ÖLÜ DİRİLİR, HESAP GÖRÜLÜR! —————- ALINTIDIR

ÖLÜ DİRİLİR, HESAP GÖRÜLÜR!

Resim

Mart 1915…

Ermeni Karabet, Başçavuş Şevki’ye “Ölüler dirilirse Türk milleti de dirilir, siz öldünüz!” der.

Şevki, dedemdi…

Bayburt’un Şingâh Mahallesinden Vağındalıoğullarından Şükrü oğlu Şevki, Balkan Harbinden dönmüştür.

Teşkilat-ı Mahsusa temasa geçer onunla.

Kısanta’ya (Demirözü) yerleşmesini, Ermenilerin faaliyetlerini bildirmesini, gerekirse müdahale etmesini ister.

Bir süre yapar bunu, sonra Birinci Dünya Harbi patlar, Kafkas Cephesi’ne gider Serçavuş Şevki Efendi.

Sarıkamış bozgunundan yaralı döner Kısanta’ya.

1915 yılının Mart ayıdır.

Karabet adlı Ermeni’nin kendisini çağırdığını söylerler, gider. 

Karabet, sorar Şevki Efendi’ye:
-De hele, ölü dirilir mi?
-..?
-Ölü dirilirse Türk Milleti de dirilir, siz öldünüz…
Gırtlağına sarılır Şevki, Karabet’in, araya girer köylüler ayırt ederler.  

Erzincan’a gider bu olaydan sonra Şevki Efendi, yeniden birliğine katılır, Çanakkale Cephesine yollarlar.

Oradan sağ döner, gelir 1916’da Loru Köyü yakınlarında ve Of’ta yeniden Ruslarla savaşa tutuşur.

1918 başlarında görev verirler, Demirözü’ne gelir, Karabet ve avanesini yakalayıp Tercan’a gönderir.

Gönderirken  “Ölü dirilir”  demeyi ihmal etmez.
Dedemdir benim Şevki Gürbüz.

Bu olayı ayrıntılı olarak “Ölü Dirilir Hesap Görülür” adlı radyo oyunumda yazmışımdır.
Bu olayı dinledim çocukluğumda, Bayburt’ta Ermeni zulmünü arşa dayandıran öyküler dinledim.

Bunların biri var ki, yürek dayanmaz.

Emekli General Sadri Karakoyunlu’nun “Bayburt Tarihi” adlı eserinden okuyalım onu da:
 “17 Temmuz 1917 günü Yukarı Kırzı Köyüne gelen bir grup Ermeni, köyün genç kız ve kadınlarının gizlendiği yere (bir Ermeni kadının ihbarıyla) baskın yapar.

Burada can ve namus korkusuyla birbirlerine kenetlenmiş duran kız ve gelinlerden birini seçerler ve oracıkta diğerlerinin göz önünde ona tecavüz ederler.

Namusu kirlenen bu kadının kocası askerde, savaştadır.

Doğruca köyün orta yerindeki büyük ve derin su kuyusunun başına gider bu gelin ve ‘Bacılar, ben cephedeki erimin namusunu koruyamadım, bu namus ancak böyle temizlenir’ diyerek kuyuya atlar.

Diğer kız ve gelinler de onu izlerler.

Bugün bu kuyu köylüler tarafından doldurulmuştur.

Ve namuslarını koruma savaşı veren 18 genç kız ve gelin bu kuyunun derinliğinde yatmaktadır.   

Soyunu kırdı ise, bunları kim yaptı?
Binlerce böyle acıklı, dehşet dolu öyküler vardır o günlere dair.

Ermenilerin o dillerinden düşürmedikleri “tehcir” olayı 1915’de olmuş.

Güya soylarını kurutmuşuz ya da sürmüşüz hepsini.

Doğru olmadığı 1917 ve 1918 yıllarındaki bu katliamlardan belli…

Kıran onlar, ordumuz yetişmese, bizim soyumuz kuruyacaktı.
Ermeniler, 1920 Gümrü ve 1921 Kars Antlaşmasına imza koyduktan sonra, uzun yıllar, “soykırım” sözünü ağızlarına almadılar.

Ermenistan’ın son Taşnakçı Başbakan’ı Kaçaznuni’nin yazdıklarının utancıyla yaşadılar. 
Ne diyordu Kaçaznuni “Sevr Antlaşması gözlerimizi kör etmişti.

Başımızda kavak yelleri esiyordu.

Söyledim; Taşnaksutyun’un artık yapacağı hiçbir şey yok.

Doğru ifade etmedim.

Son bir işimiz daha var, Ermeni siyasi hareketinin geçmişine ve kendi geçmişimize karşı bir yükümlüğümüz daha var.

Parti kendi kararıyla bilinçli ve kesin olarak varlığına son vermelidir.

Evet intiharı öneriyorum.” 
Sonra değişti dünya şartları, emperyalizm yeniden Ermeni kartını oynamaya karar verdi.

Bugün her 24 Nisan’da kutsal bir mekân gibi ziyaret edilen Erivan’daki “soykırım anıtı”  1967 yılında Sovyetler Birliği yönetiminin bilgi ve desteği ile açıldı.

O yıllarda Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nazmi Oruç, bilimsel bir konferans için Erivan’a gitmişti.

Gördüklerini hem Devlet Dergisinde yazdı, ben hem de kendisinden dinledim.

Her yerde Ağrı Dağı’nın fotoğrafları vardır, her yere “Ararat’sız Ermenistan olmaz!” yazılıdır (lokantadaki yemek tabaklarının içinde bile).  

SSCB’nin her yerinde camiler ve kiliseler kapalıdır ama Erivan’daki Ermeni Kilisesi açıktır, özel koruma ve destek de görmektedir.

ABD yönetimi de geri kalmıyordu SCCB’den, orada da bir şeyler oluyordu.

Ermeni terör örgütü “Asala” nın ilk eylemi orada çıktı ortaya.

Mıgırdıç Yanıkyan adlı Erzurum kökenli 78 yaşındaki bir Ermeni Türkiye’nin Los Angeles Başkonsolosu Mehmet Baydar’ı, California eyaletinin Santa Barbara şehrindeki Baltimore Oteli’nde kurşunlayarak öldürdü. 


Bu olayı dünyanın birçok yerinde seri halde Türk diplomat katliamları izledi.
Ermenilerin sicilleri bozuktu bu bağlamda, İttihat Terakki’nin üç paşası Enver, Talat ve Cemal de, Ermeni kurşunlarıyla can vermişlerdi.

(Enver Paşa’yı Türkistan’da vuran kurşunu da bir Ermeni atmıştı.)

Talat Paşa’yı Berlin’de vuran Sogomon Tehliryan “Bir insan öldürdüm ama katil değilim” diyordu övünerek ve beraat ediyordu düzmece mahkemede. 

Vurur öldürür, “Vurulduk, kırıldık” derler
Amaç “Büyük Ermenistan”ı kurmaktır, bu uğurda Ermeni’nin yapamayacağı katliam ve desise yoktur. 
Körte adlı yabancı yazar “Les Armeniens En Anatolie”  adlı eserine, 1 Eylül 1898 tarihli “Haik” gazetesinde yayımlanmış olan bir yazıya yer vermiştir.

Bu yazının bir bölümünü aktaralım:
“Karışıklıklar önce İstanbul’da başlayacak ve Ermeniler korkmadan silaha sarılacaklardır.

Mücadele uzun sürecek ve ihtimal ki İstanbul’un büyük devletler tarafından işgaliyle sona erecektir.

Taşrada durum başka olacaktır. Ermeniler İstanbul’da saldırıya geçecek, taşrada ise silahlı ve hazır vaziyette olarak savunmada kalacaklardır.

İstanbul’da karışıklıkların hiç eksilmemesi, taşrada seller gibi kanlar akması Avrupa’yı eninde sonunda müdahaleye zorlayacaktır.” 
Kanlar aktı, ama daha çok Türk kanı.

Birinci Dünya Harbinde Van’da öyle bir isyan çıktı ki, Kafkas Cephesinde çarpışan ordumuza en büyük darbelerden biri oldu.

Van Ermenilerin eline geçti.

Sonra Ruslar geldi, şehrin anahtarını onlara verdiler bu isyancı Ermeniler.

İşte bu olay bardağı taşıran damla oldu ve Enver Paşa’da tehcir fikrini doğurdu.
Tehciri de abarttılar, kabarttılar, onun da rantını yemeye başladılar, bugün de yiyorlar.

Yiyorlar ya, Ermenistan’ın bugünkü milli marşı, Ermeni’nin içini haykırmaktadır adeta:
“Topraklarınız işgal altında, vurun öldürün!” 

Hocalı’da bunu yaptılar Hazangül’ün babası gibilerine…
“Müthiş bir ses, bir ses daha…
Peş peşe patlayan top mermileri ortalığı cehenneme çevirmişti.
Hazangül’ün kulakları duymuyor, gözleri hiçbir şey görmüyordu.

Babası onu göğsüne yapıştırmış, tavandan dökülen taş-toprak parçalarından korumaya çalışıyordu.
(…) Diğer çocuklarını iki eliyle kucaklamaya çalışan annesi ise bir yandan feryat ediyor ve acı içerisinde inliyordu. Anlaşılan yaralanmıştı.
Kısa bir süre sonra kendilerin, kent mezarlığının duvarının dibinde buldular.

Şehre bir akbaba sürüsü gibi giren Ermeniler ilk saldırı sonrası sağ kalabilen kadın, çocuk ve yaşlılardan oluşan sivilleri Kabristanın yanındaki meydan toplamışlardı.
(…) Babası Hazangül’e öyle sarılmıştı ki Kent meydanına gelene kadar onları ayıramadılar.

Annesi ve diğer kardeşlerini onlardan koparmışlardı.

Daha sonra kafasına demirle vurarak kollarını gevşettikleri Tevekkül Emirov’un el ve ayaklarını kablo ile bağlayıp üstüne benzin dökerek ateşe verdiler.

O ise alevler içinde yanarken kızına doğru bir hamle yapmak istedi.

Sonra alev yumağı içinde kaybolurken son defa yanık ve kesik bir feryat daha yükseldi:
-Ay Allah, yandım…
Babası meşale gibi yanarken Hazangül ona doğru atıldı.

Serçe kadar küçük bedeni bu acıya daha fazla dayanamadı ve babasına koşarken düşüp bayıldı.

Hazangül saatler sonra kente girenler tarafından yattığı yerde bulunarak hastaneye kaldırıldı.

Sımsıkı tuttuğu bebeği hâlâ kucağındaydı”.

Karabağ’da ölen askerleri için “mermi şeklinde”  kilise inşa eden Ermenistan yönetiminin Hocalı’da yaptığı soykırımın sahnelerinden yalnızca biridir Hazangül’ün öyküsü.

Alaca’dan kurtulan tek kişi: Hattat İsmail Usta
Kâzım Karabekir anlatıyor 12 Mart 1918’de kurtardığı Erzurum’un hâlini:  

Demiryolu istasyonu, sanki ölülerini dışarı atmış bir mezarlıktı.

Karşılıklı iki kârgir binanın yangın sonunda içi yanmış Türk cesetleriyle dolu olduğunu gördük.

Kars Kapısındaki kale mahzenlerinde şehit edilmiş halk dolu idi.

Erzurum’un kuzeyindeki Umudum, Sitavuk, Arzuti köylerinde hemen hemen hiç kimse kalmamış idi.  
Alaca Köyünün hali de öyle idi.

O köyde herkesi bir alana toplamış, kurşunlamış, süngülemişlerdi.

Alaca’da ölülerin arasından 6 yaşında bir çocuğu sağ bulmuştu Türk Ordusu, adı İsmail’di.

Ayağında süngü yarası vardı, yakınlarının tümünü kaybetmişti.
Ben o İsmail’i tanıdım. Onunla çok sohbetler ettim.

Erzurumluların “Alçıcı İsmail Usta” dedikleri İsmail Gürcan, bir hattattı, Erzurum’un birçok camisinde onun yazdığı hatlar vardı, evi kitap doluydu, kendisi de bir ayaklı kütüphaneydi.
Ona sonsuz rahmetler..

Ermeni diasporası ve lobisi
* Dünya genelinde Yahudilerden sonra en güçlü diaspora Ermenilere aittir.

Ermenistan dışında yaşayan Ermeni sayısı 4 milyondur ve Ermenistan’ın nüfusundan fazladır. 
* ABD Ermeni propagandasının en güçlü merkezidir.

Burada 750 bin Ermeni yaşar.

Her yıl 5 milyar dolar dolayında bir harcama yapıldığı bilinmektedir.

21 günlük gazete, 17 dergi, 188 adet bülten, 25 adet radyo istasyonları var. 10 adet televizyon programını da kendi amaçları doğrultusunda finanse ediyorlar.

ABD’de son yıllarda çok sayıda kitap da basılmakta.
* Rusya’da 3 adet Ermeni gazetesi çıkmakta.

Türkleri katledip toplu mezarlara koydular
Doğu Anadolu Bölgesi’nde Erzurum, Van, Kars ve Iğdır’da Ermeni katliamını gözler önüne seren kazı çalışmalarında, Türklere ait çok sayıda toplu mezara rastlanıldı.

Her açılan mezarda hunharca öldürülmüş kadın ve çocukların da olduğu Türklerin iskeletleri bulundu.

Ermeniler, Hocalı’da yaptıkları katliamı ise Karabağ’da yaptıkları “mermi şeklinde” kilise (Solda) ile anıtlaştırdılar.

Hollanda’da “anıt” açacaklar
Hollanda’da faaliyet gösteren Türk Sivil Toplum Kuruluşları (STK), Ermeniler tarafından Almelo kentinde açılması planlanan anıta karşı harekete geçti.

Hazırladıkları ortak bildiriyi Hollanda Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu üyelerine sunan STK temsilcileri, bugün  açılacağı belirtilen anıtın toplumda huzursuzluğa yol açabileceği uyarısında bulundu.

Uluslararası herhangi bir yargı kararı olmamasına karşın söz konusu anıtta “soykırım” ifadesinin yer aldığı ve bunun yasalara aykırı olduğuna değinilen bildiride, bu bağlamda Türkiye ile Hollanda arasındaki ticari ilişkilerin zarar görmesinden endişe edildiği kaydedildi.

Hazırlanan bildiriyi komisyon üyelerine sunan heyette yer alan Avrupa Türk Demokratlar Birliği (UETD) Hollanda Başkanı Mehmet Salih Kaya, söz konusu olayın toplumda huzursuzluk oluşturacak tarzda gündeme getirilmesine karşı olduklarını söyledi.

Yapımı büyük oranda tamamlanan Ermeni Havari Kilisesi bahçesindeki anıt için bugün tören düzenlenmesi planlanıyor.

Kilisenin internet sitesinde yer alan açıklamada, tören için yapılan hazırlıkların devam ettiği belirtildi. 

 

 

Cazim GÜRBÜZ

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s