MEB’İN “Y” KUŞAĞINDAN HABERİ VAR MI —————————- ALINTIDIR

MEB’İN “Y“ KUŞAĞINDAN HABERİ VAR MI?

 

MEB’in 15 milyon Y Kuşağından Haberi Var mı?

 

 Türkiye’ye de gelen gelecek bilimci Alvin Toffler’in üç dalga teorisi var.

Birinci dalga;

10 bin yıl önceki tarım toplumu ve çok uzun bir dönemi kapsıyor.

İkinci dalga;

300 yıl önceki sanayi toplumu.

Üçüncü dalga ise;

 dijital çağla başlayan bilgi toplumu.

Birinci dalgada hızlı olmak çok önemli değil.

İkinci dalgada da hızlı olmak önemli değil.

Ancak üçüncü dalga çok hızlı hatta hız ötesi.

Bu üç dalga ana kırılmaları oluşturuyor.

Ancak üçüncü dalga hızın ötesinde olduğundan kendi içindeki kırılmalar da çok hızlı gerçekleşiyor.

Bu kırılmalar da nesiller arası uyumsuzluk ve çatışmaları ortaya çıkarıyor.

Nesillere (kuşak) şöyle bir bakacak olursak:

Seniors-Kıdemliler:

1925 den önce doğanlar

– Aramızdan ayrılanlar ve bu dünyanın misafirleri.

Builders- Yapıcılar:

1926-1945 arası doğanlar

– Otoriteye saygı duyarlar.

Dönemin olayları:

II. Dünya Savaşı, ekonomik buhran.

Türkiye’de Cumhuriyet Dönemi.

Boomers- Bebek Patlaması Dönemi:

1946-1964 arası doğanlar

– Kararlarını verilere ve gerçeklere dayandırırlar.

II. Dünya Savaşı sırasında ya da hemen sonrasında doğan soğuk savaş kuşağı.

Sıkıntılı savaş günlerinin ardından bebek patlaması yaşandı.

Eğlence ve lüks sayılabilecek harcamalar bu dönemde önem kazandı.

Dönemin olayları:

Dünyada insan hakları çalışmaları.

Türkiye’de tek partiliden çok partili sürece geçiş, ihtilal, radyonun altın çağı.

Builders ve Boomers:

– Güçlü iş ahlakı, otoriteye saygı, sadakat, tutumluluk, uzun vadeli düşünme ve eğlenceyi erteleme, kredi kartı kullanmama temel özellikleri.

– Televizyon, rock and roll, soğuk savaş, Vietnam Savaşı, Nükleer savaş tehdidi ile yüz yüze.

 GENERATION X 

X-NESLİ

-1965-1981 arası doğanlar:

Çoğunluğu Sessiz Kuşağın çocukları olan bu jenerasyon baby boomers’lardan farklı olarak daha gerçekçi, çalışkan ve kanaatkar bir kuşak.

Gençler.

Daha yaşlı nesillere göre önemli farklılıkları mevcuttur.

Finansal takıntıları çok fazla yok.

%70’i gelirini düşüncesiz biçimde harcamakta, eğlence, seyahat ve yemek.

Boş zamanlarının, %74’ünü partilere, %74’ünü sinemaya, %72’sini radyo dinlemeye ayırıyorlar.

Kişisel Bilgisayarlar, AİDS, Tek ebeveynli aileler, çok kültürlü yaşam, şirketlerin küçülmesi ile yüz yüze.

Dönemin olayları:

Petrol krizleri, ekonomik sarsıntılar, 68 kuşağı. Türkiye’de en önemli kamusal alanlardan biri sinema, TV evin en önemli köşesine kurulmak üzere, üniversite olayları, sol-sağ çatışmasının olduğu dönem.

 

 

Milli Eğitim Bakanlığı,

Müfettişler,

Eğitim Yöneticileri

ve Öğretmenlerin

çok iyi tanıması gereken

Y başta olmak üzere

Z KUŞAĞI (NESLİ):

 GENERATION-Y

Y-NESLİ

-1982-2000 arası doğanlar:

Başat özelikleri HIZ ve TEKNOLOJİ.

Uzun vadeli planlar yapmazlar.

Sadece eğitimlerini tamamlamaya yoğunlaşırlar, daha ötesinde plan yapmazlar.

Okulu bitirdikten sonra hemen Genel Müdür olmak isterler.

Daha arkadaş canlısıdırlar, bulundukları toplumun onları anlamasını, kabul etmesini ve saygı duymalarını isterler.

Sadakati arkadaşlarından bekler ve verirler.

Çabuk sıkılırlar.

Kararlarını kendi görüşlerine göre veya akranlarının görüşlerine uyarak alırlar.

Anlaşılmaz sözleri olan RAP, Eminem dinlerler.

Benciller.

Tek başına yaşıyorlar.

Hırslı değiller.

Emir komutayı sevmiyorlar.

Sabırlı değiller.

Beklenti ve ilgileri değişken.

Yüksek teknolojiye uyumlular

Rekabeti sevmiyorlar

Odaklanma sorunları var,

İhtiyaçlardan çok duyguları ön planda

Sanal hayat düşkünü (facebook, Twitter, My Space…)

En az iki tane mail adresleri var.

Bu yeni kuşağa girenlerin en yaşlısının 30’lu yaşlarda ve iş hayatına atılmış, en gencinin ise 10 yaşında ve öğrenim hayatının başlarında olduğu söylenebilir.

Y Kuşağını eğitecek 30 yaşına kadar olan öğretmenler de bu kuşak içerisindedir.

Zaten eğitim öğretimde yeni öğretmenler bu nesille daha iyi ve etkili iletişim kurabiliyor.

Dolayısıyla Y Kuşağı temsilcisi 15 Milyon öğrencinin Milli Eğitim Bakanlığı ve öğretmenler tarafından çok iyi tanınması gerekmektedir.

Eğer Bakanlığımız gerekli tedbirleri almakta gecikirse en büyük özellikleri HIZ olan bu nesil üzerinde gelecekte de etki oluşturmakta gecikecektir.

Y Neslini ne kadar iyi tanırsak, bu nesille ilgili eğitim ve öğretim faaliyetlerimizi daha doğru yapabiliriz.

Y KUŞAĞI ile ETKİLİ ÖĞRETİM İÇİN

BAKANLIĞA,

EĞİTİM YÖNETİCİLERİ

VE ÖĞRETMENLERE

ÖNERİLER:

1-Geleneksel iletişim yöntemleri kullanılmamalıdır.

2-Yapılacak öğretim faaliyetlerinde öğrencilerin özgürlüklerini ön plana çıkarmalıyız.

3-Sadakati arkadaşlarından bekledikleri için ve onlara gösterdikleri için öğretimde arkadaş grupları kullanılmalıdır.

4-k12 adıyla kullanılan “Okul Web Sayfaları”nın kapasiteleri artırılmalı, okul dışı zamanları değerlendirmek için bu sitelerde sınıf ve şube forum grupları oluşturularak öğrenciler buraya çekilmelidir.

5-Öğretmenler geleneksel anlatım ağırlıklı öğretim yöntemleri yerine, öğrenci odaklı ve uygulamaya dayalı aktif öğrenme modelini tercih etmelidirler.

6-Ders içi iletişimde özgürlüklerini ve ilgilerini çeken öğretim yaklaşımları esprili, ironik bir tarzla; grafik, resim gibi görsel malzemeler kullanılarak uygulanmalıdır.

7-Grup çalışmalarına yatkınlıklarından dolayı daha çok kubaşık (işbirliği içinde) öğrenme yöntemi onlar için çok uygundur.

8-Öğrencilerin öğrenme stilleri belirlenerek, uygulamalarda bu stillere uygun zenginleştirilmiş materyaller kullanılmalıdır.

9-Bu kuşağın teknoloji günlük yaşamlarının önemli bir parçası olduğu için, sınıf içerisinde konular işlenirken yoğun bir şekilde teknoloji kullanılmalıdır.

10-Öğrencilerin olumlu davranışlar geliştirmelerinde ve akademik başarılarında, takdir ve teşvik edilmelerine daha fazla özen gösterilmelidir.

11-İlgileri dağınık olduğu için başarı ve performans düzeyleriyle ilgili geribildirimleri duymak, çalışma motivasyonlarının sürekliliğini daha çok sağlar.

Öğretmenler ilgilerini sürekli çocuklar üzerinde tutmalıdır.

12-Okul öğrenci temsilciliği, kulüp ve toplum hizmeti çalışmaları, öğrenci toplantıları, hobi grupları bu öğrenciler üzerinde etkili olacaktır.

Son cümleyle;

Y Kuşağı olarak adlandırılan bu HIZLI ve TEKNOLOJİK nesli kaybetmemek için Milli Eğitim Bakanlığımız daha HIZLI hareket etmelidir.

Y Kuşağı ile etkili iletişim kuramazsa arkadan gelen ve daha çok çatışma yaşayacağımızın beklendiği Z KUŞAĞI ile hiç baş edemeyiz.

 

MEB’İN “Y” KUŞAĞI

Dr. Hamza Aydoğdu – İnsan Kaynakları Genel Müdürü

Eğitim üzerine yazdığı çarpıcı yazı…

Biz onlardan yaşlıyız, onlar bizden büyük…

Bilgi, her dönemde insanoğlunun yaşamında yer aldı; ancak günümüzdeki önemi oldukça fazla.

Çünkü içerisinde bulunduğumuz dönemde dünyamız, çevremiz kısacası bildiğimiz birçok şey tahmin edilenden, hatta hayal edilenden daha hızlı bir dönüşümle değişiyor.

Değişimin sebebi ve sonucu olan insanın, varolanı anlamak ve işlemek için ‘bilgi’ye olan ihtiyacının her zamankinden çok daha fazla artmış olması.

Bu nedenle günümüzde yaşanan hızlı değişim süreci, iletişim ve bilişim teknolojisindeki gelişmeler ‘Bilgi Toplumu’ olarak adlandırılan toplumsal bir yapılanmayı gerekli kıldı.

Bilgi toplumu kavramı bir toplumun bilgi ile olan ilişkisinin düzeyinin ve niteliğinin gelişmişliğini anlatır.

Gelişen teknolojiden yararlanmak toplum içindeki zor ve karmaşık algılanan işleri basit hale getirdi, bireyler arasındaki bilgi alışverişini hızlandırdı.

Sonuçta ortaya, öğrenen, öğrendiklerini paylaşan karmaşık bir organizasyonel yapı çıktı.

Bilginin sürekli yenilendiği ve üretildiği dünyaya ayak uyduramayanlar varolanla yaşamaya mecbur kaldı…

Yaşadığımız dünyada her gün 10 bin yeni kavram üretiliyor.

Dünya’da son 30 yılda üretilen bilgi önceki beş bin yılda üretilen bilgiden daha fazla.

‘Yeni Dünya’da maddi varlıklara ve fiziksel sermayeye sahip olmak artık fark oluşturmuyor; fark kurumun ya da kişinin sahip olduğu entelektüel sermaye sayesinde oluyor.

Entelektüel sermayenin en önemli unsuru; nitelikli insandır.

Bunu da besleyen en önemli kaynak, teknoloji ve teknolojik değişimlerdir.

Öyle bir değişim ki, yazdığı eserler sonrasını gören Jules Verne’nin hayali bile zayıf kalıyor.

’80 günde devr-i alem’, ‘Deniz altında 20 bin fersah’ eserlerinin yazarı olan Verne; Fransız Akademi üyesi olmak istediğinde reddedilir.

O zamanki şartlarda dünyayı 80 günde dolaşmak bir hayaldi, belki de safsataydı.

Ondandır ki akademi reddedilme sebebini açıklarken: “Roman yazmıyor; insanları şaşırtacak yalanlar söylüyor, hayali işlerle uğraşıyor, yazdıkları palavra” diyecektir.

Ne acıdır ki, bugünkü çocuklar bu eserleri okuduğunda da 80 günde dünya mı gezilir diye Verne’nin geri kaldığını söyleyerek Verne’yi alaya alıyorlar.

Ne acı bir kader…

İnsan ve teknoloji

21. yüzyılda, değişimin iki unsurundan söz edilebilir. Bunlardan birincisi, yani en temel aktör insan, diğeri ise teknolojidir.

En önemlisi insandır; çünkü insan değişimin bizzat kendisidir.

İnsanın düşünsel, fiziksel ve psikolojik alanlardaki değişimi sayesinde teknoloji de değişiyor.

Teknolojiyi bulan ve kullanan da insanın kendisidir.

Bu nedenle günümüz insanı eleştirel olmalı.

Eleştirel akılla ürettiği şeylerde de bilimsel olmalı.

Her şeyin bu kadar hızlı değiştiği, bilgiye ulaşmanın maliyetinin neredeyse sıfır olduğu günümüzde rekabet hızla arttı.

Bunun sonucu olarak sürekli değişim içerisinde olan bir dünya karşımıza çıktı.

Öyle ki; 1940’ta 500 yıla inen bilgi yenilenmesi, 1980’de 2.5 yıla, 1999’da 6 aya, 2002’de 39 güne, 2007’de 5 güne, 2010’da 2 güne inmiştir.

Örneğin, teknik alanda eğitim gören bir üniversite öğrencisinin öğrendiklerinin yüzde 20’si 3. yıla gelindiğinde geçersiz oluyor.

2010’da en çok rağbet gören birçok meslek dalı 2004’te yoktu.

2004’te var olan mesleklerden bazıları da günümüzde yok.

İşte tüm bunların sebebi, bilginin sürekli değişmesi ve bilgiye erişim maliyetinin sıfır olmasıdır.

Y KUŞAĞI

Peki, bu değişim karşısında nasıl bir nesil yetişiyor, nasıl bir gençlikle karşı karşıyayız, nedir bu yetişen gençliğin temel özellikleri?

Bir ‘Y’ nesli, kuşağı yetişiyor.

Bu neslin en belirgin özelliği ise seksen sonrası dünyaya gelmeleri.

Yaklaşık 74 milyon nüfusun yüzde 20’si 80 sonrası, yani ‘Y nesli’ dediğimiz kuşağı kapsıyor.

Gün geçtikçe bu kuşağın 80 öncesi kuşak üzerindeki etkisi de hızla artıyor.

Bilgi çağında yetişen 80 sonrası neslin temel özellikleri kendisinden önceki nesle göre farklılaşmıştır.

Biz onlardan yaşlıyız; ama onlar bizden oldukça büyükler.

Çünkü bizim 15-20 yaşında ulaştığımız bilgiye onlar 5 yaşında ulaşıyor, ulaşmakla kalmıyor, o bilgi dünyasının bir parçası oluyorlar.

Bilgi çağının çocukları;

– Çabuk tüketen, çabuk kızan, çabuk pes eden, hızlı hareket eden,

– Bağımsızlığı seven,

– Yeniliği takip eden,

– Özgürlüğe düşkün,

– Hayatlarının merkezinde ‘elektronik’ aletler olan,

– Az konuşan, az dinleyen ve az okuyan özellikler taşıyorlar.

Bu durumda böylesine farklı bir kuşağı yönetmek için ‘dijital neslin’ özelliklerine ve ihtiyaçlarına göre stratejiler, programlar, sistemler geliştirmek zorundayız…

Bütün dikkatlerini teknolojiye veren, hayatlarının merkezinde teknoloji olan bu nesli yetiştirecek eğitimciler, anne-babalar ve yöneticiler bu değişime ayak uydurmak zorunda.

Nielsen’nin Amerika’da yaptığı araştırmaya göre 13-17 yaş aralığındaki çocuk ve gençlerin günlük mobil internet kullanımı 320 mb’ı buluyor.

2 çocuk arasında ayda ortalama 3.400 sms/mms trafiği yaşanıyor.

İnternet Kurulu; 9-16 yaş arası çocuklarının tamamının Facebook kullanıcısı olduğunu belirtiyor.

Çocukların;

– Yüzde 23’ü haftada bir kereden fazla,

– Yüzde 38.4’ü her gün bir kere,

– Yüzde 30’u ise her gün bir kereden fazla internet kullanıyor.

Dijital fırtına kapımızda

Bu kadar teknoloji ile haşır neşir olan bir kuşağı eğitim sistemi içinde tutmanın yolu teknoloji ve teknolojik kaynakları en verimli; en yararlı ve nitelikli bir şekilde kullanmaktan geçer.

Bilgi gezgini olan bu bireylerin eğitim sistemi içinde teknolojik donanımla tutulması eğitim sistemimiz için itici dinamik bir güç olacak.

Yoksa kontrolsüz güç hepimizi tehdit edecek…

Harward Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanı Tony Wagner:

“Bizler ya 3 özelliği olan bireyler yetiştireceğiz ya da bu bireyleri yetiştirecek ülkelerin vesayeti altına gireceğiz”

diyor.

– Eleştirel düşünceye sahip problem çözme yetisi olan, teknolojiyi hayatının bir parçası olarak kullanan bireyler,

– Etkili iletişim becerilerine sahip bireyler,

– Grup ve takım çalışması yapabilen, sosyalleşmiş bireyler.

Unutmayalım ki, olmamız gereken şeyi olduğumuz gibi kalarak başaramayız.

Dijital bir fırtına kapımızda; hazırlıklı olmazsak o fırtına hepimizin sonu olacak…

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s