ERMENİ MESELESİ VE BAZI GERÇEKLER – 2 …. —– ALINTIDIR

ERMENİ MESELESİ VE BAZI GERÇEKLER..-2

Featured image

5- Hacı resul oğlu İsa’nın derdi:

Mart (1)334 
Bir gün otururken Ömer oğlu Mustafa feryâd ederek yanımıza gelerek ber-vech-i âtî vukû’âtı yana yıkıla anlatup bizden istimdâd talep etdi.

Ruslar Osmanlı torpağından geri çekildikten sonra Ermeniler her gün bizim köylere mezâlim yapıyorlardı.

İki gün evvel Kürd Kano, Ermeni kumandanı askerleriyle köyün bir tarafını Iğdırlı Mardiros Ağanın oğlu Dero (Şimdiki re’is-i cumhûr nasbedilen Sopran Efendi) bir kısım askerle köyün alt tarafını kuşatdılar.

Elliyedi hânelik köy ahalisini meydanlığa toplamağa başladılar.

Ben köyün altındaki dereye gizlice kaçdım.

Oradaki kayanın arkasından köye bakıyordum.

Ermeniler köyün kadınlarını bir evin önüne, erkeklerini bir evin önüne topladılar.

Evvelâ köyün ağası Hacı Mahmud Ağanın oğullarını ba’dehû diğer erkekleri sırasıyla kadın ve çocukları tavuk ve horos gibi birer birer kesdiler.

Kuş vurur gibi vucûdlarını delik deşik etdiler.

Sonra hepsinin vücvûdları üzerine gazyağı dökerek yakdılar.

Ermeniler gitdikden sonra kaçarak yanınıza geldim, dedi.

Biz de geceleyin Koçağa getdik, köyü aradık, kimseyi bulamadık, yalnız zavallı köy adamlarının yanmış kemiklerini, sağa sola sıçramış ba’zı bacak, kafa kemiklerini gördük.

Ermenilerin Koçak Müslümanlarına yapdıkları bu mezâlime şâhid olduk.

6- Bulakbaşılı Nebi oğlu Ömer’in şikyetnâmesi: 
(1)336 Ağustos’unda bizi himâyeye gelen Bulakbaşı’ndaki Osmanlı askerleri Bâyezîd’e gitdikten sonra Ermeniler her tarafda yine Müslüman öldürmek içün diş bilemişler, dağlara çıkmışlardı.

Ben Bulakbaşı’nın arkasında Ağrı dağının eteğinde on ev çadır halkı yaylada bulunuyordum.

Dokuz çadır halkı mezâlimden kurtulmak üzre kaçdı.

Ben de bir gün sonra aynı yolu ta’kîpe başladım.

Topol tepeye çıkarken Depo’nun ve Cihangir Ağanın askerlerinden yirmi kadar süvâri yanımızdan birdenbire çıkup ateşe başladı.

Annemle iki çocuğum yaralanup yere düşdüler. Ben yalnız kaçabildim. Yüksek tepelerden bakıyordum, bu hûnhârlar, bu mecrûhları kayalardan aşağı yuvarladılar.

Parça parça etdiler.

Koyun ve eşyâmızı götürdüler.

Ben yaralı olarak kurtuldum.

Osmanlı hudûduna can atdı.

  7- Bulakbaşı’ndan Acemoğlu Eyüb’ün acı bir mektûbu :

(1)335 Şubat’ında idi, İngilizler Iğdır’da da adâleti i’lân etmiş, herkesin refâh, sa’âdetini te’mîn edeceğini va’d etmişdi.

Biz o vakit Amuran köyünde birkaç ev oturmakta hayvânâtımızı gütmekde idik.

İngilizlerin bu te’mînâtlarına inanmış serbest bulunmuştuk.

Şubat onda Ermeniler bizden koyun, inek, öküz istediler.

Biz esâsen mâlımızın sâyesinde geçindiğimizden matlûbâtlarını[1] vermedik. Bi’zarûr köyümüze gece kaçmağa başladık.

Taşburun’a yaklaşmıştık. Taşburun’daki Taşnaklardan Ardaş ismindeki Ermeni kumandanı askerleriyle yola düşmüşdü.

Bize yaklaşırken üzerimize ani ateş ederek göçümüzü târ ü mâr etdiler.

Benimle beraber kardeşim birde amucamın kızı kurtulabildik. Mütebâkî erkek ve çocuklarımız kâmilen kurşun ve süngü altında mahvoldular.

Biz öteden beri himâyesiyle iftihâr etdiğimiz Osmanlı pâdışâhının merhametine dehâl etdik.

Şimdi Ermeniler köyümüzden çekilmiş olduğundan avdet[2] etdikse de evlerimizi harâb bir hâlde bulduk.

  8- Bulakbaşı’nda Ömer oğlu Hoti’nin şifâhî ifâdeleri :

(1)335 Mayıs’ının yedisinde biz Bulakbaşı’ında on üç ev Iğdır yakınlarındaki Argacı (Erhacı) tepelerinde çadırlarda idik.

Sabahleyin erken Iğdır tarafından galabalık geliyordular.

Bize yakın geldiklerinde Taşnak alayı olduğunu anladık Bu gelen kuvvet etrafımızı sarmaya başlayup evlerimize, çadırlarımıza ateşe başladılar.

Evvelki konşumuz Iğdırlı Dero da başlarında idi.

Bir sâ’at kadar makineli tüfenk, bomba ve piyade ateşleri içerisinde kaldık. Nihayet süngü hücûmuna kalkdılar.

Biz üç kişi mecrûh olduğumuz hâlde on kişi kaçabildik.

Şeyhmirze[3] etrâfında yaylamakta olan bir sürü koyunumuzu kurtarmağa koştuk.

Ermeniler bizi ta’kîbden vazgeçdiler.

Biz akşama üç sâ’at kalıncaya kadar dağda kaldık.

Eski çadırlarımızda kimseyi görmeyince acaba neyimiz kalmışdır diye çadırlara gitdik.

Orada bir Ermeni neferi kalıyor, su’âl etdik.

Kendisi Vanlı Agop isminde birisi idi.

Ta’arruz eden kuvvetin de Vaniskipoto (Vaniskipolik)’da olduğunu söyledi.

Bu Ermeni neferi bir kadın tarafından vurularak baltanın açtığı büyük yaradan dolayı gidememiş kalmışdı.

Mezkûre kadını da Agop süngü ile yaralamış yanı başında uzatmışdı.

Çadırlarımızın bezi âdetâ kan deryâsı hâlini almış, etrâfına kol bacak parçaları saçılmışdı.

Akşam karanlığı olmakda idi. Iğdır’dan gelen yoldan bir ağlamak sedâsı geldi.

Oraya koşduk.

Bu sâbah Ermenilerin esîr olarak götürdüğü bir ihtiyarın (Aksakallı İsmail Şemo) geldiğini görerek sarıldık İhtiyar feryâd ederek, kan ağlayarak başına gelen felâketi birer birer anlattı.

Ermeniler erkeklerle kadınların ihtiyâr olanlarını, çocukları öldürdükten sonra ve tefrîk[4] güzel genç kızları ve bu ihtiyârları bütün mâl ve kıymetli eşyâlarıyla Iğdır’a götürmüşler.

Iğdır’ın şimâl-i cenûbundaki meydanlığa bütün asker-i zâbitân Iğdır’ın erkek kadın tekmîl ahalîsini sıra ile dizilmişler.

Genç kızların elbiseleri soyulmuş çıplak bir hâlde ortaya çıkarılmış ve bir iskemle üzerine ihtiyâr oturdulmuş.

Davullar zurnalar çalınarak cebren bu çıplak kızlar oynatdırılmış, mahcûbiyetden heyâ etdiklerinden elleriyle edeb yerlerini kapatmak isteyen kızların kollarına süngüler batırmakda imiş.

Ara sıra oyun ta’tîl ederek Morad, Ardaş ve Dero ismindeki Ermeni kumandanları konferanslar veriyor, hâzirûn alkışları içersinde sözlerine nihâyet veriyorlarmış.

Tekrâr davullar, defler, zurnalar çalmağa kızlar oynamağa başlıyormuş.

Âdetâ maymûn veyâhud ayı oynatmağa çıkarmışlar, katı kalpleriyle gözlerinden kan gibi yaş akmakta olan kızları döğmektede imişler.

En nihâyet ihtiyârdan bu nasıl toydur ya’ni nasıl düğündür diye sordukları zaman zavallı ihtiyâr ses çıkarmayınca döğmeye başlamışlar.

Yol üstüne dikmişler.

Bütün c emâ’at yüzüne tükürmüş.

Bîçârenin aksakalı tükürükle yıkanmış olduğu hâlde haydi git Kürdlere söyle ikinci toya daha hazırlanıyoruz haberleri olsun demişler.

İhtiyârı yola salmışlardı.

Bu ihtyâr ağlaya ağlaya üç gün sonra Bâyezîd’de öldü. 750 koyun ve kuzu, 150 inek ve 37 kadar atımız Ermenilerde kaldı.

Şimdi sefîl bir hâldeyiz.

Köyümüzün harâb binâlarında sızlanmaktayız.

Cenâb-ı Hakk bizim âh(ü) zârımızı hâ’in düşmanımızdan alsın.

Hazret-i âdem’den şimdiye kadar gelüp geçen milletlerde bu gibi vahşiyâne zâlimâne hareketi acaba hangi devletin târihi kaydetmişdir.

Yoksa yalnız bizim başımıza mı gelmişdir.

9- Görlü (?) Kali oğlu Mehmed’in mürâca’atı :

  (1)335 Şubat’ında idi ki, dünyâya adâletini i’lân etmiş ma’sumları himâyeye koşmuş bir İngiliz hükûmeti var idi.

O vakit İngiliz zâbitânı Iğdır’da ve Revân’da bulunmakta idi.

Bir gün sabâhleyin erkenden yatakdan kalkmışdık.

Mâllarımızı, koyunlarımızı yazılara, yaylalara otlatmağa çıkaracaktık.

Bir iki tüfenk sesi geldi.

Bir de baktık ki köyün her tarafından Ermeni askerleri ilerlemekde ve köyün içersine ateş etmekde idi.

Makineli tüfenk, piyâde ateşleri yağmur gibi köye yağıyordu.

Çoluk çocuk feryâdı vâvyelâsı âsumana çıkıyordu, ben hemân tarla kenarından firâr ederek köyün altındaki mağaraya girdim.

Taşın kovuğuna gizlenmiş yatıyordum Mardiros oğlu Dero (Siron Efendi) başında olduğu hâlde Ermeni askerleri köye hücûm etdiler.

Köy meyyit[5] hâlini almışdı.

Ermeniler ele geçenin hayâtına hâtimine çekiyorlar, süngüledikten sonra ayakları altında kafaları ezmekte idiler.

Öteden süngülenmiş kadın sesleri arasında ihtiyâr babamın boğuk sesini işitmekte idim.

Köyün ortasında gelinleri soymuş memelerini kesiyorlar, evleri ateşe veriyorlar, bir taraftan da at, okuz ve davarların üzerlerine eşyâ yükleyüp, tefrîk etmiş oldukları genç güzel kızları sürüp köyden uzaklaşıyorlardı.

Kıtâl sekiz sâ’at devâm etdi.

Bütün köyü ateşlediler, gittiler.

Sonra ben kimse olmadığını görünce köye geldim.

Köy âdetâ bir selhhâne şeklini almış kan deryâsına dönmüşdu.

Kapının yanında kanlara boyanmış ihtyâr babamı görünce ağlayarak yanına serildim.

Ellerini ayaklarını öpüyordum.

Babamın sakalını kıskançla maşa ile diri diri çeküp, yüzünün derisini soymuşlardı. Kafasını kırmış, beyni dışarı dökmüşlerdi.

Artık deli gibi köyün evlerini bağıra bağıra ağlaya ağlaya dolaşdım.

Sabahleyin Bâyezîd’e giderken hükümet-i Osmniyye’ye mürâca’ada bulundum.

Şimdi köyümüz harâb, yıkılmış, bayguş yuvasına dönmüşdür.

Bizi bu hâle getirmeye sebeb olan İngilizlerdir.

İngiliz bizim kâtilimizdir.

İngilizler bu lekeyi silmek isterse yüzlerce nüfûs öldürmüş, yakmış, hânümânları sönmüş, Dero’dan bu intikamı alsın.

Daha doğrusu câni Dero’yu i’dam etsin.

Zâyi olan 1.200 koyun, 100 at ve mâlımızı tazmîn etsin.

10- Bulakbaşı’ndan Ömer oğlu Hamid’in ifâdesi :

  (1)334 Teşrîn-i Sânî evâsıtında idi.

Taşburun’da Van alayından bir tabur asker oturmakta idi, Kumandanları Bâyezîdli karabet Efendi (vaktiyle Bâyezîd’de bakkalık eder idi).

Osmânlı ordusu Kafkas’dan çekildi.

(1)334 senesi Teşrîn-i Sânî nihâyetinde biz de Türkiye’ye çekilmek istemiştik.

Fakat Osmanlı hükûmeti, Ermenilerin fenâlık yapmayacağı ve kendi köylerimizde kalmaklığımızı ve bizi hudûddan içeriye kabul etmeyeceklerini söylemişlerdi.

Biz de kendi köyümüzde Mart’a kadar kaldık. Mart’dan i’tibâren Ermeni hükümeti her tarafa sarkıntılığa başladılar.

Ez-cümle Aras’ın o tarafındaki Hâlis, Alimehmed, Avşar, Dereli köylerini yakıp yıkmakda, âhalîsini katli’âma başladılar.

Ekserî ahâlîyi Aras nehrinde boğmakdan lezzet aldığı kindâr düşman bize gösterdi.

Biz korkumuzdan hemân bütün köylü yüz ev kadar halk müctemi’an Kağızman’a doğru hareket etdik.

Kars’da bir Osmanlı zâbitinin mevcûd olduğunu işittiğimizden Kars’a müteveccihen hareket etdik.

Kağızman deresinde Ağçay’a (Akçay köyü) geldik.

Orada oturmaya karar vermişdik. (1)335 Eylül’ün Cum’a günü idi.

Kağızman’dan İngiliz üniformasını lâbis[6] bir Ermeni taburu top ve makineli ogün (obüs) tüfenkleriyle berâber üzerimize geldi.

İngiliz hükûmetinden emîn bulunduğumuzdan ehemmiyet bile vermedik.

Çadırlarımıza yaklaşdıkları vakit konuşmalarından İngiliz üniformalı bir Ermeni kıt’ası olduğunu hissettik.

Kendilerini istikbâl etmek ve uğurlamak için çadırlardan ayrıldığımız zamân üzerlerimize ateşlerini yağmur gibi yağdırmaya başladılar.

Hurra diyerek hücûma kalktılar.

Biz canımızı kurtarmağa savaştık.

Dağlara tırmandık.

Çadırlardaki eşyalarımızın yarısını bir de dağdaki koyunlarımızı kurtarabildik.

On kadar şehîdimiz oldu.

Beş erkek ile üç kadını esîr aldılar.

Beş-altı çocuğumuz da süvâri hücûmundan ve ateşden kurtararak Sinek yaylasına gitdik.

Bir ay kadar kaldık Teşrîn-i Evvel’de Ayas Gölü[7] yakınında otururken Iğdır tarafında Siron (Dero)[8] kumandasındaki bir müfreze ve ordan Yezîdilerden Cihangir ve Kağızman tarafından Hasan Ağanın oğlu Yusuf Bey çeteleriyle üç koldan ta’arruz etdiler.

Top ve makineli tüfenk ve bomba ateşlerine karşı durmak mümkün olmadı.

Biz bu yoldan kurtulmağa çâre ancak Osmânlı tarafını bulabildik.

Binlerce koyunumuz kaldığı gibi yüz hâneden ancak on iki hâne halkı sağlıkla Osmanlı torpağına yetişdik.

Mütebâkîsi[9] esîr kalmıştı.

150 gün sonra çadırlarımızda bir şeyimiz kalmış mı diye bakmağa gittiğimiz zaman kafaları parçalanmış ufak yuvrularların vücûdları süngü yarasıyla delik deşik olmuş ba’zı erkek ve kadınlarımızı bulabildik.

Kızlarımızın kâmilen esîr olarak götürüldüğünü anladık.

Şimdiye kadar sefîl bir hâlde yaşamakta idik.

Bu def’a köyümüze geldik.

Bütün evlerimizi yanmış bulduk. Harâbe köşelerinde kaldık.

11- Hüseyin oğlu Haydo’nun ifâdesi : 
Biz, Osmanlı ordusu Kafkas’da tren hatdı çıvârında bulunurken biz de Gökçe göl[10] civarındaki dağlarda (Aktaş, Sıçanlı, Kızılharâbe) bu üç köy ahâlisi yaylada idik.

(1)334 Ağustos on beşinde Ermeni kuvvetleri sabâhleyin erkenden yaylada çadırlarımızı ihâta[11] etdiler.

Hiçbir kabâhatimiz olmadığı hâlde üzerimize ateş etmeğe ve biraz sonrada hüçûma başladılar.

Rus hükûmeti ordusu çekilirken bütün eslihâsını[12] Ermenilere terketmiş bizlere bir tüfenk bile vememişdi.

Biz bu düşmanın bir tarafını yararak kaçtık.

Üç köy ahâlisinden ancak yirmi hane yalnız erkeklerle kuvvetli olan kadınlar birkaç çocukla canımızı kurtarmış eşyâ ve mâllarımızla müstebâkî insanlar kâmilen Ermenilere kalmışlardı.

Biz Develi’ye geldik.,oturduk.

Bir ay sonra Osmanlı ordusu çekildi.

Bir ay kadar daha Develi’de oturabildik.

Güntepe Güvarli Deli Hartin oğlu Haço ismindeki bir Ermeni zâbiti Devle köyünün içindeki İslâmları Kafkas’da mahvetmek Ermenistan’ın istikbâli içün Ermenilere büyük bir vazifedir diyerek muhtârın kafasını yaraladı.

Bir gün sonra da yine köyden yol yaptıracağız diye Kamerliye götürüp balta ve hançerle kafalarını parçalamış, gözlerini çıkarmışlardı.

Biz fenâ hâlde korkmuş Allah’a yalvarmağa başlamıştık.

Teşrîn-i Evvel’de Matos Ağanın oğlu Peryam Ağa kumandasında Ermeni taburları top ve makineli kuvvetleriyle köye hücûm etdiler.

Biz hemen Başkend[13] civârına geçmek Aras’a koştuk.

Ermenilerin bir kısmı köydekilerini öldürürken diğer bir kısmı da bizi ta’kîben Aras’a kadar geldiler.

Karılarla çocukların bir kısmını su götürdü.

Üç yüz kişi garibi de Ermeniler süngüleyüp Aras nehrine attılar.

Sular katıldılar.

Aras nehri ve kenarlarını mazlûmların bî-günâh masûmcukların ve kadınların âh ü enîni suda boğulurken husûle gelen boğunuk seslerle ve kırmızı renge boyanmış cehresiyle âdetâ mahşerden bir numûne idi.

Develilerden pek çok telefât olduğu gibi bizim kendlilerden[14] de ancak altı erkek ile dört kadın kendimizi kurtarabildik.

Ağrı dağına çıplak ve perîşân bir hâlde kavuştuk.

Şimdi Perîşân bir hâlde gurbet yerlerde dolaşmakdayız. 

12- Alikızıllı Gülü oğlu Maho’nun ifâdesi : 
  (1)335 senesi Mayıs ibbtidâsında bütün köy halkı biz Taşburun’un gerisindeki yaylada idik.

Mayıs’ın onuncu günü idi.

Başkendliler Mardiros kumandasında üç yüz kadar bir Ermeni kuvveti bizim konşumuz olan Alikızıllı köyünden Azis oğlu Rubin ve arkadaşları önde kulağuz[15] olduğu hâlde çadırlarımıza yanaşup etrâfımıza dağıldılar.

Bize gülle atmaya başladılar.

Biz uykudan kalkmış olanlardan yirmi erkekle, dördü mecrûh olmak üzere on bir kadın iki çocuk Ağrı dağına kaçabildik.

Yatakta kalanlar ihtyâr olup kaçamayanlar, kundaktaki çocuklarımız bile altmış kadar at, bin kadar koyunumuz, eşyâ ve mâllarımız Ermenilere kaldı.

Biz bir ay kadar dağlarda dolaştıktan sonra yine vak’a mahalini boş bulduğumuzdan avdet etdik.

Esîr kalanların süngülerle bıçaklarla kâmilen parçalandığını gördük.,

Bu şehîdlerin kemikleri çadırlarında açıktadır.

Ermeniler köyümüzü de yakmış, şimdiki gibi harâbe bir hâlde bırakmışlardır.

13- Cevâd Bey oğlu Ahmed Bey’in ifâdesi :

  Biz (1)334 Eylül’de Revan’a üç dört sâ’atlik mesâfedeki Burunluk köyünde idik.

Eylül’de Osmanlı ordusu kendi hudûna çekildiği zaman bize bundan sonra sulh oldu.

Ermenilerle kardeş gibi Nikola zamânında nasılsa öyle geçine geliniz diye tenbîhâtda bulundu gitdi.

Teşrîn-i Evvel ortasında Ermeni hükûmeti tarafından Mardiros oğlu Dero bizim köye geldi.

Âhaliyi başına toplayarak nutuk söyledi; “artık şimdiden sonra Ermenilerle İslâmlar rahat rahat yaşayacaklar, düşmanlık kalmayıştır” gibi sözlerle bizi aldatdı.

Beş gün sonra sabâhleyin birden bire köyün etrafının sarıldığını üzerimize top ateşinin atıldığını gördük., şaşırdık.

Bir sâ’at geçmemişdi, süngülerle hurra diye hücûma kalkdılar.

Biz Aras nehrine koşduk.

Suyun öbür tarafına geçdik.

Kırk erkekle yirmi beş kadın elli çocuğumuz süngülerle parçalandı.

Mâl, eşyâ, at ve develerimiz kâmilen orada kaldı.

Yirmi erkekle, on bir kadın, dört çocuk kurtulmuşduk.

Çocukları Aras nehri boğdu.

Bu felâketden sonra şimdiye kadar Ağrı dağı ve civarında perîşân yaşadık.

Şimdi de harâb köylerin, ıssız duvar köşelerinin ortalarında bulunmaktayız. Hânümânımızı[16] Ermeniler böylece mahvetdi.

14- Abdî Ağa oğlu Ramazan kendin ifâdesi :

  (1)336 Haziran’da idi. Zengibasar ahâlîsini Ermeniler öldürmeğe, kurdlar gibi parçalamağa başlamışdı.

Bir gün sabahleyin düşman, köyün üstünden on kadar topla köyü bombardımana başladı.

Yıkılan evlerden köyün hâricine kaçanlar da makineli tüfenk ateşleri altında kaldılar.

Otuz adamımız öldü.

Bütün eşyâ, mâllarımız, heyvânâtımız köyde kaldı.

Biz yalnız kendimizi Ağrı dağına atabildik.

O gün Zengibasar’dan kaçup Aras nehri kenarına gelen yüzlerce İslâm Acem’i[17] diri diri Aras nehrine atıldı.

Zavallılar suda boğulurken Ermeniler nişân talimi yapıyormuş gibi kurşunla öldürülmekde idiler.

Biz bu zâlimâne hareketi seyrederken kendi derdimizle uğraşıyorduk.

Şimdiye kadar çerge-perîşân dolaşdık .

Şimdi köyümüzü Ermeniler yakmışlar, harâb bir hâldedir.

Sefîl halde yaşamakdayız.

15- Nevruzlu Mehmed oğlu Abbas Ali’nin ifâdesi :

  (1)334 Teşrîn-i Sânî’de Osmanlı ordusu Kafkas’dan çekildi.

Biz öz kendimizde kaldık.

Aradan on beş gün geçmekde idi, Aram Paşa bizim köye geldi, Ermeni hükûmetine teslîm olmaklığımızı söyledi.

Biz de teslîm olmaklığımıza karar verdik ve teslîm olduk.

Artık Ermeni hükûmetinin tâbi’i idik.

Aram’dan sonra Revan halkından Başgiritli meşhûr Dolu Gazar (deli Kazar) ismindeki çete başı kende 300 kadar avaneleriyle köye geldi.

Size sözüm var diyerek iki mahallenin bütün erkeklerini bir yere toplayıp büyük bir eve koydu.

Kadınları da bir eve topladı. Bizim aşağıdaki mahallenin başına nevbetçiler dikdi.

Bu iki mahalleye bir birbirimizi bırakmadı, her gün köy bağçelerinde tek tük silâh sesleri feryâd, vuku’atlar işidiliyordu.

Biz o taraflara bakmak içün gitmek istediğimiz zaman Ermeni askerleri süngülerdi.

Kimse evden dışarı çıkamazdı, en nihâyet bir gün bağçelere gitdik.

Orada iki kişinin bir ağaca bağlanarak yakılmış.

Öbür tarafda bir adamın büyük bir ağaca sarılarak kollarından çivilenmiş, gözleri oyulmuş, karnı delinmiş.  

Ba’zı adamların kürekle kafaları parçalanmış, ötede on kişinin bir birine bağlandıktan sonra kurşuna dizilmiş, diğer bir tarafda birkaç ihtyâr kadın saçlarından ağaca asılmış, kolları kesilmiş, on beş kadar küçük çocukların karınlarından geçmek sûretiyle bir uzun sırık uzatılmış, jimnastik ağacı gibi meydana dikilmiş ağaç bütün çocukların delinmiş karından geçirilmişdir.

O iki mahallenin muhtelif evleri yanıyor, mu’sumların feryâd-ı âh ü zârrı âsumâna çıkmış kemik kokuları âfâkı sarmışdı.

Bu fecî manzaraların bizde husûle getirdiği korkutduran akılları âdetâ dünyâya geldiğimiz günden beri içersinde yaşadığımız bağçaları tanıyamaz olduk.

Bağçelerden dışarı çıktığımız zaman köy ağasının kafası köşe başında bir ağaca dikilmiş gördük.

Yaşadığımız bağçelere girmeğe artık tahammülümüz kalmadı.

Sükût-u ihlâl ederek gayr-i ihtilyârî bağırup bu (me)zâlimden sâlim kalmış olan kendi mahallemize koşduk.

İki gün evvel Serhatikof isminde Ermeni sergerdesinin birden bire hiddet sâ’ikasıyla bize söylediği sözlerin doğru olduğu, Kafkas’da İslâmları imhâ etmek politikasının tatbîk edilmekte bulunduğunu bütün evlere i’lân etdim.

Geceleyin sabaha karşı bütün çoluk çocuk, kadın erkek kâmilen eşyâmızı, mâl ve mülkümüzü bırakarak perîşân bir vaz’iyyetde âbâ ve ecdâdımızdan kalup bizi besleyen güzel köyümüzü terketmiş, Aras nehrine gelmiş, suyu geçmeğe başlamışdık.

Ağlayan çocukların feryâdı, ihtiyâr kadınların sedâları, insafsız kalbi hâ’in Ermenilere kadar getdi ki Ermeniler hücûm ederek Aras nehri kenarında bomba ateşlerini yağdırmağa başladılar.

Hepimiz kendimizi köpürmüş, kalkmış akan Aras deryâsına suya atmağa başladık.

Bomba ateşinden süngü darbesinden kurtulanların ekserîsini zâlim su götürdü, suyu can kuvvetiyle yarup geçmek isteyenlerin makineli tüfenk ateşinden müte’essiren suya gark oldu, iki yüz elli hânelik bin nüfûsluk bir cemâ’atden selâmetle yirmi kadar erkekle dört kadın kurtulabildik.

Cümle eşyâ ve Mâlımızı Ermenilere bıraktık.

Başkend Ahalisinin himmetine mürâca’atla ve sâhib-i nüfûslara dehâlet etdik.

Şimdiye kadar bir çok devlete mâlik olduğumuz hâlde çobanlıkla ve amelelikle vakit geçirdik.

İki ev Başkend ahâlisi ile beraber Ermenilere teslim olduk.

Berây-ı maslahat edilmiş müsâ’ade üzerine Revan’a gitdiğim zaman o vak’ada Ermenilere esîr kalan bâkire kızlardan dördünü Revan kerhânelerinde ülfet(d)e bulunduğu re’yü’l-‘ayn gördüm.

Gördüğümüz bu mezâlimi izhâr içün büyük devletlere arz edilmek üzre ifâdede bulunuyorum.

16- Serrâcelerden Meşedi Mehmed’ Bağır’ın kızı Bala’nın ifâdesi: 

  (1)336 Haziran ayında idi.

Öğle üzeri Dero ve Başkendli Hüseyin Bayralof kumandasında bir çok ermeni askerinin köyün altına geldiğini muhtârımız söyledi.

Bir sâ’at geçmeden köye top gülleleri düşmeğe başladı. Bılumut(?) (makineli) kurşunları köye yağmur gibi yağıyordu.

Köyün üç tarafı sarılmışdı.

Biz erkek, kadın kâmilen Aras nehrine doğru kaçmağa başladık.

Ermeni süvârîleri yolumuzu kesdiler.

Birçoğumuzun kılınçdan geçirdiler.

Biz bağ ve tarlalara dağıldık. Her tarafdan yine Aras’a koşduk kendimizi suya atdık.

Biz suyu geçmek içün can çekişdirirken, Ermeniler kurşun ve bombalarla bizi boğmağa, mahvetmeğe çalışıyorlardı.

Yüzlerce erkek ve kadınlarımızı su götürdü.

Ekserimiz yaralı olarak yirmi erkekle on bir kadın, dört-beş çocuk kurtulduk.

Başkend’e canımızı atdık.

Şimdiye kadar dilenmekle vakit geçirdim.

Erim, anam, babam suda boğulmuşdu.

Üç çocuğumdan ikisi aç ve çıplaklıkdan öldü.

Şimdi bir çocukla harâbelerde can çekişdirmekdeyim.

17- Uluhanlı’dan Mehmed’in zevcesi Hamse (?) kadının ifâdesi : 
Ben köyde esâsen fakîr bî-kes idim.

İki yetim sâhibi idim.

Bağ ve tarlalarda yemiş toplar, başak toplar iki yetîm balamı besler idim.

(1)336 Haziran’ın on beşinde idi.

Deli Kazar ismindeki Ermeni zâbiti on kadar süvâri neferiyle tarlada yanımıza geldi.

Bize yaklaşır yaklaşmaz üzerimize kılınç çekerek üzerimize hücûm etdiler.

Yanımda çıplak iki evlâdımı kılınçla parçaladılar.

Ben de omzumda açılan kılınç yarasnın tesiriyle düşdüm.

Tarlada kanın içinde akşama kadar kaldım.

Köyün her tarafında toplar atılıyor, muharebe oluyordu. Gece sürüne sürüne Aras nehrine geldim.

Başkendli Meşhedi Bala’nın nökeri beni sırtına alarak Aras nehrinden geçirdi.

Başkend’de o vakitden beri dilenmekle vakit geçirdim.

Kocam da Uluhanli’da öldürülmüşdür.

18- Hasanverdi Kerîmesi Haydar’ın zevcesi Zeyneb kadının ifâdesi

  (1)336 Haziran’ında Ermeniler top ve makineli tüfenkle köye hücûma başladılar.

Biz kendi koca ve çocuklarım ve bir iki ev komşumuz ve mâllarımızı eşyâlarımızı bırakarak kaçmağa başladık

Köyün alt yolunu kesen Ermeni süvârileri üzerimize hücûm etdiler.

Kocamla bir çocuğumu kılınçla kesdiler.

İki ufak çocukdan başkasını kâmilen kırdılar.

Dört kişiyiz, iki kadın başını alarak ağaçların dibine götürdüler.

Bizim ırzımıza geçtiler.

Ağaca bağlıyorlardı, zâbitleri bağırdı hemen orada bırakarak atlarına binip gitdiler.

Giderlerken iki çocuğumu da yol üstünde iki biçtiler.

Akşam karanlığında bi’l-istifâde Kerimbeyli köyünün karşısına geldik.

Aras nehrini geçtik Başkend’e iki karıyla üç çocuk geldik.

Şimdiye kadar sokaklarda dilendik.

Bir çocuğum da şimdi açlıktan ölmektedir.

İşte bu hâl-i sefâletimiz, perîşâniyetimizi gördüğünüz gibi.

Dünyadaki kadınlara yazınız.

Biz de şefkat etsin, acısınlar.

19- Kameli’den Muharrem oğlu İmâm Ali’nin ifâdesi :

  (1)334 teşrîn-i Evvel’de Osmanlı ordusu çekildikten sonra Teşrîn-i Sânî’de Kamerli’den Hamail Baba Haton ismindeki bir Ermeni Zâbiti ile üç yüz kadar Ermeni piyâdesi köye geldiler.

Evvela genç erkekleri yol yapacağız diye topladılar.

Bir iki kere genç kızları bağırdarak elimizden aldılar.

Her gün köyümüzün önünde â’ile kızlarımızın nâmûslarına tecâvüz etdiler.

Köyün ileri gelenlerini keserle yonmak sûretiyle etlerini koyun eti gibi parçaladılar.

Hattâ köyün büyüklerinden Hacı Bayram ile Hacı Abidin ve Tahir Ağayı para vereceğiz diye el ve kollarından ağaçlara çivilediler.

Bonaparşan isminde bir doktor evvelâ kalbi açmak, ciğerlerini çıkarmak, dudaklarını kesmek gibi envâ’i işkencelerle her üçünü de öldürdüler.

S… (cinsel organını) keserek ağızlarına koydular.

İki gün köyün pazarında teşhîr etdiler.

Ba’dehu karılarını bunların karşısında uzun ağaçdan saçlarından astılar.

Kamerlili Boğosek Hayko ismindeki Iramof familyasından bir yüzbaşı, Tahir Ağanın kızını mescide götürüp orada cebren ırzına geçmiş ve hançerle kızı boğazlamışdı.

Biz bu fenâlıkları görür, kolları kırılmış kuşlar gibi çırpınarak, bir gün sonra bizim İslâm mahallesini[18] abluka etdiler.

Balta ile, destere ile adamlarımızı kesmeğe başladılar.

Birçok adamları toplayup hemân bir eve dıkarak yakmakta idiler.

Biz damlardan bağçe duvarlarından bi’l-istifâde mâl ve eşyâlarımızı bırakarak kaçmağa başladık.

Bizi Ta’kîb etdiler.

İki yüz hânelik İslâm mahallesinden ancak yirmi hane Aras nehrine gelmiş iken bizi süvâriler dutub dutub Aras Nehrine atdılar.

Biz kaçanlardan on sekiz kişi kurtulabildik.

Mütebâkîsi kâmilen öldürülmüş, sularda boğulmuşdur.

El-yevm Revan kerhânelerinde mevcûd kızlarımız vardır.

Bunları her ne kadar almak istedik ise de vermediler.

ALİ EŞREF UZUNDERE

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s