ALİ KEMAL’DEN İSKİLİPLİ ATIF HOCA’YA İSLAMCI YALPALAMALAR ——————- ALINTIDIR

ALİ KEMAL’DEN İSKİLİPLİ ATIF HOCA’YA İSLAMCI YALPALAMALAR!

 Genel Kurmay Başkanlığı Askeri Tarih ve Stratejik Etüd (ATASE) arşivinde, 525 nolu Klasörde 129 Dosya numarası ile kayıtlı bulunan belgede neler yazıyordu?

ATASE arşivinde bulunan bu belge ile İstanbul Hükümeti adına Şeyh’ül İslam Dürrizâde Abdullah Efendi tarafından hazırlanarak İstanbul’da basılan gazetelerde yayınlanan ve Anadolu’nun her tarafına çeşitli vasıtalarla

(postayla, Anadolu’ya geçen kimseler aracılığıyla, hatta İngiliz ve Yunan uçaklarıyla, İngiliz konsolosları, İngiliz torpidoları, Rum ve Ermeni teşkilatları ve Yunan kuvvetleri ile)

dağıtılan ve Milli Mücadele önderlerini hak tanımayan, hain, katil, şâki, zalim, yalancı,  olarak nitelendiren ve onların idamına ilişkin bir ferman niteliğindeki 11 Nisan 1920 tarihli resmî belgeyi birbiriyle karıştırmamak gerekir(1).

Üzerinde durduğumuz belge, kuruculuğunu ve başkanlığını İskilipli Âtıf Hoca’nın yapmış olduğu İslam Teali Cemiyeti adına hazırlanan ve yine benzer yollarla Anadolu’ya ulaştırılan, ayrıca Yunan uçakları ile Milli  Mücadelenin yoğun bir şekilde yürütüldüğü Eskişehir bölgesine havadan atılan beyannamedir.

 

Ancak Radikal Gazetesi’nde 04.09.2005 tarihinde yayınlanan “80 yıl önce şapka devrimi” başlıklı yazıda geçen “Mustafa Kemal hakkındaki idam kararı imzalatılmak için kendisine getirildiğinde reddetmiş, ona rağmen sanki imzalamış gibi adı eklenerek çoğaltılan bildirinin Yunan uçaklarıyla Anadolu’da köylerin üzerine atılması üzerine Vatan gazetesinde tekzip yayımlatmıştı”(2) şeklinde verilen bilgiye bakılırsa; Atıf Hoca, ATASE arşivindeki belgeye, yani Teâli İslam Cemiyeti’nin Beyannamesi’ne değil, Dürrizâde’nin fetvasına karşı çıkmıştır!

Bize göre; Radikal Gazetesi’ndeki bilgide bazı yanlışlıklar bulunmakta olup, Şeyhülislam’ın İdam Fetvası ile Teâli İslam Cemiyeti’nin beyannamesi birbirine karıştırılarak yazıya geçirilmiştir.

Bilindiği gibi; fetva, Padişah tarafından onaylanarak “Ferman”, yani bir nevi kanun haline dönüşen resmi belge olduğu halde, “Beyanname” adı üstünde resmi veya sivil kuruluş tarafından hazırlanmış sıradan bir bildiridir.

Öte yandan, Şeyhülislam tarafından verilen fetvalar için öteki din adamlarının desteğinin alınmasına ihtiyaç var mıydı emin değilim.

Ankara Müftüsü Börekçizade Rıfat Efendi tarafından hazırlanan ve Şeyhülislam’ın fetvasını geçersiz kılan Ankara Fetvası’na 150 civarında din adamı ve müderrisin imzasının alındığı düşünülürse,  Şeyhülislam’ın Fetvası için de böyle bir desteğin aranmış olabileceği akla gelebilir.

Ancak biz yine de en azından Osmanlı’nın güçlü olduğu dönemlerde Şeyhülislam’ın böyle bir desteğe ihtiyaç duyduğunu sanmıyoruz.

Osmanlı’nın son dönemlerinde böyle bir usul ittihaz edildi mi doğrusu onu da bilmiyoruz.

Dolayısıyla bu konuda bir karışıklık ve bilgi kirliliği olduğu ortadadır(3).

 Şu kabil bilgiler de galiba Şeyhülislam’ın “İdam Fetvası” ile Teâli İslam Cemiyeti’nin bahse konu “Beyannamesi”nin birbiriyle karıştırılmasına sebep olmaktadır:

“…Alemdar Gazetesinde 11 Nisan 1920’de Mustafa Kemal Paşa hakkındaki idam kararı yayınlanmıştı…

İstanbul hükümeti Anadolu’daki Kuvva-i Milliye hareketine karşı halkın teveccühünü kırmak için bir fetva yayınlamış, ama Anadolu ulemasının karşı fetvası bunu boşa çıkarmıştı.

Bunun üzerine Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendinin marifetiyle Teali-i İslam Cemiyeti namına yazılmış ve bastırılmış bir beyanname zorla Teali-i İslam Cemiyeti idare heyetine imzalatılmaya çalışılmıştı.

Ama Âtıf Hoca ve Tahir-ül Mevlevi’nin şiddetle karşı koymaları üzerine de mühürsüz olarak Yunan uçaklarınca Anadolu’ya atıldı.

Buna karşın, o zamanın Vakit gazetesinde Âtıf Hoca tekzibname yayınladıysa da…”(4).

 Görüldüğü gibi; bu yazıdan İskilipli Âtıf Hoca’nın da yazarları arasında bulunduğu“Alemdar” isimli gazetede,  bir idam kararı, bir idam fetvası, bir de beyanname yayınlandığı ortaya çıkıyor.

Şahsen, “İdam Kararı” ile Anadolu ulemasınca geçersiz kılınan “Fetva”nın aynı şeyler olduğunu düşünüyoruz.

Daha doğrusu, idam kararıyla bu karara müstenit fetvanın aynı anda yayınlandığını.

Her iki belgenin de 11 Nisan 1920 tarihini taşıyor olması, bizde böyle bir kanaatin uyanmasına sebep olmuştur.

Öte yandan, görüyoruz ki; bu yazıda, Âtıf Hoca’nın “Tekzibname” yayınlattığı gazete, Radikal Gazetesi’nin dediği gibi “Vatan” değil “Vakit”tir.

 Zaten yukarıdaki alıntının sahibi olan Salih Okur, yazısının muhakeme safahatını anlatmış olduğu bölümünde “Atıf Hoca: -Belgeyi arz ediyorum.

Vakit gazetesinin 1134. nüshasında tekzibnamem duruyor. Şimdi bu durup dururken, bendenize vesika sormak bilmem nasıl olur?-“ dediğini belirterek Âtıf Hoca’nın tekzibinin yayınlandığı gazetenin “Vatan” değil, “Vakit” olduğunu açıkça belirtmektedir(5).

Dolayısıyla; Radikal Gazetesi, hem “Fetva” ile “Beyanname”yi birbirine karıştırmak, hem de Âtıf Hoca’nın “Tekzibname” yayınlattığı gazetenin adını yanlış vermek suretiyle bilgi kirliliği yaratmış bulunuyor. 

Esasen Yrd. Doç. Dr. Hülya Baykal’ın “Milli Mücadele’de Basın” başlıklı makalesinde de dile getirdiği gibi, o tarihlerde İstanbul’da “Vatan” ismiyle çıkarılan bir gazete bulunmamaktadır.

Üstelik Hülya Baykal’a göre; “Vakit” gazetesi Milli Mücadele’nin lehinde yayınlar yapan bir gazetedir.

 Ayrıca bir Diyanet yayınında bulunan “Dürrizâde Abdullah Efendi, ilk fetvasını da 11 Nisan’da yayımladı.

Kuva-yı Milliye, Şeyhülislâm’ın kaleminde Kuva-yı Bağıye yani eşkiya kuvvetleri olarak tanımlanıyordu.

Hükümet başkanı Damat Ferit, bu fetvâya dayanarak Mustafa Kemal Paşa ve ulusal harekat aleyhinde bir beyanname neşretti.”(6) şeklindeki bilgilerden de anlıyoruz ki; Şeyhülislâm Dürrizâde Abdullah Efendi, Milli Mücadele’nin önder kadrosu ve Kuva-yı Milliye hakkında birden çok fetva yayınlarken, İstanbul hükümeti de aynı konuda birçok “Beyanname” yayınlamıştır.

 İskilipli Âtıf Hoca’dan ilginç bir manevra

 Burada dikkatimizi çeken en önemli husus, İskilipli Âtıf Efendi’nin, yazılarını Milli Mücadele’nin aleyhindeki yazılarıyla meşhur olmuş Alemdar isimli gazetede yazarken, Teâli İslam Cemiyeti’nin Beyannamesi ile ilgili olarak yayınlattığı söylenen tekzibnameyi Milli Mücadele’nin lehindeki yazılarıyla tanınan Vakit gazetesinde yayınlatmış olmasıdır. 

Öyle ki; Vakit gazetesi sırf Milli Mücadele’ye destek verdiği gerekçesiyle İstanbul Hükümeti tarafından on gün süreyle kapatılmış bir gazetedir.

Bunu yine araştırmacı Hülya Baykal’ın makalesinden öğreniyoruz. H. Baykal şöyle diyor makalesinde:

 “Mustafa Kemal Paşa, İstanbul Divan-ı Harbinin kararıyla idama mahkûm edilmiş, Dürrizade’nin fetvasıyla katlinin uygun olacağı duyurulmuş olduğundan resminin gazetelerde yayınlanması, adının yanında ‘Paşa’ unvanının yazılması İstanbul Hükümetince yasaklanmıştı.

Bu yasağa uymayarak ‘Anadolu harekâtını idare edenler’ alt yazısı ile Mustafa Kemal’in resmini basan 4 Temmuz 1920 tarihli Vakit gazetesi ile onun adının yanında ‘Paşa’ unvanına yer veren 3 ve 4 Temmuz 1920 tarihli İkdam gazeteleri onar gün kapatılmış, sorumluları bir süre tutuklu kalmıştı.”(7).

 Şimdi burada galiba şu soruları sormak gerekiyor:

Acaba Âtıf Hoca neden böyle bir manevra yapmaya gerek duydu?

Yani tekzibnamesini, neden yazarları arasında bulunduğu ve Milli Mücadele’nin aleyhindeki yazılarıyla tanınan Alemdar’da değil de Milli Mücadele’ye destek veren Vakit’te yayınlatma gereği duydu?

Alemdar böyle bir tekzibi yayınlamaya yaklaşmadı da onun için mi böyle yaptı, yoksa Âtıf Hoca da tıpkı Milli Mücadele’nin aleyhindeki yazılarıyla tanınan diğer muhalif gazete Peyami Sabah’ın başyazarı Ali Kemal gibi gerçeği sonradan mı fark etti?

O da tıpkı Ali Kemal gibi sonradan, Milli Mücadele’nin başarıya ulaşacağına inanıp önceki düşüncelerinden ve iddialarından nedamet getirip dönenlerden miydi? Bilmiyoruz.

Ancak bildiğimiz bir konu var; o da, Ali Kemal’in de tıpkı Atıf Hoca gibi; saltanat ve hilafet taraftarı olduğudur.

Böyle olduğu için de kendisi, İslamcı politikalarıyla tanınan Hürriyet ve İtilaf Partisi’ne girmiş, Damat Ferit Paşa kabinelerinde önce Maarif, arkasından da Dâhiliye Nazırlığı yapmıştır.

Özetle Ali Kemal de tıpkı Atıf Hoca gibi, İslamcıdır ve Milli Mücadele karşıtıdır.

Ayrıca Ali Kemal de, amaçları hemen hemen başkanlığını Atıf Hoca’nın yaptığı Teali İslam Cemiyeti ile aynı olan İngiliz Muhipleri Cemiyeti üyesidir(8). 

Oysa akla en uygunu, makul ve mantıklı olanı, tekzibnamenin de Teali İslam Cemiyeti’nin beyannamesini yayınlayan Alemdar’da yayınlanmış olmasıdır.

Oysa hoca, bunun tam tersini yapıyor.

Ve bizim elimizde, İslam Teali Cemiyeti adına hazırlanan bahse konu beyannamenin, Vakit gazetesinde de yayınlandığına ilişkin herhangi bir bilgi şimdilik bulunmuyor(9).

 

________

1- Söz konusu fetvanın neşri ve dağıtımı konusunda ayrıntılı bilgi için bk. “Milli Mücadelede Din Adamları-II” başlıklı yazı, http://www.diyanet.gov.tr/yayin/basiliyayin/yweboku.asp?sayfa=3&yid=27,

2- http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=16323,

3- “Fetva Eminliği” hakkında verilen bilgilere bakılırsa; Şeyh’ül İslam tarafından verilen fetvalarda, başka din adamlarının desteğine ihtiyaç duyulmamakla birlikte, fetvaların hazırlanması sırasında, içlerinde üst dereceli din adamlarının bulunduğu bir teşkilatın görev yaptığı anlaşılıyor. Bu teşkilat“Fetva Eminliği”dir. İşte fetvaların hazırlanması sırasında bu teşkilatta görevli üst düzey din adamlarının da görüşlerinin alındığı, ancak son sözü yine de Şeyh’ul İslam’ın söylediği sonucuna varıyoruz. Çünkü bu konuları işleyen yazılarda  “Fetva eminleri, İslam hukukunu iyi bilenlerden seçilirdi. İstenilen fetvayı hazırlar, yönetiminde bulunan yirmi kâtip, fetvaları yazar, Şeyhülislam hazırlanan fetvaları inceledikten sonra talik kırması olarak adlandırılan bir yazı ile cevap bölümünü imzalardı.” şeklinde bilgilere rastlanmaktadır.

Bk. http://www.e-tarih.org/sozluk.php?sd=sozlukdetay&id=169 http://tarih.sitesi.web.tr/fetva-nedir.html .

4- Salih Okur, “İskilipli Atıf Hoca 81876-1926)” başlıklı makalesi,

http://www.cevaplar.org/index.php?content_view=1582&ctgr_id=98,

5-Salih Okur, agm.

6- http://www.diyanet.gov.tr/yayin/basiliyayin/yweboku.asp?sayfa=3&yid=27,

7-bk. Yrd. Doç. Dr. Hülya Baykal, “Milli Mücadele’de basın” başlıklı makalesi,http://www.atam.gov.tr/,

8-Bilindiği gibi; Milli Mücadele’yi yürütenler hakkında acımasız eleştirilerde bulunan Ali Kemal,Büyük Taarruz’un başarılı olup, İzmir’in kurtulmasından sonra 10 Eylül 1922’de yazmış olduğu son yazısının başlığını “Gayelerimiz Bir İdi ve Birdir” biçiminde atarak yanıldığını söylemiştir.  4 Kasım 1922 günü Teşkilat-ı Mahsusa’ya mensup kişilerce İstanbul’da yakalanmış (kimilerine göre ise Ankara’ya gitmek niyetinde olduğu için bilerek kendisini yakalatmış) ve 6 Kasım günü İzmit’te Sakallı Nurettin Paşa kuvvetleri tarafından linç edilmek suretiyle katledilmiştir.  O sırada Lozan’a gitmek üzere İzmit’e gelen İsmet Paşa, olayı duyunca Nurettin Paşa’yı azarlamış, Falih Rıfkı Atay’a göre ise Mustafa Kemal Paşa, Ali Kemal’in öldürülme şekline tiksinti ile bakmıştır. Mustafa Kemal Paşa “Nutuk”ta, Sakallı Nurettin Paşa için “Zaferin şanına en az layık olan odur” demiştir. İsmet Paşa, Ali Kemal’in çocuklarına sahip çıkmış ve oğlu Zeki Kuneralp’in hariciyeye intisap etmesini temin etmiştir. Türkiye’nin en ünlü diplomatlarından olan Zeki Kuneralp, Madrid Büyükelçisi iken Asala’nın saldırısına uğramış ve o saldırıda eşini kaybetmiştir. Zeki Kuneralp’in oğlu, yani Ali Kemal’in torunu Selim Kuneralp ise halen Büyükelçi olarak Türkiye Cumhuriyeti’ne hizmet etmektedir. Ali Kemal’in bir diğer torunu (torununun oğlu) olan Boris Johnson ise halen Londra Belediye Başkanı’dır. İsmet Paşa’nın, Zeki Kuneralp’in  Ali Kemal’in oğlu olduğu gerekçesiyle hariciyeye alınmasına karşı çıkanlara söylediği “Babalarının cezasını çocukları çekemez” sözü ünlüdür.  Bk. http://tr.wikipedia.org/wiki/Ali_Kemal

Konuya ilişkin geniş bilgi için bkz. “Ali Kemal’in ailesinden de özür dilenecek mi” başlıklı makalemiz, http://www.antigazete.com/yazar_yazilari.php?yazi_no=427

9-İşin en ilginç yanı, beyannamenin, aynı zamanda İngiliz Muhipleri Cemiyeti üyesi de olan Şeyh’ül İslam Mustafa Sabri tarafından kaleme alınmış olmasıdır. Bilindiği gibi Mustafa Sabri, hem İngiliz Muhipleri Cemiyeti’nin, hem de başkanlığını Mehmet Atıf Efendi’nin yaptığı Teali İslam Cemiyeti’nin kurucu üyesidir. Teali İslam Cemiyeti, daha çok ulemaya mensup zevattan oluşurken, İngiliz Muhipleri Cemiyeti, Padişah Vahidettin’den ve Sadrazam Ferit Paşa’dan tutun da Maarif ve Dâhiliye nazırlığı da yapan gazeteci Ali Kemal’e, Filozof Rıza Tevfik’e, Sait Molla’ya ve Şeyhülislam Mustafa Sabri’ye adar birçok zevatı içine alıyordu. Her iki derneğin aynı yıl içinde kurulmuş olması, ayrıca yine her iki derneğin amacının da aşağı yukarı aynı olması, oldukça enteresandır! Teali İslam Cemiyeti, 15 Şubat 1919’da, İngiliz Muhipleri Cemiyeti ise 20 Mayıs 1919 tarihinde kurulmuştur.

İSKİLİPLİ MEHMET ATIF HOCA NEDEN ASILDI?

(4 Şubat 1926 TARİHİNDE)

 

HAYATI

 

Babası Akkoyunlu aşiretinin İmamoğulları ailesinden gelen Hasan Kethüdaoğlu Mehmet Ali Ağa, annesi Mekke’den göç etmiş, Arap Ben-î Hattab aşiretinden Nazlı Hanım’dı.

1875 yılında, Bayat’ın Toyhane köyünde doğdu.

1905 yılında, İstanbul’daki Fatih Camii’nde ders vermeye başladı.

Bir ara Şeyhülislam tarafından Bodrum’a sürüldü.

Burada para toplarken ihbar edilmesi üzerine, eski medrese arkadaşlarından Kırımlı İbrahim Efendi’nin pasaportuyla Kırım’a kaçtı.

  1. Meşrutiyet’in ilanından sonra İstanbul’a döndü ve sonraları katıldığı 31 Mart İsyanı’nda tutuklandı.

1913’te, Mahmut Şevket Paşa’nın öldürülmesi olayında suçlu bulunarak 5,5 yıllığına Sinop’a sürüldü.

Serbest kaldıktan sonra müderrisliğe devam eden Mehmet Âtıf Hoca, 15 Şubat 1919’da kurulan Cemiyet-i Müderrisin’in kurucuları arasında yer aldı.

İDAMI

 

Türkler için vatanseverlik sınavı, geçtiğimiz yüzyılda 19 Mayıs 1919 ile 1923 yılları arasıdır.

Bir başka deyişle bu süreç; Millî Mücadele-Ulusal Kurtuluş Savaşı günleridir…

O zor günlerdeki kahramanları da, hainleri de rahatça tanıyabiliyoruz.

Ama ne acıdır ki; şu son 12 yıldır, o hainlerden özellikle ’din adamı’ kılıklıları, bir aklama-paklama çabasıdır; sürüp gidiyor…

Öyle ki; Kuvayı Milliye’ye “Kudurmuş haydutlar” diyen, Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’in katili; Türkçe ve Türklük düşmanı hain Şeyhülislâm Mustafa Sabri için vakıflar kuruyorlar; böylesine onursuz bir adamı onurlandırmaya çalışıyorlar; ‘din adamıdır’ diye, bilgisiz sade yurttaşlarımızı aldatıyorlar…

Bu aklama-paklama işini, idam edilen bir başka hain için de çok daha rahatça sürdürüyorlar.

İngiliz oyuncağı Teâli-î İslâm Cemiyeti Başkanı ve bu cemiyetin Yunan uçaklarıyla Anadolu’ya atılan bildirilerin sahibi; Millî Mücadele düşmanı İskilipli Atıf Hoca’yı ‘idam edilen mazlum bir din adamı’ gibi tanıtıyorlar…

İdamın ‘şapka’dan dolayı olduğu yalanını yayarak ihaneti gizliyorlar.

Adına parklar yapıyorlar; anıtlar dikiyorlar…

En tuhafı da, Atıf Hoca için bir ‘itibar iadesi’ sözü, devletimizi yönetenlerin dilinde bile dolanıp duruyor…

Millî Mücadele’nin gerçek düşmanlarından olan İskilipli Atıf’ı günümüzde bir ’din mazlumu’ olarak göstermenin doğru olmadığını bu eserde açıkça görüyoruz.

Ama en acı ve gülünç olanı da; Millî Mücadele ile kurulan, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Bakanlar Kurulu Üyesi Bülent Arınç’ın,İskilipli için “Millî Mücadele’nin önde gidenlerindendir” dediğini; yine bu kitaptan öğreniyoruz.

Bu gerçek dışı acayip sözleri okurken inanın kahroluyoruz! İskilipli Atıf’a Millî Mücadele’nin ‘önde gideni’ demek; Millî Mücadele’nin ak alınlı, şerefli şehit ve gazilerine yapılabilecek en büyük saygısızlıktır!

Ortalıkta dolaşan bir başka yalan da şudur: İskilipli Atıf Hoca, 1924 yılında yayımladığı “Frenk Mukallitliği ve Şapka” kitabından dolayı asılmışmış…

Gerçekten mahkeme heyeti, sorgu aşamasında, İskilipli’nin yayımladığı ’Şapka’ konulu eser hakkında kendisine çokça sorular soruyor.

Ama mahkeme hükmünü, ‘şapkadan’ dolayı değil; Millî Mücadele’ye ihanetinden dolayı veriyor.

Millî Mücadeledeki ‘Fetvalar savaşı’nda
Yozgat Müftüleri Atatürk’ün yanında yer almışlardı

 
Prof. Dr. Ali Sarıkoyuncu’nun Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yayınlanan “Millî Mücadelede Din Adamları 2” isimli kitabında, Kuva-yı Milliye hareketine karşı Dürrizâde Abdullah Efendi’nin imzasını taşıyan İstanbul Fetvası’na karşılık, Ankara Müftüsü Mehmet Rifat Efendi’nin başkanlığında hazırlanan Ankara Fetvası’nı Yozgat müftülerinin de tasdik ederek, Mustafa Kemal’in yanında yer aldıkları kaydediliyor.

Kitapta, Yozgat Milletvekilliği de yapan Yozgat Müftüsü Mehmet Hulûsi (Akyol), Yozgat Müftü Vekili Mehmet Şükrü (Aksoy), Yozgat Müftü Vekili Mehmet Şükrü (Kaya), Akdağmadeni Müftüsü Mehmet Edip ve Boğazlıyan Müftüsü Abdullah (Çağırman)’ın, Mustafa Kemal’in liderliğindeki Kuva-yı Milliye hareketine destek verdikleri anlatılıyor.

Kitapta, Millî Mücadele’ye destek veren Yozgat müftüleri hakkında biyografik bilgiler de yer alıyor.

Mehmet Hulusi Efendi (Akyol)

1888’de Yozgat’ta doğdu.
Tüccardan Hacı Bekir Ağa’nın oğludur. İlk ve orta öğrenimini üstün başarıyla Yozgat’ta tamamladı. (16 Ocak 1901)
Sonra Kayseri’ye giderek öğrenimini sürdürdü.
Burada Kayseri Medresesi’ne devam ederek Müderris Osman Hilmi Efendi’den icazetname aldı.
(1911) 17 Haziran 1911 tarihinde girdiği imtihanda başarılı olarak İstanbul Beyazid Cami-i Şerif’te Dersiâmlığa başladı.
Bu görevi sürdürdüğü sırada “Medresetü’l-kuzzat”a üç yıl devam etti.
Ancak Birinci Dünya Savaşı’nda askere alınması üzerine bu okulu tamamlayamadı.
Savaş sonu Aralık 1918’de Yedek Levazım Asteğmeni olarak terhis oldu.
Hemen Dersiâmlık görevine döndü. Yozgat Müftüsü Hüsnü Efendi’nin vefatı üzerine 19 Mart 1919’da münhal bulunan müftülüğe atandı.

Millî Mücadele’ye katılarak Yozgat Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin kuruluşuna öncülük etti.

Bu arada Ankara Fetvası’nı “Yozgat Müftüsü” olarak tasdik etti.

TBMM’nin 1. Dönemi için yapılan seçimde Yozgat Milletvekili seçildi. 23 Nisan 1920’de Meclis’in açılışında hazır bulundu.

1. Toplantı yılında İrşad, Şer’iye, Evkaf ve PTT komisyonlarında çalıştı.
Dönem içinde kürsüde beş konuşma yaptı.
İki soru önergesi verdi. Şer’iye ve Evkaf Vekâleti’nin gördüğü lüzum üzerine yeniden Yozgat Müftülüğü’ne atanmakla milletvekilliğinden istifa etmiş sayılması, 14 Mart 1921’de kararlaştırıldı.
1949 yılı sonuna kadar bu görevini sürdürdü.
15 Haziran 1950’de Diyanet İşleri Başkanlığı Müşavere ve Dini Eserleri İnceleme Kurulu Üye Yardımcılığına, 27 Eylül 1956 tarihli kararname ile de üyeliğe atandı. 6 Haziran 1959’da emekliye ayrıldı.
22 Kasım 1964’te Ankara’da öldü. Arapça, Farsça, ve Fransızca bildiği, resmî hal tercümesinde yazılıdır.
Soyadı Kanunu’yla “Akyol” soyadını almıştır.

Mehmet Şükrü Efendi (Aksoy)

1882’de Yozgat’ta doğdu. Musa Efendi’nin oğludur.
İlk öğrenimini Yozgat’ta yaptı.
Daha sonra Yozgat ve Kayseri Medreselerinde öğrenim gördü.

Öğrenimi sonrasında Yozgat Medresesi’nde görev aldı.

17 Kasım 1918’de vekâleten Yozgat Müftülüğü’ne atandı.
Müftülük görevini 18 Mart 1919 tarihine kadar yürüttü.
Bu tarihte asilin görevine dönmesiyle ayrıldı. Ancak Müftü Mehmet Hulusi Efendi’nin (Akyol) TBMM 1. Dönemi için Milletvekili seçilmesiyle boşalan Müftülüğe 8 Nisan 1920’de yeniden vekâleten atandı.
Mehmet Hulusi Efendi’nin müftülük görevini tercihen milletvekilliğinden ayrılıp müftülük görevine başlamasıyla da 21 Mart 1921’de Müftülük Vekâleti sona erdi.
Ocak 1922 – Mart 1924 tarihleri arasında Yozgat Darü’l Hilafetü’l Âliyye Medresesi’nde öğretmenlik yaptı.
Medreselerin kapanması üzerine de 1 Temmuz 1924’te Yozgat Fetvahane Müsevvidi olarak tayin edildi.

14 Ağustos 1935’te malulen emekliye sevk edilmiştir. Soyadı Kanunu’yla “Aksoy” soyadını almıştır.

Mehmet Şükrü Efendi (Kaya)

1868’de Yozgat Köseoğlu Mahallesi’nde doğdu.
Müderris Kâzımzâde Mehmet Kâmil Efendi’nin oğludur.
İlk öğrenimini mahallesindeki Sıbyan Mektebi’nde, orta öğrenimini de Yozgat Rüşdiyesi’nde gördü.
Bu arada Kur’ân-ı Kerîm’i hatmetti ve hıfzını tamamladı.
Daha sonra öğrenimini kendilerine ait Kasımzâde Medresesi’nde sürdürdü.
Burada vefatına kadar babası Müderris Mehmet Kâmil Efendi’nin derslerine devam etti.
Babasının vefatı üzerine de Yozgat Müftülerinden Hacı Abdullah Tahir Efendi’nin öğrencisi oldu.
1900’de Müderrislik icazeti aldı.
Mezun olduğu Kasımzâde Medresesi’nde hocalığa başladı.
Bu görevi 1908 yılına kadar devam etti.
Bu arada Yozgat Müftü Yardımcılığı görevini de yürüttü.

Mehmet Şükrü Efendi, 10 Şubat 1909 tarihinde Yozgat İbtidaî Müfettişliği’ne getirildi.

Bu görevde iken önce Yozgat Numune-i Gayret Mektebi Muallim-i Saniliğine daha sonra da Muallim-i Evvellliğine tayin edildi.
1 Mart 1917 tarihinde de Yozgat Numune-i İttihad Mektebi Muallimliğine getirildi.
Fakat hastalığı sebebiyle 8 Ocak 1919’da görevinden ayrıldı.
Yozgat Müftülüğüne bir süre vekâlet etti.
Bu arada Yozgat Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nde görev aldı.

Mehmet Şükrü Efendi, Yozgat Medreseleri İlmiye Muallimliği (İmlâ ve okuma dersleri vermek üzere) göreviyle yeniden memuriyete başladı. (1 Ocak 1921)

11 Kasım 1922’de Yozgat Darü’i Hilafe Medresesi Türkçe Öğretmenliğine tayin edildi.
Medreselerin kapatılması üzerie 10 Ocak 1923’te Akdağmadeni Müftülüğü’ne atandı.
Buradan önce Yeşilova daha sonra da Alaca Müftülüğü’ne nakledildi. (17 Mayıs 1930)

Soyadı Kanunu’yla “Kaya” soyadını alan Mehmet Şükrü Efendi, evli ve on çocuk babasıydı.

Arapça ve Farsça da bilen Mehmet Şükrü Efendi, 2 Şubat 1940’ta vefat etmiştir.

Mehmet Edip Efendi

1839’da Yozgat Akdağmadeni Kazası’nın Oluközü Köyü’nde doğdu.
Ziraatle uğraşan Musa Ağa’nın oğludur.
İlk öğrenimini köy ilkokulunda yaptı.
Sonra öğrenimini köyüne bir saat uzaklıkta bulunan Muşgılıkale Medresesi’nde sürdürdü.
Oradan da Akşehir’e giderek Müftü Ökseli Hacı Ömer Efendi’nin derslerine devam etti ve ondan müderrislik icazeti aldı. Buradan da Lefke’ye giderek 1873 – 1880 yılları arasında Tefsir-i Beyan okumuştur.

Öğrenimi sonrasında memleketine dönerek bir süre hocalık yaptı. Aralık 1895’te Akdağmadeni Müftüsü oldu.

Ankara Fetvası’nı “Akdağmadeni Müftüsü” olarak tasdik ettiğinde 81 yaşındaydı.

Hangi tarihe kadar Akdağmadeni Müftülüğü görevini yürüttüğü ve vefat tarihi hakkında bilgi elde edilememiştir.

Abdullah Efendi (Çağırman)

1864’te Yozgat – Boğazlıyan İlçesi’nde doğdu.
Müezzinoğlu Yusuf Efendi’nin oğludur.
İlk öğrenimini Boğazlıyan’da yaptı.
Sonra 1881’de Kayseri’ye giderek Kurşunlu Medresesi’ne kaydoldu.
Bu medresede 13 yıl Müderris Ali Efendi’nin derslerine devam etti ve ondan 1891’de müderrislik icazetini aldı.

Öğrenimi sonrasında Boğazlıyan Ulu Camii’nde ders okutmağa başladı.

1910’da müderris olarak tayin edildi.

Ankara Fetvası’nı “Boğazlıyan Müftüsü” olarak tasdik etmiştir.

Ancak hangi tarihlerde Boğazlıyan Müftülüğü görevinde bulunduğunu tespit edemedik.
1924 yılında Boğazlıyan Vaizliğine atanmıştır.

Vaiz iken 10 Ağustos 1937 tarihinde vefat etmiştir.

Evli olup üç çocuk babasıydı.
Soyadı Kanunu’yla “Çağırman” soyadını almıştır.

(Yozgat Muhabir)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s