SALTANATI MEŞRULAŞTIRAN YEZİT!.. —– ALINTIDIR

SALTANATI MEŞRULAŞTIRAN YEZİT!..

 

ŞÜKRÜ ALNIAÇIK

 

Dünya, MÖ: 3300’lerdeki ilk Sümer sitelerinden, istisnai Roma örneğini ve feodal İtalyan cumhuriyetlerini saymazsak bir süreç bütünlüğü içinde 1800’lere kadar yani yaklaşık 5.000 yıl boyunca krallıklarla yönetildi.

  Bunun esprisi “kol gücü”dür.

Kalabalık ve gözü kara olan veya zengin olup asker besleyen aileler, diğer ailelerden sıyrılarak onları yönetme hakkını “gasp” ettiler.

Bunun İslami bir yanı yoktur.

  Araplar da bir ittihad içinde olmasalar da Himyeriler, Nebatiler, Gassaniler gibi hanedanlarla yönetilmişlerdi. Arapların, sınıflarıyla ve soylarıyla öğünmeleri bir cahiliye geleneği halini almıştı.

  İslam öncesinde sayıları 360’a varan özerk kabilelerin, Kâbe ve putlar üzerinden Mekke kent devletine dini bir bağlılıkla konfedere olduklarını kabul edersek, birlik içinde tüm Arabistan’a hâkim olmuş muzaffer bir İslam Devletinin başına geçmenin aileler açısından ne kadar makbul bir hedef olduğunu rahatlıkla görebiliriz.

  Hz. Muhammed’i üzen ve “benden sonra hilafet 30 yıldır, sonrası mülk ve saltanat olacaktır” serzenişine sebep olan tarihi arka plan budur.

  Resmi web sitesinde kendisini İslam Hukuku Profesörü olarak bildiren ve Başbakan’a verdiği Muhsin Yazıcıoğlu fetvasıyla gündeme gelen Hayrettin Karaman’ın “Saltanat, Demokrasi ve İslâm” başlıklı yazısında “İslam’da Saltanat” konusu şöyle ele alınmaktadır:

  “Hz. Peygamber (s.a.v.) hilâfetin (ideal İslâmî düzenin) otuz yıl süreceğini, bundan sonra insanları mutlu etmeyen, onlara zulmeden hükümdarlık ve saltanat düzeninin geleceğini bildirmiş, böyle de olmuştur.

İslâm’a göre ‘meşrû’ olmayan saltanat gelince bunu, güce (devrime, isyana) başvurarak ortadan kaldırma teşebbüsleri olmuş ise de orta yol (Sünnî) İslâm geleneği, fitne gerekçesi ile isyanı engellemiş ve saltanatı ‘Kur’an’ı uygulaması, din kurallarını çiğnememesi şartıyla’ meşrûlaştırmıştır.

  Bu paragrafın başlangıç bölümü, sahih bir hadisten yola çıkarak kaleme alındığı için bizim, “İslam’da saltanatın meşru olmadığı” yönündeki iddiamızı desteklemesi bakımından değerlidir.

  Ancak ikinci bölümüne itiraz etmemiz için İslam Hukukçuları hiyerarşisi içinde amir bir konumda olmamız gerekmiyor.

Prof. Karaman’ı referans aldık, çünkü işlerine gelmeyince kime itiraz edecekleri hakkında hiçbir fikrimiz yok.

Ama ünlü fetvacıya itiraz edemeyeceklerinden eminiz.

  Hoca, özetle “Sünni geleneğin saltanatı meşrulaştırdığını”söylüyor.

Bu iddia, sultani tandansla değilse takiyyenin etkisi altında yapılan bir “yanlış”tır.

  Hiçbir gelenek, “Kur’an, Sünnet, İcma ve Kıyas’a rağmen” böylesine ciddi bir müesseseyi “dinen meşrulaştırmaya” muktedir değildir.

  Kur’an’da ve Sünnet’te saltanat yoktur.

Bu temel referanslarda mevcut olmayan bir müessesenin, icma veya kıyas yoluyla ihdasına dair bir örneğe de tarih şahit olmamıştır.

  Geleneğin vazifesi, İslam’a tabi olmaktır.

Aşılamayan gelenek olsa olsa “bid’at” olur.

Eğer bid’at, mevcut bir İslami teamülü, hatta bizim hilafet örneğimizde Sünnet-i seniyyeyi bozuyorsa bunun adı “tahrifat”tır.

bidat ile ilgili görsel sonucu

Hz. Muhammed, saltanat sürmemiş, yani imameti, kızına veya vasıfsız bir akrabasına bırakmamıştır.

Demek ki; egemenliğin mülk edinilip miras bırakılması yani saltanat, sünnete aykırıdır.

  Öyleyse bu yolla yapılan her tahta çıkış mekruhtur.

Emirül müminin” konusunda şeriata aykırı hareket edilmesine izin vermek ise “emr-i bil maruf ve nehy-i anil münker”e göre ağır bir vebaldir.

  Saltanatı “meşrulaştıran” Karaman’ın dediği gibi şu veya bu sebeple “Sünni gelenek” değil, “Ehli beytin kanını, 680’de, vahşice Kerbelâ çölüne döken Yezit”tir.

  Sonraki sultan halifeler de farklı bir yola girmeyi akıllarına bile getirmemişlerdir.

yezid bin muaviye ile ilgili görsel sonucu

Çünkü artık hilafet, 4000 yıllık alışkanlıklar gereği, gücü olanın elinde kalmaktadır.

  Haydi, saltanat âlimleri, sultandan korkuyordu, ümitsizdi, fitneden korkuyordu isteksizdi diyelim.

Cumhuriyet dönemi hocalarına ne oluyor da bu tahrifatı gizliyorlar?

  Ben cevabı biliyorum.

Bir gün “varsın saltanatlı olsun” mazideki şeriat düzenine geri dönme özlemine halel getirmek istemiyorlar ve bu yüzden de hakikati gizliyorlar.

  İçi dışında olduğu için Kadir Mısıroğlu’nda açığa çıkarak, maalesef Sünnet-i Seniyye’yi geride bırakan ve sadece mantık sınırlarını değil Atlantik’i de aşan “Osmanoğlu iştiyakı”nın sebebi budur.

  Oysa iletişim çağında bütün mesuliyeti, zavallı bir faniye yüklemek kadar tehlikeli bir şey yoktur.

yezid bin muaviye ile ilgili görsel sonucu

  Mesela, ABD’nin himmetiyle tahta çıkacak bir halifenin, burnundaki harem görüntülü “tape” halkasıyla vereceği “Huzur İslam’da!” fetvası, bunca huzursuz Müslümanı asla tatmin etmeyecektir.

     Halife millettir.

Millet de halife…

Gerisi büyük bir tuzaktır!..

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s