DEPREM PSİKOLOJİSİ —– ALINTIDIR

DEPREM PSİKOLOJİSİ!

Deprem sadece Türkiye’nin değil dünyanın karşı karşıya kaldığı doğal afetlerden biri ve insanların korunmak amacıyla yaptığı binaların en büyük düşmanı.

Uzmanlar böylesine büyük bir felaket yaşayan insanların psikolojik olarak normale dönmesinin çok kolay olmadığını belirtiyor.

Psikolog ve psikiyatrların söylediğine göre aradan geçen yıllara rağmen insanlar depremin etkilerini üzerlerinden atamamaktalar.

Deprem Psikolojisi

Deprem herkes için stres sayılan bir durumdur. Böyle bir durumda insanlar benzer duygu-düşünce ve davranış kalıplarında tepkiler verirler.

Sadece deprem değil kaza, yangın, savaş, sel, gibi büyük afetler ve hayatı tehdit eden olaylar, ağır stres durumlarıdır.

Olayın şiddetine, türüne, önceden hazırlıklı olup olunmamasına, olayın çıkış biçimine, bireyin kişilik yapısına bağlı olarak tepkiler değişir.

 VE bu 3 DÖNEM YAŞANIR;

1. ŞOK DÖNEMİ: Mağdur olan kişi psikolojik şoktadır.

Şaşkın sersemlemiş, dona kalmıştır. 

Amaçsızca dolaşır ve yaralarının farkında değildir.

Kendisine veya diğer kaza kurbanlarına yardımcı olma çabası göstermez.

Yönelimi bozulur, zaman, yer, kişi kavramları şaşar, bilinç kaybı olur.

Bu nedenle yakınlarını kurtarma noktasında başarılı olamazlar. Deprem şokuyla bir şey yemeden, acıkmadan donakalmış insanlar bu duruma örnek teşkil eder.

Şok tepkisi bedenin psikolojik savunma mekanizmasıdır.

Kişi olaya yabancılaşarak psikolojik dağılmadan kurtulabilmektedir.

Bu tablo 1-2 gün sürebilir.

Bazı bireylerde de panik ve çılgınca davranışlar gözlenir. Benmerkezci eğilimlerin güçlü olduğu bu kişilik yapılarında, kişi birkaç dakika gecikmenin çok geç olabileceğine ve kaçarsa kurtulabileceğine inandığından tehlike ile ani karşılaştığında çılgınca davranır.

 Kendisini 2-3. kattan atıp kolunu-bacağını kıran veya ölen insanlar da bu tür tepkilere rastlanır.

2. PASİFLEŞME DÖNEMİ: Mağdur kişi telkine açık ve edilgen haldedir.

Yardıma gelenlerin önerilerini dinler yapmaya çalışır fakat basit işleri bile yapamayacak yetersizlik ve becerisizliktedir.

Kişi sanki çocukluğun pasif ve bağımlı yıllarına dönmüştür.

3. TOPARLANMA DÖNEMİ: Bu evrede kaygı düzeyi yüksektir, telaşlı ve heyecanlıdır.

Olayı düşüncelerinde ve rüyalarında sık sık yaşar, irkilme tepkileri, uyarılma ufak bir tık sesi ile sıçramalar yaşar.

Uyku derinliği bozulur, uyanmakta güçlük çeker, kabuslu rüyalar görür.

Olayla ilgili dikkat artmış, başka konularla ilgili dikkat azalmıştır. (Travma sonrası stres bozukluğu) .

Bu nedenle fısıltı gazetesi en yaygın iletişim haline gelir. Abartmaya eğilim fazladır, sürekli Depremi konuşur, kurtarma işleminin yetersizliğinden yakınır.

Öfkelilik ve düşmanlık duyguları saldırgan ve yıkıcı davranışlara itebilir.

Kişi eğer ümidini tamamen yitirirse “Umudu tükendiği anda işlenen suçları” vardır ki bu sosyal barışı zedeler.

Bu dönem sağlıklı bireylerde birkaç gün içinde geçer.

 Uzmanlara göre depremde evini ve yakınlarını kaybedenlerin büyük bölümünde Travma sonrası stres hastalığı gözlenmiş ve Deprem bölgelerinde aile içi şiddetin artış gösterdiği kaydedilmiştir.

Uzmanlara göre ortaya çıkan ruhsal sorunlar ve önemli bulgular şu şekilde sıralanabilir:

Deprem anında kapalı bir alanda bulunanlarda ani irkilme tepkileri, her an deprem olacakmış korkusu, depremi yaşadıkları alanlara gitme,

 Depremi hatırlatan durumların huzursuzluk vermesi ve bu durumlardan kaçma ile sinirlilik,

 Depremden kadınlar, erkeklere oranla daha fazla etkilenmişler,

 Bölgede depremden etkilenen insanların büyük bölümü ‘Travma sonrası stres hastalığı’ diye anılan ve Vietnam savaşına katılan askerlerde savaş sonrasında ortaya çıkan “Vietnam Sendromu”nun özelliklerini taşıyor,

 Gelecekte olacağına inanılan bir başka deprem abartılı şekilde bekleniyor ve insanlar bu psikoloji ile yaşıyor,

 Depremde yakınlarını kaybeden depremzedelerin büyük bölümü yaşadıkları travma sonrası stres yüzünden yıllardır yakınlarının mezarlarının bulunduğu mezarları ziyaret edemiyor,

 Deprem esnasında banyoda olan çok sayıda insan tekrar depreme banyoda yakalanma korkusu ile 3-4 yıldır banyoya girmiyor, temizlik ihtiyacını umuma açık hamamlarda karşılıyor,

 Deprem sonrasında çiftler arasında karşılıklı şiddet ve tahammülsüzlük artış göstermiş,

 Prefabriklerde kalamaya devam eden depremzedelerin ruhsal durumu, deprem sonrasında kalıcı konutlarda yaşayanlara göre daha bozuk,

 Prefabrikte kalanların büyük bölümü, yaşadıkları deprem korkusu nedeniyle bu alanlarda kalmayı sürdürüyor.

TRAVMA NEDİR?

NE TÜR TEPKİLERE YOL AÇAR?

Bireyin varlığını doğrudan tehdit ve tüm yaşamını alt üst eden, ani olarak ortaya çıkan ve korku veren her yaşantı travma olarak tanımlanır.

Marmara depremi gibi büyük çapta yıkıcı olan doğal afetler ise büyük travmalar olarak ele alınır.

Felaket, bir yandan günlük yaşamı derinden etkilerken, öbür yandan kayıplara katlanmak oldukça güçtür.

Travmaya uğramış çocuk ve ergenler yaşanılan kötü olayı ve kayıpları hatırlatan anılar ve bunların verdiği acılarla karşı karşıyadırlar.

Travmanın yarattığı psikolojik etkiler ve belirtiler travma anında pek görülmese de; ya hemen ya da uzunca bir süre sonra çok tipik bir şekilde kendilerini gösterebilirler.

Bunlar; yoğun bir korku, endişe, çaresizlik ve suçluluk duyguları gibi psikolojik tepkiler ve fiziksel belirtiler (kalp atış hızında artma, göğüs ve mide ağrıları gibi) şeklinde kendini gösterir.

 

TRAVMA SONRASI STRES BOZUKLUĞU

Travma sonrası stres tepkileri genel olarak üç grupta ele alınır:

 1.   Depremle ilgili sahneler tekrar tekrar yaşanır.

Olayın zihinde yeniden canlanmasına yol açan her ses, koku görüntü ve benzeri duyumların yol açtığı duygusal ve fiziksel tepkiler sonucu çocuk, o anı tekrar yaşıyormuş gibi davranır.       

 2.   Depremi hatırlatan yerlerden, insanlardan ve diğer ipuçlarından kaçınma çabası vardır.

Bu da bireyin yaşamdaki pek çok şeye karşı ilgisinin kaybolmasına yol açabilir.

Hatta bazı durumlarda bu tepkiler, gençlerin kendilerini diğer insanlardan koparmalarına ve içlerine kapanmalarına yol açabilir.

 3.   Beden, tehlike hala devam ediyormuş gibi fiziksel tepkiler verir.

Çocuk ve gençlerde görülebilecek bu tepkilerden bazıları, her an deprem olacakmış gibi bir uyarılma, kolaylıkla ürkme ve diken üstünde olma, gerginlik, öfke patlamaları, uykuya dalma, uyumada güçlük ve dikkati toplayamamadır.

Dünya psikiyatri literatürüne bakıldığında post travmatik stres bozukluğu vakalarının yüzde 25’i tedavisiz bir yılda iyileşiyor. İkinci yıl içinde diğer yüzde 25 iyileşiyor.

Ama geri kalan kesimde devam ediyor.

Sonradan iyileşme olmuyor.

Artma da olabiliyor aynı düzeyde de kalabiliyor.

Bazen de kişi ilk andaki şoku çabuk atlatıyor.

Daha güçlü görünüyor, yapabileceklerini yapıyor mesela kurtarma çalışmalarına katılıyor.

Aradan 4- 5 ay yada 1 yıl geçiyor ve etkiler o zaman başlıyor. Travma

 sonrası stres bozukluğunun ‘geç başlangıç’ formu da var.

DEPREMDE UZAYAN RUHSAL BELİRTİLER

Sevdiklerini depremde yitiren kişilerde suçluluk duyguları ve kendini sorumlu tutma eğilimi ortaya çıkabilir.

Matem tepkisi uzar Depresyon belirtilerine dönüşür.

Patolojik Matemin Belirtileri:

Uykusuzluk, hayattan zevk almama, neşesizlik, ölenlerin hatıralarını sayıklayıp durma, kendini suçlama.

Bu belirtiler 2 aydan fazla sürdüyse mutlaka tedavi gerekir. Umutsuzluk, özgüven ve benlik saygısının yitimi, yaşama isteğinin azalması varsa Depresyon başlamış demektir.

Örtülü Depresyon belirtileri:

Deprem bölgesinde sağlık birimlerine acil başvuran hastalarda baş, mide, göğüs ağrıları, çarpıntılar, nefes darlığı, Kolit, astım, baş dönmesi belirtileri sık rastlanır.

Bu belirtiler psikosomatik belirtilerdir.

Beynin stres salgıları salgılamasının organlarda yaptığı işlev bozukluğu ile ilgilidir.

Kişinin ağrısı tedavi edilirken ruhsal durumu da tedavi edilmelidir.

Ölümden dönen kişilerin duyguları:

Ölümün çok yakınından geçtikten sonra sağ kalma sonraki hayatta kalıcı bir tesir bırakır.

Çeşitli uçak kazaları ve Hiroşima’da sağ kalanlar üzerinde yapılan araştırmalar ortak bazı belirtiler göstermektedir ki Kişiler uzun bir süre psikolojik kapanma durumunda kalıyorlar.

Duygusal küntlük veya gerçek duygularını bastırmak için olağan dışı tepkiler vermeler görülüyor.

En çokta sağ kalmanın suçluluğu yaşanıyor.

“Neden yaşıyorum, keşke ölseydim “, “Onların ölümünden ben sorumluyum” gibi patolojik savunmalar gözlenir.

Bazıları sihirli bir yenilmişliğe sahip olduğunu düşünür, ölüme egemen olduğu inancını geliştirir.

Böyle yenilmezlik duygusu için de ileri yaşantılarında şövalyelik yapabilirler.

Bazıları “Neden ben değil de diğerleri öldüler bu haksızlık değil mi?” diyebilir.

Ölümle yüz yüze gelmek:

Hayatın tadını çıkaramadan zamanın ve beklenmeyen bir şekilde ölme ihtimali bazı insanlarda treni kaçırma duygusu geliştirir. Her şey boşmuş bundan sonra hayatımı gönlüme göre yaşayarak geçireceğim diye aykırı bir yaşantıya yönelip benmerkezci şekilde aile ve çocuklarını ihmal edebilir, kendilerini alkole verebilirler. Bazıları da ölümü tatmış olmanın yas duygusu ile dindarlaşma süreci başlar.

Ölümün kaçınılmaz acı bir gerçek olduğunu algılaması ve insanoğlunun çaresiz, güçsüz kalması Allah’a sığınma duygusunu harekete geçirir.

Diğer bir tepki de geçmiş yaşantısını gözden geçirir ideal doğrularla yaptıklarını karşılaştırır.

“Aynı hataları tekrarlamamalıyım” diyerek öz eleştiri, kendini sorgulama becerileri geliştirir.

Diğer gelişen bir duyguda “Depremzedeler açlık, sefalet içindeyken ben nasıl sıcak çayımı içebiliyorum?” diyerek yardımlaşma, başkalarını düşünme duygularının gelişmesidir.

Bizim toplumumuzda bu yaklaşım yoğun bir şekilde yaşanmıştır.

ÇOCUĞUN RUH SAĞLIĞINDAKİ ETKİLERİ

Yaşamımızda kontrol edemediğimiz ya da önceden kestiremediğimiz olayların var olduğunu anlamak ve kabul etmek çocuklar için oldukça güçtür.

En kötüsü de biz yetişkinlerin bir felaketi etkisiz hale getiremiyor, tekrar başımıza gelmesini önleyemiyor ve çaresiz kalıyor olmamızdır.

Depremden sonra yaşanan korku ve kaygı çocukları çok etkilemektedir.

Parmak emme, altını ıslatma, kabus görme, yalnız yatamama, büyüklerin yanından ayrılmama, tutunma isteği, sık sık boyna sarılmak sık görülen davranışlardır.

Diğer tarafta okul başarısı etkilenebilir, öfke nöbetleri, içe kapanmalar sıkça rastlanır.

Sebebi bulunamayan mide bulantıları, karın ağrıları, baş dönmeleri, uyku bozuklukları, neşesizlik, durgunluk

1-2 ay sonra bile çıkabilir.

 Deprem gibi doğal bir afette çocuklar ve aileleri, depremin yol açtığı yoğun korkuların yanı sıra farklı türden kayıplar yaşarlar. Evlerini, eşyalarını, sevdiklerini ve alıştıkları düzenli yaşam tarzlarını kaybedebilirler.

İnsan için her önemli kayıp bir travmadır ve üzüntü, öfke, suçluluk, pişmanlık gibi bir dizi duyguya yol açar.

Bunlar normaldir ve başlangıçta acı verici olmasına rağmen sağlıklıdır.

Kaybedilen kişi, çocuk ya da gencin yaşamında ne denli önemli ise tepkiler de o denli yoğun olabilir.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta, gençlerin kayıp karşısındaki tepkileridir.

Gençler, travmatik kaybın yarattığı sorunları ya anne babalarından ve diğer yetişkinlerden tamamen koparak çözmeye çalışırlar ve kendilerine aşırı güven gösterebilirler veya tam tersine çevrelerindeki yetişkinlere tümüyle bağımlı hale gelebilirler.

 

Neler yapalım?

Çocuğa, özellikle 9 yaşın üzerindeki çocuğa tehlikeyi anlamasına yardımcı olmak gerekir.

“Bir acı yaşanıyor bu acıyı yaşayıp katlanacağız” mesajı vermek gerekiyor.

Büyükler sabırlı, kararlı, cesaretli, yardımsever, şefkatli olurlarsa çocukların ruh sağlığında kalıcı bozulmalar olmayacaktır. Çocuklarla daha fazla zaman geçirmek gerekiyor.

Onlara sarılıp, dokunup yalnız olmadıkları duygusunu vermeliyiz. Çocukların duygularını, düşüncelerini ifade etmelerine fırsat vermeliyiz, oyun oynasınlar, gün boyu yorulsunlar serbest bırakalım.

Hayatın normale döndüğü duygusu çocukları rahatlatacaktır. Deprem çilesinin çocuklarımızın erken olgunlaşmasına neden olduğunu söylemek gerekir.

Büyükler neler yapmalı?

İnsanlar psikolojik olarak eskisi gibi sağlıklı hale getirmek için bazı şeylere dikkat etmelidir.

 Depremin bir doğa olayı olduğunu anımsayarak depremin her an her yerde yaşanabileceğini bunun bizi üzmek veya cezalandırmak için gönderilmiş bir olay olmadığını hatırlamak gerekir.

Bizi üzse de, yıpratsa da deprem anını, o anda neler yaşadığınızı, neler hissettiğinizi kendi kendinize düşünmeniz, hatırlamanız hem de başkalarına anlatıp onlardan fikir almanız faydalıdır.

O esnada düştüğümüz duygusal durum nedeniyle ümitsiz, umutsuz, yorgun olabiliriz, insanlardan kaçabiliriz, intiharı bile düşünebiliriz.

Böyle bir durumda yapılacak şey şu:

 Siz bir felaketten kurtuldunuz.

Bunu fark etmelisiniz.

 İnsanlar en çok kabul etmede zorluk yaşarlar; bu olay neden benim başıma geldi?

Sorusu en çok takıldığımız ve devam etmemize engel olan ve bizi yıpratan süreçlerden biridir.

Oysa zor da olsa mevcut durumu, değiştiremeyeceğimiz olayları ne kadar hızlı kabul edersek duruma uygun bizi ayakta tutacak, bizi bir sonraki aşamaya taşıyacak çözümleri o kadar hızlı üretiriz.

DEPREM

‘BUGÜNÜMÜZE DEĞER KATMAYI’

ÖĞRETTİ

Zamanı değerlendirmek açısından deprem büyük bir değişime öncü oldu.

Depremle birlikte görüldü ki bir kaç saniyede insan herşeyini kaybediliyor.

Demek ki daha farklı şeylere ihtiyacı var insanların…

Daha iyi çocuklar yetiştirmek için eğitime, kendisini geliştirmek için öğrenmeye, kaybetmeyeceğimiz şeyleri kazanmaya ihtiyacımız var.

 

Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s