BİZE AŞKI, DAVAYI, FEDAYI ONLAR ÖĞRETTİ ————————- ALINTIDIR

Bize aşkı, davayı, fedayı onlar öğretti:
14 Şubat Babürlüler Günü olsun…

BABÜR ŞAH: 14 ŞUBAT 1483 – 25 ARALIK 1530

 

                        

                                    

14 Şubat Sevgililer günü ya da Hıristiyan inancına göre St. Valentine’in günü.

St. Valentine efsanevi bir kişilik, Aziz Valentine ya da Peder Valentine olduğu düşünülüyor.

Valentine’in, Hıristiyan olduğu için öldürülen bir aziz olduğuna inanılıyor.

Kiliseye göre din şehidi olan Aziz Valentine için bir anma günü belirleniyor, 14 Şubat…

Ve gel zaman git zaman Hıristiyan şehidi Valentine tüm dünyada aşkın ve sevgilinin simgesine dönüşüyor.

Ülkemizde de kutlanıyor Sevgililer Günü, kökeninin ne olduğu bilinmeden.

14 Şubat aynı zamanda Babür’ün doğum günüymüş.

Demek ki asıl aşk insanı Babür bir tesadüf eseri olarak aynı günde doğmuş.

O zaman aşkı Babür’den öğrenelim biz de…

Babür, Timur’un son torunu.

Büyük bir geleneğin küçük veliahdı, babasının ölümü üzerine 13 yaşında padişah olan ve ömrünü büyük bir dava için harcayan ulu ve örnek bir kişilik.

Aşkın ne olduğunu öğreneceğimiz insan…

Babür, bir kalede kuşatıldığında artık kazanma şansı yoktu.

Teslim olmak aklından bile geçmedi.

Sayıları azdı ama teslim olmak bir erkeğe yakışmazdı.

Hele hele büyük bir geleneğin temsilcisine asla.

Aşkın ilk kanununu daha babasını kaybettiğinde, tüm devletin yükünü 13 yaşında omuzladığında öğrenmişti, asla yıkılmamak.

O kendisi için değil bir davayı yaşatmak için vardı.

Ve bu yolda kendi varlığını davasının varlığına feda etmek tek yoldu.

Demek ki aşkın ikinci kanunu feda etmekti.

Tarihin en zorlu devlet kurma sürecine atılan bu küçük ama yürekli çocuk büyüdükçe değişmeyen bir kişilik yarattı.

Aşk aynı zamanda inandığı yoldan dönmemekti.

Aşk sözünün eri olmak ve sözünü tutmaktı.

Kalede kuşatıldığında teslim olmayacaktı ve olmadı da.

Ama onu kurtaran şey bambaşkaydı, ablası Hanzade kendisini feda etmişti.

Elbette kardeşi için, Babür için.

Ama aynı zamanda padişahı Babür’ün yaşaması için.

Ve Babür’ün şahsında Türk devletinin ve soyunun…

Babür’ün soyu, kadını erkeğiyle, feda için yaratılmıştı.

Yıllar sonra, oğlu Hümayun ölümcül hastalığıyla cebelleşirken, Babür dünya tarihine geçecek bir şey yaptı.

“Ya Rab! Ben Babür kulun. Eğer başkasına can vermek mümkünse ben canımı Hümayun’a feda ettim. Azrail onun yerine benim canımı alsın.”

Bu dua gerçek oldu ve Hümayun iyileşti ama Babür ölüm döşeğindeydi.

Hümayun babasının başucunda “neden” diye soruyordu babasına ve padişahına:

“Neden canınızı bizim için feda ettiniz hazretim?”

İşte Babür, yine tarihe geçecek bir tarif yapıyordu aşk için:

“Timurluların çoğu fedakarlığı unuttuğu için yok olup gittiler.

Oğul babayı öldürdü.

Ağabey kardeşine hainlik etti.

Neticede hepsi hainliklerin kurbanı oldular.

Bu durumda iyiliğin fedaisi olmak daha üstün değil mi?

Aha halan Hanzade Hanım…

Semerkand’da beni kurtarmak için kendisini esir etti.

Bu fedakarlık beni sürekli aynı şekilde davranmaya sevk etti.

Sen de şimdi kardeşlerine, evlatlarına mertlik ve fedakarlığı öğret.”

Demek ki fedakarlık, mertlik, iyilikti bir soyu yaşatan.

Babür bu feda geleneğinin temellerini atarken aynı zamanda 400 yıllık bir devleti kuruyordu.

Devlet fedakarlık olduğu sürece var olabilirdi.

Hanzade kendisini padişah kardeşi için feda ederken soyu ve devleti koruyordu.

Aynı şekilde padişah kendisini oğlu için feda ederken yine soyu ve geleceğin padişahını koruyordu.

Aslolan Türk soyunu ve Türk devletini yaşatmaktı ve kimi zaman padişah bile olsanız bunun için kendinizi feda edebilirdiniz.

Bu büyük aile elbette kendisi için yaşayan bir aile değildi.

Elbette kardeşler kardeşleri için, anneler ve babalar çocukları için, kadınlar kocaları, erkekler karıları için yaşardı.

Ama her şeyden önce, hepsi sadece ve sadece bir soyu sürdürmek için yaşardı ve gerekirse o soy için ölürdü.

Türk’ün geleneği her Türk’ün aileden olduğu bilinciydi.

Türk, Türk’ün kardeşiydi ve kandaşıydı.

O nedenle Türk için önce anne değil devlet, önce baba değil devlet, önce eş değil devlet ve hatta önce evlat değil önce devlet vardı.

Babürlü kadınları, erkeklerinin yanında savaşırdı onlar yokken devleti ve geleneği savunurdu.

Babürlü kadınları için çocuklarının tek güvencesi devletleriydi ve gerektiğinde çocuklarını gönül rahatlığı ile devletin eline teslim ederlerdi.

Güçlü devlet böyle kurulurdu

Ve Türk bunun için yenilmezdi.

Türk bu sayede dünyanın hakimiydi.

Babürlü erkekleri ise her yıkılışta ayağa kalkar ve zor durumdaki devleti bir daha kurarlardı.

Devletin ilk kurucusu Babür, kaç defa tahtını kaybetmişti ama fedakar bir avuç insanla yeniden kurmuştu devletini.

Çünkü o bir inanç insanıydı.

İnanmak, gerçekten aşık olmaktı.

Ve aşk her şeyden önce bir dava için vardı.

Bugün kutladığınız St. Valentine, kimin sevgilisiydi sanıyorsunuz?

O kendisini davasına, yani dinine adayan ve bu dava uğrunda canını veren insandı.

Yani aşk öyle ucuz değildi…

Aşk, bir davaya duyulduğunda kutsaldı.

Babür ve Babürlüler bu davanın aşıkları olarak yaşadılar ve bize de bu aşkı miras bıraktılar.

Vatan aşkını…

Millet aşkını…

Bize aşkı, davayı, fedayı onlar öğretti:

14 Şubat bundan sonra Babürlüler günü olsun.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s