğü

Fransızca “potlatch” kaynak alınmış:

“Kızılderililerin birbirlerine armağanlar verdikleri dinî bayram.”

Vikipedi

“Potlaç”, bir tür Kızılderili’lerin değiş tokuş şeklinde gerçekleşen bayramlarına Şinok dilinde verilen isim.

Potlaç bölgenin ticaret ve ulaşımda kullanılan Şinok diliyle bütün batı kıyısına yayılmıştır, hem beslemek hem de tüketmek anlamındadır.

Beslemek anlamı verilenlerin çoğunlukla yiyecek maddeleri oluşundan, tüketmek anlamı da bu armağanların zenginliği yok edişinden kaynaklanmaktadır.

O zamanlar Kabilenin yıl boyunca çektiği sıkıntıların atlatıldığı, herkesin mutlu olduğu baharda yapılan ve bir ay süren potlaç, bol müzikli ve danslı geçerdi.

Herkesin elinde kalan giysi, yiyecek ve içecekler bir araya toplanır, kabile yaşlılarının denetiminde herkese eşit biçimde dağıtılırdı.

Yediklerini yer, yiyemediklerini yakarlar, postları da paylaşırlardı.

Burada amaç, farklılıkların sürekli olmamasını sağlamaktı. 

Eşitsizliği önlemek için tekrar eşitlik noktasına dönmekti.

Bu armağan şenlikleri evlenme ve cenaze törenlerinde, yeni bir kutsal direğin dikilmesi veya olağanüstü zenginlikte bir balık avının gerçekleşmesinin de kutlanmasında yapılıyordu.

Tlingit, Hayda, Çimşiyan, Kakiutl ve Bilhula oymakları araştırmacılara zengin malzeme sağlamışlardır.”

Ekşi sözlük

# “eski Türklerde, artı ürün birikimini önlemek için, eldeki fazlalığı toplumla paylaşarak hem toplumun bütünlüğünün hem de göçebe yaşamın kolaylaşmasını sağlayan törenlere verilen isim.

Potlaç töreninin göçebe toplumlarda artı ürünü engelleyen bir uygulayımdır.

# Statünün korunması, soyun itibarının korunması için verilen büyük bir ziyafettir, yenilemeyecek kadar çok yemek, içecek ve davetlilere sunulacak hediyeler vardır.

Eğer yemekler yenmez, hediyeler alınmazsa potlaç sahibi bunları ya parçalar ya da denize atar.

Potlaca katılanlar yine bir potlaçla buna cevap vermek zorundadır aksi halde toplumsal statüsü zedelenir ve cevap vermediği potlaç sahibinin egemenliğini kabul etmek zorunda kalır.

(Aktaran mornehir)

Rene Sedillot

Katı kurallara bağlıdır.

Özellikle de alıp kabul etme yükümlülüğüne dayanmaktadır.

Hiç kimse ikram edilen armağanı reddedemez, kabul etmek ve hoşnutluğunu belirtmek zorundadır.

Bu sırada bir yandan da karşılığında verilecek olan şeylerin hiçbir huzursuzluğa neden olmayacağı da sezdirilir.

Böylece yarışmaya yol açılır ve hatta bir bakıma buna kışkırtılır.

Armağan verme yükümlülüğünden kaçınma tam bir teslim oluşla eşanlamdadır.

Karşısındakinden daha ast durumda olduğunu kabul etmektir; armağan vermeyi başlatmış olana hakaret sayılır, birliğin bozulması, dostluğun sona ermesi hatta savaş demektir.

Aksi durumda ise veren, saygınlığını sağlamlaştırır ve başkanlar arasında seçkin yerini sürdürür.

Burada söz konusu olan; kişinin olduğu kadar toplumun da yüz akıdır., bir başkan, bir oymak eğer kendisine üstün gelinmişse saygınlığını yitirir; kredisi kalmaz.

Karşı tarafın altında kalmaktan kaçınmak zorunludur.

Onun için de hemen hemen armağanlar vermek kadar önemli olan bir başka yola, değerli şeyleri yok etme yoluna başvurulur.

Verirken herkesi hayrette bırakmak gerekir, bunun için de değerli yağlar yakılır, köleler öldürülür, bakırlar denize atılır, yorganlar ateşe fırlatılır, görkemli konular kundaklanır, kısacası karşı tarafı apıştırmak için her şey yapılır.

Potlaç, ancak en hovardaca tarzda har vurup harman savurmakla kazanılabilir.

(Dünya Ticaret Tarihi, s.17)

Ruth Benedict

“Potlaç”a farklı bir açılımdan yaklaşarak potlaçı “saplantılı statü açlığı” olarak tanımlıyor.

Benedict’e göre Oğuz kavmi ve Kuzey Amerika kültürünün bir ürünüdür.

Potlaç, kuzeybatı Amerika kıtası yerlileriyle eski Türk göçebe kavimlerinde kurulu yapıyı koruma ve yenileme işlevinin yanı sıra, törensel ve büyük bir cömertlik gösterisiyle artı ürünün dağıtımı (ve yok edimi) işlevini görür.

Ama potlaçta verme karşıdakinin doygunluk sınırını aştıkça telef etme gösterisine dönüşür.

Klasik ekonomi literatüründeki bir prensibi canlandırıyor bu durum. Vermek, tüketmeyi körükler, tüketim yeniden üretimi canlandırır.

Benedict, saplantılı statü açlığı tanımını bu telef etme eğilimiyle açıklıyor.

Benedict kültür örüntüleri (patterns of culture; 1934) adlı derlemesinde, kuzey Amerika kıtasındaki bir balıkçı kültürü olan kuvakiyutul‘a yer verirken, sıkça bahsediyor potlaçtan. kuvakiyutul’ların potlaç törenleri sırasında, önce yenilir içilir ve armağanlar verilir, daha sonra da değerli tüm kap kacaklar kırılır, balıkyağı akıtılır, ev eşyaları, dikiş makineleri harap edilir ve hatta evler bile yakılır.

Potlaç törenine çağrılmak, büyük bir onurdur.

Ancak her konuk, çağrıldığı her potlaç törenine karşılık kendisi de bir potlaç düzenlemek zorundadır.”

(Aktaran “abraksas”)

Ziya Gökalp

Oğuzlar’da potlacın tam anlamıyla gerçekleşmediğini, obalarda verilen ziyafetlerin bir yaptırımı beraberinde getirmediğini, fakirlerin doyurulduğunu, giydirildiğini iddia eder.

Marcel Mauss

‘Potlaç’ ve ‘Armağan’ kavramları üğnlü antropolog  Marcel Mauss’un  20. yüzyılın ilk çeyreğinde ortaya attığı ve daha sonra Bataille, Derrida gibi düşünürlerce yeniden ele alınmıştır.

Günümüzde ‘armağan’ konusuna yönelen radikal akademik çalışmalarda bir artış olduğunu, Alain Caillé ve Ahmet İnsel’in de kurucuları arasında yer aldığı  MAUSS grubunun özel çabalarının yanı sıra başka pek çok çevrede de ilgili çalışmaların çoğaldığını gözlemlemek mümkün.

Mauss, Kuzey Amerika’da Pasifik’in kuzeydoğu kıyıları boyunca yaşayan kavimleri incelerken; potlaç geleneği ve iktisadi evrimin paraya doğru giden bir değiş tokuşla değil, karşılıklı armağanlaşma ile başladığını düşündürten bulgular toplamıştı.

Potlaç, dünyanın farklı yerlerindeki eski toplumlarda versiyonları görülen, bir tür gönüllü yağma gibiydi.

İnsanlar doğum, evlilik gibi fırsatlarda şölenler düzenliyor, şenlik eşliğinde birikmiş zenginliklerini yağmalatıyorlar hatta kimi zaman bir kısmını tahrip ediyorlardı.

Satış ve karşılıklılığa değil, zorunlu armağanlaşmaya dayanan armağan iktisadının bir parçasıydı.

Mauss zaten bu araştırmalara “Pazar”ın alternatifinin ne olabileceği konusunda ciddi bir düşünüm sonucunda varmıştı.

Bugünkü ilginin arkasında da aynı motivasyon fark ediliyor:

Dünyaya hakim olan piyasa kültürüne karşı, daha temelli alternatifler yaratabilme arzusu.

İşte bu teorik arzu, elbette tam olarak örtüşmüyor ve aralarında bir temsiliyet ilişkisi yok ama sanki gündelik hayattaki bazı pratik arzularla paralel gidiyor.

Biriken zenginliklerin şenlik ve tahrip eşliğinde dağıtılmasına bir özlem ve yeniden potlaç arzusunun kabardığına dair çeşitli işaretler gözlemleniyor.

Potlaç, elbette tek başına alındığında yeni bir toplum önerisi değil ama o topluma yönelik arzuyu gösteren bir reaksiyon gibi.

Malların yağmalanması, piyasa ahlakı devralınmadan okunduğunda, yeni düşünme alanları için imkânlar sunuyor.

‘Başka bir dünya mümkün’ diyenler için armağanın mantığını da kurcalamaya izin veren bir çalışma fırsatı doğuyor.

Cemal Süreya’nın harika dizeleri sanki potlaç için yazılmış:

“Yeni törenler gerek bize,

Yeni törenler.

Kimi zaman en eski”.

(Yazan Süreyyya Evren)

İmece Evi’nde potlaç

Tescillenmiş bir “imece evi” uygulaması…

Bir “paylaşım” yöntemi…

Bir “bütünleşme aracı”…

“Paylaşarak tüketmek değil üretmek”

“Bilgiyi üretmek, eğlenceyi üretmek, neşeyi, coşkuyu üretmek”

Bir “örneği üretmek”

Ama “üretmek için tüketmek” değil.

Mustafa SÜTLAŞ

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s