ÖĞRETMEN OKULLARININ TARİHÇESİ —– ALINTIDIR

ÖĞRETMEN OKULLARININ TARİHÇESİ

 

Featured image

II. Mahmut döneminde, 1838 yılında, çocukların “Rüşt” (erginlik) yaşına kadar okuyabilmeleri için Ortaokul düzeyinde Rüştiyeler açıldı.

Çocuklar Rüşt yaşına kadar bu okullarda öğrenim gördüler.

16 Mart 1848 tarihinde Rüştiyelere öğretmen yetiştirmek üzere üç yıl süreli Darül Muallimin-i Rüşdi adını taşıyan bir okulun kurulduğunu görüyoruz.

Bu tarih, öğretmen okullarının ilk kuruluş tarihi olarak kabul edilmektedir.

1973 yılında yürürlüğe giren 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu öğretmenlerin yüksek öğrenim görmeleri zorunluluğunu getirdiğinden, ilkokullara Sınıf Öğretmeni yetiştirilmesi için 1974-1975 öğretim yılından itibaren İlköğretmen Okullarının bir kısmında iki yıllık Eğitim Enstitüleri açıldı.

1982 yılında yürürlüğe giren 41 sayılı Kanun Hükmündeki Kararname ile iki yıllık Eğitim Enstitüleri Eğitim Yüksek Okuluna dönüştürülerek Eğitim Fakültelerine bağlandı. Eğitim Fakülteleri olmayan yerlerde de Rektörlüklere bağlandı.

Eğitim Yüksek Okullarının süresi 1989-1990 öğretim yılından itibaren dört yıla çıkarıldı.

Eğitim Yüksek Okullarının bazıları Eğitim Fakülteleriyle birleşti ve bu kurumlar “Sınıf Öğretmenliği Bölümüne” dönüştü.

Rektörlüğe bağlı olan Eğitim Yüksek Okulları da Eğitim Fakültelerine dönüştürüldü.

Günümüzde öğretmen yetiştirmede karşılaşılan yetersizlikler ve yaşanan sorunlar, geçmişteki başarılı modelleri anımsamaya, zaman zaman o modellere özlem duyulmasına neden olmalı ki; öğretmen okullarının kuruluş yıl dönümleri düzenli olarak kutlanmaktadır.

Dârülmuallimât

1870 yılında Osmanlı Devleti’nde, ilk ve orta öğretim kız okullarına öğretmen yetiştirmek için açılan eğitim kurumu.

Kız öğretmen okulu.

Osmanlı Devleti’nde, kızlar için ilk İptidâiye (İlkokul) ve Rüştiye (Ortaokul) mektepleri, 1858 yılında açıldı.

1869 Maârif-i Umûmiyye Nizamnâmesi’nde (Genel Eğitim Yönetmeliği’nde), bu okullara öğretmen yetiştirmek amacıyla bir kız öğretmen okulunun açılması öngörüldü.

Okulun açılması, 26 Nisan 1870’te gerçekleşti; Dârülmuallimât adıyla, İstanbul’da Sultanahmet semtinde bir konakta açılan okulda eğitime başlandı.

Tanzimat süresince de tek bir okul olarak kaldı.

Bu ilk kız öğretmen okulu, Dârülmuallimât-ı Sıbyan ve Dârülmuallimât-ı Rüştiye bölümlerinden meydana geliyordu.

Ayrıca bu bölümler de Müslim ve Gayrimüslim olmak üzere ikiye ayrılıyordu.

Sıbyan Muallimliğinin öğretim süresi iki, Rüştiye Muallimliğinin dört yıldı.

sıbyan mektepleri ile ilgili görsel sonucu

1893’de yapılan bir düzenleme ile okula 6 yıllık ihtiyat bölümü eklendi. İhtiyat bölümü, rüştiye düzeyinde idi ve Dârülmuallimât’a öğrenci yetiştirmekteydi.

Buradan veya kız rüştiyelerinden mezun olanlar Dârülmuallimât’a sınavsız alınmakta idi.

Diploması olmayanlar ise sınava alınıyor, başarılı durumlarına göre Sıbyan veya Rüştiye şubelerine ayrılıyordu.

İhtiyacı olan öğrencilere, günümüzdeki öğrenci kredisi benzeri maaş bağlanmakta idi.

5 yıllık zorunlu hizmet karşılığında verilen bu ücret, hizmet yapmayanlardan geri alınıyordu.

Okulun programında ulûm-ı diniyye, kırâat-ı Türkiyye, Arabî, Farisî, lisan-ı Osmanî ve imlâ, inşâ-yı Türkî, kavâid ve imlâ, imlâ ve inşâ, resim, sülüs, rık’a, dikiş, makina, nakış, coğrafya, tarih-i Osmanî, hesap dersleri yer alıyordu.

Darülmuallimin (Erkek Öğretmen Okulu) adlı okullarla aralarında pek bir ders farkı yoktu. 1879‘da programa “eğitim” üzerine bir ders konmuş, Aristokli Efendi bu dersi vermekle görevlendirilmişti ancak ders, bir sene sonra kaldırıldı.

1891‘de Ayşe Sıdıka Hanım’ın çabaları ile ders programına “Eğitim Yöntemi” dersi eklenmiş ve bu dersi okutma görevini de kendisi üstlenmiştir.

Maarif Nezâreti’nin Dârülmuallimât’a öğrenci alımı için açtığı ilk sınava katılan 32 öğrencinin hepsi de başarılı bulunmuş ve bunlardan 20’si 1872-73 ders yılında mezun olmuştur.

Böylece 1873 yılında ilk defa Kız Rüştiyelerinde nakış dışındaki derslere hanım öğretmenler girmeye başladı.

Bu hanımlar, Türk Eğitim tarihinde resmi okuldan yetişerek görev alan ilk öğretmenler ve devletin ilk kadın memurları idi.

1910-1911 döneminde okulu yatılı taşradan öğrenci gererek okul yatılı hale getirme düşüncesi gerçekleştirilemedi; alınan öğrenciler Fatih Çarşamba’daki Saip Paşa Konağı’na yerleştirildi ve Kız Sanayi Mektebi’nin derslerine devam ettiler.

1918’de Dârülmuallimât’ın Çapa’daki Derviş Paşa Konağı’na taşınmasından sonra Çarşamba’daki yatılı Kız Sanayi Okulu kaldırılıp Dârülmuallimât ile birleştirilmiş; böylece Dârülmuallimât yatılı okul haline gelmiştir.

1913’te Dârülmuammilat’ın eğitim süresi 5 yıla çıkarıldı.

Bu kuruma öğretmen yetiştirmek üzere Dârülmuammilat-ı Aliye açıldı.

Aynı yıl bazı büyük vilayet merkezlerinde de, yeni Dârülmuallimâtlar açıldı.

1914’te 253 olan öğrenci sayısı, 1919 yılında İzmir, Ankara, Konya, Adana, Edirne, Eskişehir, Beyrut, Halep ve Bursa’da bulunan Dârülmuallimatlarla birlikte okulun öğrenci sayısı 6000’e yaklaşmıştı.

1916’da, Dârülmuallimât için, yeni bir nizamnâme ve müfredat programı oluşturuldu.

Buna göre Dârülmuallimât, iptidâî, izhârî ve âlî olmak üzere üçe ayrıldı.

1918’de çıkan Fatih yangını sırasında okulun yanması üzerine mektep, Çapa’daki binasına taşınmıştı.

İlk uygulamalı dersler, burada başlatıldı.

1922’de Maârif Vekâleti’ne bağlanan Dârülmuallimât, 1924’te Kız Muallim Mektebi adını aldı.

Öğretmen Yetiştirme Tarihine bakış

1923-1981 DÖNEMİ

Türkiye’de öğretmen yetiştirme konusu 16 Mart 1848’de Darülmuallimin adıyla İstanbul’da kurulan öğretmen okulu temel alındığında, yaklaşık 160 yıllık bir tarihsel geçmişe sahiptir.

(Akyüz, 2005:162).

Bu okulun açılışı Türk eğitim tarihi açısından çok önemli bir olay olarak değerlendirilmektedir.

Öztürk’e (1996:4) göre, öğretmen okullarının kuruluşu, Tanzimatçıların, öğretmensiz eğitim olmayacağını, bir başka anlatımla, çağdaş eğitim ve öğretimin medreseler yoluyla değil, ancak mesleğin gereklerine göre modern yöntemlerle yetiştirilecek öğretmenlerle mümkün olacağına inandıklarını göstermektedir.

Öğretmen yetiştirme konusu, Cumhuriyetin başlangıç yıllarından beri hükümetler tarafından eğitim sistemimizin en öncelikli konularından biri olarak algılanmıştır.

Eğitim hizmetlerinin topluma yaygınlaştırılması politikası kapsamında özellikle ilkokullara öğretmen yetiştirme sorunu hükümetlerin her dönem üzerinde önemle durdukları eğitim alanı olma özelliğini korumuştur.

Bu bölümde, 1923-1981 dönemini kapsayan öğretmen yetiştirme politika ve uygulamalarının bir özeti sunulmaktadır.

Bu bağlamda öğretmen yetiştiren kurumlar üç kategoride incelenecektir.

Bunlar; ilkokullara öğretmen yetiştirme, ortaokullara öğretmen yetiştirme ve liselere öğretmen yetiştirme doğrultusundaki politika ve uygulamalardır.

Türk eğitim sistemi içinde ortaokullar, 14.06.1973 tarih ve 1739 sayılı Yasadan önceki dönemde ortaöğretimin birinci kademesi olarak yapılanmıştır.

Söz konusu Yasa ile “temel eğitim kurumları” arasında yer alması, 14.06.1983 tarih ve 2842 sayılı Yasa ile de “temel eğitim kurumları” kavramının “ilköğretim kurumları” olarak değiştirilmesiyle “ilkokullar” ve “ortaokullar” olarak “ilköğretim kurumları” arasında yer almışlardır. İlköğretimi (aynı zamanda zorunlu eğitimi) sekiz yıllık bir bütünlük içinde düzenleyen 16.08.1997 tarih ve 4306 sayılı Yasa ile de “ilkokul’ ve “ortaokul” ayrımına son verilmiştir.

Öğretmen Yetiştirme ve Eğitim Fakülteleri

2.1. İlkokullara Öğretmen Yetiştirme

1923-81 döneminde, Türkiye’de ilkokullara öğretmen yetiştirmenin temel kaynağı; İlköğretmen Okulları, Köy Enstitüleri ve İki Yıllık Eğitim Enstitüleri olmuştur.

2.1.1. İlköğretmen Okulları

İlköğretmen okulları Cumhuriyetin başlangıcından 1974 yılına kadar ilkokullara öğretmen yetiştirme işlevini sürdürmüşlerdir.

Yukarıda değinilen hukuksal düzenlemeler ilkokullara öğretmen yetiştirme konusunda devletin köklü ve kapsamlı politikalar geliştirmesini zorunlu kılmıştır.

1923–1924 öğretim yılında bina, araç-gereç gibi en temel donanımlardan yoksun olan bazı Öğretmen Okulları kapatılarak az sayıda tam donanımlı ve kadrolu Öğretmen Okulları oluşturma yoluna gidilmiştir.

Bu amaçla Öğretmen Okullarının bazıları daha elverişli durumlarda olanlarla birleştirilerek Kız Öğretmen Okullarının sayısı yediye, Erkek Öğretmen Okullarının sayısı 13’e indirilmiştir.

(MEB, 1995).

22 Mart 1926 tarih ve 789 sayılı Maarif Teşkilatına Dair Kanun ile iki tip Öğretmen Okulu getirilmiştir.

Bunlardan birincisi Muallim Mektepleri (Öğretmen Okulları) diğeri ise Köy Muallim Mektepleridir. (Köy Öğretmen Okulları).

Ancak, beklenen amaç sağlanamadığından Köy Muallim Mektepleri dört yıl sonra kapatılmıştır.

(Ataünal, 1994:16).

1923–1924 öğretim yılı başında Türkiye’de toplam 20 İbtidâ-i Darülmuallimin ve Darülmuallimat, başka bir anlatımla İlköğretmen Okulu bulunmaktadır. Öğretim süreleri beş yıl olan bu okullar 1931–1932 öğretim yılından itibaren altı yıllık okullar haline getirilmiştir.

Bu tarihten başlayarak ortaokul düzeyindeki birinci devreler aşamalı bir biçimde kaldırılmıştır. Böylece İlköğretmen Okulları lise dengi üç yıllık meslek okullarına dönüştürülmüştür.

(Öztürk, 1996).

1932–1933 öğretim yılından itibaren ilk devreye öğrenci alınmamış, üç yıl sonra ortaokul mezunları doğrudan mesleki devreye alınmış ve bu sistem uzun bir dönem boyunca uygulanmıştır.

İlköğretmen Okullarını geliştirme ve yaygınlaştırma çabaları, Köy Enstitüleri uygulamasının yoğun bir biçimde devam ettiği dönemde de sürmüştür.

Bu bağlamda, İlköğretmen Okullarının sayısı 1940-41 öğretim yılında 27 iken, 1950-51 öğretim yılında 31’e, 1972-73 öğretim yılında ise 89’a çıkmıştır. Aynı dönemde öğrenci sayısı, sırasıyla 8 176, 16 306 ve 58 857 olmuştur.

Öğretmen sayısı ise 749’dan 2758’e yükselmiştir.

(Öztürk, 006:9).

Milli Eğitim Bakanlığı, 1970-71 öğretim yılından itibaren İlköğretmen Okullarının öğretim süresini kademeli olarak, ilkokul üzerine yedi yıla, ortaokul üzerine dört yıla çıkarılmasını kararlaştırmıştır.

(Öztürk, 2005).

Daha önce genel lise mezunu sayılabilmek için fark derslerini tamamlamak zorunda olan İlköğretmen Okulu mezunu öğrenciler bu uygulamayla genel lise mezunlarına denk sayılmışlar ve üniversite giriş sınavlarına başvurma hakkını elde etmişlerdir.

Hem yapıda hem de programlarda değişiklik getiren bu düzenleme ile İlköğretmen Okullarının statüsü yükseltilmiş ve programlar daha kapsamlı hale getirilmiştir.

Ayrıca İlköğretmen Okullarının eğitim sürelerinin arttırılması, birkaç yıl sonra gerçekleşecek olan ilkokul öğretmeni yetiştirme işlevini yükseköğrenim düzeyine taşıma girişimleri için de önemli bir başlangıç olmuştur

(YÖK, 1998a:4).

14 Haziran 1973 tarih ve 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Yasası, “Hangi öğretim kademesinde olursa olsun, bütün öğretmen adaylarının yükseköğrenim görmeleri esastır” hükmünü getirmiştir.

Böylece 1973-1974 öğretim yılından itibaren kademeli olarak öğretmen okullarında lise programları aynen uygulanmaya başlanmıştır.

Bu dönemde öğretmen liseleri adını alan okullar, hem hayata, hem yükseköğretime hazırlanma amacına dönük bir program anlayışıyla sürdürülmüştür.

(Özalp ve Ataünal, 1977).

1974-1975 öğretim yılında köklü bir geçmişe ve deneyime sahip olan ilköğretmen okullarının bir bölümü öğretmen yetiştirme işlevini yitirerek üç yıllık öğretmen lisesi haline getirilmiş, diğerleri ise kapatılmıştır.

Bu okullar, günümüzde “Anadolu Öğretmen Lisesi” adıyla eğitim öğretim faaliyetlerini sürdürmektedirler.

2.1.2. İki Yıllık Eğitim Enstitüleri

1739 Sayılı Yasanın, her düzeydeki öğretmenlerin yükseköğrenim yoluyla yetiştirilmesi hükmü gereğince, 1974-75 öğretim yılından itibaren İki Yıllık Eğitim Enstitüleri açılmıştır.

Böylece, ilkokula öğretmen yetiştirme de dahil olmak üzere, Türkiye’de 32 yıl önce öğretmen yetiştirme konusu yükseköğrenim düzeyinde ele alınmaya başlamıştır.

1974-82 yılları arasında işler durumda bulunan bu kurumların amacı öğretmeni yetiştirmekti.

Bu okulların sayısı 1976 yılında 50’yi bulmuş, 1980 yılında sayıları 13’e düşmüş ve 1982’de tekrar 17’ye yükselmiştir.

(Ataünal, 1987).

Öğretmen lisesi mezunu öğrencilere İki Yıllık Eğitim Enstitüsüne girişte çeşitli avantajlar sağlanarak bu iki kurum arasında zayıf da olsa bir devamlılık kurulmaya çalışılmıştır.

Hızla kurulan bu İki Yıllık Eğitim Enstitüleri 1975-1980 yılları arasında öğretim elemanı eksikliği, politik olaylar ve baskılar gibi ağır sorunlarla yüz yüze gelmişler ve normal programın dışında hızlandırılmış eğitim yoluyla öğretmen yetiştirmek durumunda kalmışlardır.

20 Temmuz 1982 tarihinde bu enstitüler eğitim yüksekokulu adıyla üniversite çatısı altına alınmıştır.

(YÖK,1998a:5).4

2.1.3. Köylere Öğretmen Yetiştirme

Cumhuriyetin başlangıç yıllarında köylerdeki okullaşma oranının çok düşük olması ve geçmişten beri köye öğretmen götürmede karşılaşılan güçlükler, Cumhuriyet hükümetlerini köyler için ayrı öğretmen yetiştiren kurumlar açmaya yöneltmiştir.

Bu süreç, 1927’de Köy Muallim Mekteplerinin açılmasıyla başlamış, 1954 yılında Köy Enstitülerinin kapanmasıyla tamamlanmıştır

(Öztürk, 2006:9).

2.1.3.1. Köy Muallim Mektepleri

22 Mart 1926’da yürürlüğe giren 789 sayılı Maarif Teşkilatına Dair Kanun’un 7. maddesi, köy muallim mekteplerinin açılmasını öngörmektedir.

Bu amaçla 1927-28 öğretim yılında Kayseri ve Denizli’de iki “Köy Muallim Mektebi” açılmıştır.

İlkokul üzerine iki yıl öğrenim süreli olan bu okullar, Türkiye’nin ilk özgün pedagojik deneyimi olarak görülebilir.

(Öztürk,1996).

Cicioğlu’na (1983) göre bu okullarda ziraat ve iş derslerine ağırlık veren bir program uygulanmaktadır.

Dolayısıyla bu okullar klasik öğretmen okullarından farklı bir müfredat anlayışına sahiptir.

Koçer’e (1967:96) göre 1932–1933 öğretim yılında bazı noksanlıkları görülen Köy Muallim Mektepleri kapatılmıştır.

Ancak bu yöndeki çabalara yeni bir uygulama eklenerek devam edilmiş ve bu arayış Köy Eğitmen Kurslarını gündeme getirmiştir.

2.1.3.2. Köy Eğitmen Kursları

1930’ların ortalarına doğru, dönemin Milli Eğitim Bakanı Saffet Arıkan ve İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç’un önderliğinde köyleri okula kavuşturma konusunda bir atılım başlatılmıştır.

Bunlardan biri de köy eğitmen kurslarıdır.

3 EK.I’de İlköğretmen Okullarının farklı dönemlerine ilişkin programlarından örnekler verilmektedir.

4 EK.II’de İki Yıllık Eğitim Enstitülerinden ve Dört Yıllık Eğitim Yüksekokullarından program örnekleri verilmektedir.

Öğretmen Yetiştirme ve Eğitim Fakülteleri

Dönemin yöneticileri, sayısı 40.000’i bulan ve önemli bir bölümünün nüfusu 400’den az olan köylere, kısa zamanda öğretmen gönderilemeyeceği gerçeğini dikkate alarak, Ziraat Bakanlığı ile işbirliği yaparak pratik bir çözüm yolu aramışlardır.

Böylece askerliğini yapmış, okuma yazma bilen, tarım işleri ile uğraşan köylü gençler bir öğretim yılı süren kurslardan geçirilerek sınavda başarılı olanlara “eğitmenlik” yetkisi verilmiştir.

11 Haziran 1937 tarihinde kabul edilen 3238 sayılı Köy Eğitmenler Kanunu’nun amacı şöyle açıklanmaktadır:

“Nüfusları öğretmen gönderilmesine elverişli olmayan köylerin öğretim ve eğitim işlerini görmek, ziraat işlerinin

fenni bir şekilde yapılması için köylülere rehberlik etmek üzere köy eğitmenleri istihdam edilir”

(Altunya, 2005).

Böylece 1936 yılının Temmuz ayında deneme niteliğinde ilk eğitmen kursu Eskişehir’in Mahmudiye köyünde açılır.

Deneme niteliğindeki bu program başarılı olunca ertesi yıl yasa çıkarılır ve eğitmen kurslarının sayısı arttırılır.

Bu kursların çoğu, daha sonra aynı bölgelerde açılacak Köy Enstitülerinin bulundukları yerlerde kurulmuştur.

Tonguç’a (1947) göre daha sonra bazıları Köy Enstitüleri ile birleştirilen bu kurslardan elde edilen bilgi ve deneyimler, Köy Enstitülerinin yolunu aydınlatmıştır.

Üç sınıflı köy okullarında çalışan öğretmenlerin görevleri köy eğitmenleri talimatnamesinde şöyle ifade edilmektedir:

“Eğitmenler köyde hem öğrencilerin, hem de yetişkinlerin genel eğitiminde, ayrıca köylüye modern tarım tekniklerinin öğretilmesinde görevlidirler. Eğitmenleri iş başında yetiştirmek ve onların işleyemediği zor konuları işlemek üzere 8-10 eğitmen çalışan köylerden oluşan her eğitim bölgesi için bir gezici başöğretmen görevlendirilir”.

(Altunya, 2005:19).

2.1.3.3. Köy Öğretmen Okulları

Köy Muallim Mektepleri denemesinden sonra köye öğretmen gönderme çalışmaları “eğitmen” gönderme biçimine dönüşmüş ve eğitmen yetiştirmek amacıyla 1937’den itibaren Köy Öğretmen Okulları açılmıştır. (Cicioğlu,1983).

Bu okullar ve Köy Eğitmen Kursları, 1940 yılında açılacak Köy Enstitülerinin temelini oluşturacaktır.

Köy Öğretmen Okullarının örgütsel yapısı içerisinde üç bölüm yer almaktadır. Bunlar sırasıyla ilkokul kısmı, orta kısım ve öğretmen okulları bölümleridir.

İlkokul kısmı Köy Öğretmen Okulları bünyesinde yer alan beş sınıflı uygulama okullarından oluşmaktadır.

Orta kısım; bu bölüme tam devreli köy okullarını bitirmiş öğrencilerle Köy Öğretmen Okullarının ilk kısmını tamamlamış öğrenciler kabul edilmektedir. Öğretmen okullarına geçen öğrenciler orta kısımda edindikleri mesleki becerilerden birinde uygulama ve staj yaparken aynı zamanda öğretmenlik meslek bilgilerini geliştiriyor ve mezuniyetlerinde köy öğretmeni olarak atanıyorlardı.

(Öztürk,1996).

2.1.3.4. Köy Enstitüleri

Köy Enstitüleri, 17 Nisan 1940 tarih ve 3803 Sayılı Yasaya dayanarak kurulmuştur.

Ayas’a göre (Öztürk,1998:298), Köy Enstitüleri, Türkiye’nin 1930’lu yıllardaki kültürel ve sosyoekonomik

gerçeğinden doğan eğitmen kursları ve Köy Öğretmen Okulları geleneğinin bir devamıydı ve onların yüklenmiş olduğu misyonu taşıyordu.

İlgili yasanın birinci maddesi ile Köy Enstitüsü açmanın koşullarından biri şöyle ifade edilmektedir:

“Köy eğitmeni ve köye yarayan diğer meslek erbabını yetiştirmek üzere ziraat işlerine elverişli arazisi bulunan yerlerde Maarif Vekilliğince köy enstitüleri açılır.”

Öğretim süreleri ilkokul üzerine 5 yıl olan Köy Enstitülerinin görevi sadece köylere öğretmen yetiştirmek değil, aynı zamanda sağlık memuru ve ebe yetiştirmekti.

Öte yandan, 19.06.1942 tarih ve 4274 sayılı Köy Okulları ve Enstitüleri Yasası da bu yasayı tamamlayıcı niteliktedir.

Öğretmen Yetiştirme ve Eğitim Fakülteleri

1940-53 yılları arasında, özellikle köy ilkokullarına öğretmen yetiştirme bakımından büyük bir ihtiyacı karşılayan ve Türkiye’nin öğretmen yetiştirme tarihinde özgün bir model oluşturan Köy Enstitüleri (toplam 21 okul), söz konusu dönemde 15 bine yakın öğretmen ve 2000 civarında sağlık elemanı yetiştirmiştir.

(Öztürk, 1998:299).

Türkiye’ye özgü bir model olan, Köy Enstitülerinin başarısında dönemin Milli Eğitim Bakanı, Hasan Âli Yücel ve İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç ikilisinin payı büyüktür.

Tütengil’e (1948) göre Köy Enstitüleri örgütsel yapısı, işleyişi ve müfredatı açısından diğer kurumlardan farklı özellikler gösterir.

Köy Enstitülerinde oldukça demokratik ve katılımcı bir eğitim ortamı bulunduğunu savunan Tütengil, bu okullarda kümebaşılık, eğitimbaşılık, talebe teşekkülleri (öğrenci birlikleri) umumi tenkit ve konuşmalar gibi etkinliklere dikkat çekerek, öğretme-öğrenme sürecinde gerçekleşen paylaşım ve dayanışma anlayışının önemini işaret etmektedir.

Altunya’ya (2005) göre ise Köy Enstitüleri; kuram-uygulama bütünlüğü, üretkenlik, çok yönlülük, karma eğitim, bilimsellik, özyönetim ve toplumsal bütünleşme gibi ilkeler açısından örnek okullardır.

Meslek eğitimini yaşamın gerekleri ve toplumun gereksinimleriyle tutarlı ve uygun hale getirme anlayışı bu okulların temel misyonunu oluşturur.

Köy Enstitülerinin en önemli sorunlarından biri kendi öğretmen ve yönetici kadrosunu oluşturmaktır.

Nitekim 1942-1943 öğretim yılında, hem Köy Enstitülerine öğretmen, yönetici ve denetim elemanı yetiştirmek hem de köye yönelik hizmetleri etkinleştirmek ve geliştirmek amacıyla bir araştırma merkezi niteliği de taşıyan Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü kurulmuştur.

Bu okul mezunlarının bir kısmı Köy Enstitülerine öğretmen, bölge müfettişi, gezici başöğretmen, bölge okul müdürü olarak atanmış, az sayıdaki mezun da okulda asistan olarak görev almıştır.

Ancak 27 Kasım 1947 tarihli Bakanlık yazısıyla Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü kapatılmıştır.

Köy Enstitüleri de 1954 yılında kapatılmıştır.

Başarılı ve özgün bir öğretmen yetiştirme modeli olan Köy Enstitüleri, dönemin iktidarının siyasi yaklaşımı nedeniyle 1954 yılında kapatılarak altı yıllık ilköğretmen okulu adı altında yeniden düzenlenmiştir.

Bu dönemden itibaren ilköğretmen okulları, yine ağırlıklı olarak köy ilkokulu mezunu öğrencileri almaya devam etmiş ve diğer üç yıllık ilköğretmen okulları ile birlikte lise seviyesinde program bütünlüğü sağlanmıştır.

Böylece köy ve şehir okullarına farklı kaynaktan öğretmen yetiştirme uygulaması sona ermiş ve ilköğretmen okulları mezunlarının hem köy hem de şehir ilkokullarında öğretmenlik yapabilecek şekilde yetiştirilmeleri öngörülmüştür.

(YÖK, 1998a:4).

Türkiye’de öğretmen yetiştirme tarihinin önemli bir kilometre taşı olan Köy Enstitülerinin kapatılmasıyla, özgün bir öğretmen yetiştirme geleneği yok edilmiştir.

Özellikle yoksul köy çocuklarının eğitimi yoluyla önemli toplumsal hareketlilik dalgası yaratan Köy Enstitülerinin, toplumda Cumhuriyet bilincinin kökleşmesine ve Atatürk devrimlerinin benimsenmesine önemli katkılar sağladığı açıktır.

2.2. Ortaokullara Öğretmen Yetiştirme

Ortaokullara öğretmen yetiştirmede temel kaynak Üç Yıllık Eğitim Enstitüleri olmuştur.

Bu okullar, 1978-79 öğretim yılından 1981-82 öğretim yılı sonuna kadar “Yüksek Öğretmen Okulu” adıyla işlevlerini sürdürmüşlerdir.

2.2.1.Üç Yıllık Eğitim Enstitüleri

“Cumhuriyet döneminde ortaokul öğretmeni yetiştirilmesinde en büyük görevin Eğitim Enstitülerine düştüğü bir gerçektir”.

(Oğuzkan, 1983:605).

Bu tür öğretmen okullarının kaynağı,

Türkçe öğretmeni yetiştirmek amacıyla 1926-27 öğretim yılında Konya’da açılan “Orta Öğretmen Yetiştirme ve Eğitim Fakülteleri Muallim Mektebi” olmuştur.

Bir yıl sonra Ankara’ya nakledilen okulun adı 1929-30 öğretim yılında “Gazi Orta Muallim Mektebi ve Terbiye Enstitüsü” olarak değiştirilmiştir.

Daha sonraki yıllarda Türkçe bölümüne Pedagoji, Matematik, Fiziki ve Tabii İlimler, Tarih-Coğrafya, İş dersi ve Resim, Beden Terbiyesi, Müzik, Fransızca, İngilizce ve Almanca bölümlerinin de eklenmesiyle bu öğretmen okulu, ortaokullarda okutulan genel eğitim derslerinin tümü için öğretmen yetiştirir bir duruma gelmişti.

İlk yıllarda okulun öğretim süresi üç buçuk yıldı.

Bunun iki yılı hazırlık, bir buçuk yılı da meslek eğitimine ayrılmıştı.

1937-48 yılları arasında açılan Müzik bölümünün öğretim süresi üç yıl, Almanca ve İngilizce bölümlerinin öğretim süresi ise iki yıldı.

1967-68 öğretim yılından itibaren bütün bölümlerin öğretim süreleri üç yıla çıkarılmıştır.

(Cicioğlu, 1983:307; Uçan, 1982:9)

1940’larda çok ciddi bir sorun haline gelen ortaokul öğretmen açığını kapatmak amacıyla yurdun çeşitli yerlerinde yeni enstitüler açılmıştır. 1969’a kadar sayıları 10’a yükselen bu kurumlar 1977-78 öğretim yılında 18’e ulaşmıştır.

Eğitim Enstitülerinin üç yıl süreli olarak ortaokullara dal öğretmeni yetiştirme işlevi 1978-79 öğretim yılına kadar sürmüştür.

Bu tarihten itibaren bunlara “Yüksek Öğretmen Okulu” denmiş, sayıları azaltılmış ve programları lise öğretmeni de yetiştirebilecek biçimde dört yıl olarak yeniden düzenlenmiştir.

1967–1968 öğretim yılından itibaren gelişimini tamamlayan enstitülerde Sosyal Bilgiler, Matematik, Fen bilgisi, Türkçe, İngilizce, Tarım, Eğitim, Fransızca, Almanca, Beden Eğitimi, Resim-İş, Müzik olmak üzere on iki bölümde öğretmen yetiştiriliyordu.

(Öztürk, 2006:14).

Yüksek Öğretmen Okulu adını alan Gazi, Necati, Bursa, Diyarbakır, Kazım Karabekir, Atatürk, Buca, Selçuk, Samsun, Fatih Eğitim Enstitüleri 1982 yılı Temmuz ayı itibariyle yaklaşık 16 bölümde öğretmen yetiştirmekte iken, 1982 yılında mevcut Üniversitelere veya yeni açılan Üniversitelere bağlanıp Eğitim Fakülteleri adını almışlardır.

Yeni düzenleme sonucu, “Cumhuriyet döneminde öğretmen yetiştirme açısından çok önemli bir rol oynamış bulunan bu eğitim kurumları ad olarak da olsa artık eğitim tarihimizin malı olmuşlardır”.

(Oğuzkan, 1983:608).

2.3. Liselere Öğretmen Yetiştirme 1923-1981 yılları arasında liselere öğretmen yetiştirmede iki kaynaktan söz edilebilir.

Bunlar “Yüksek Öğretmen Okulları” ve “Üniversiteler”dir.

2.3.1. Yüksek Öğretmen Okulları

Cumhuriyet döneminde ortaöğretim öğretmenlerinin, özellikle lise ve dengi okulların genel kültür dersleri öğretmenlerinin yetiştirilmesinde önemli katkısı olan kurumlardan birisi de Yüksek Öğretmen Okullarıdır.

1891 yılında İstanbul’da kurulan “Darülmuallimin-i Aliye” Yüksek Öğretmen Okulu’nun başlangıcı sayılır.

(Oğuzkan, 1983:609).

Cumhuriyetin ilk yıllarında karşılaşılan sorunlardan birisi, istenilen sayı ve nitelikte öğretmenin bulunamayışı idi.

Bir çalışmada (Akyüz, 1978:221) 1923 yılında ülkemizde 513 lise öğretmeni bulunduğu belirtilmektedir.

Öğretmen ihtiyacının karşılanması amacıyla Milli Eğitim Bakanlığı, bu okulun gelişmesi için gerekli önlemleri almış, bu eğitim kurumu 1954-55 öğretim yılına kadar kendi türünde tek okul olarak öğretmen yetiştirme işlevini sürdürmüştür.

Kavcar’a (1982:198) göre bu okulun öğrenci sayısını arttırmak için alınan önlemlere karşın, buraya girmek için sınırlı sayıda öğrenci başvuruyor, dolayısıyla yeterli sayıda öğretmen yetiştirilemiyordu..

5 Yeni “Yüksek Öğretmen Okulları”, tarihi “Yüksek Öğretmen Okulları”’ndan farklı bir yapı ve işleyişe sahip idi.

Öğretmen Yetiştirme ve Eğitim Fakülteleri

Okul, 1923-63 yılları arasında ancak 630 mezun verebilmiştir.

Lise öğretmenlerine duyulan ihtiyacın giderek artması karşısında 1959 yılında Ankara’da, 1964 yılında da İzmir’de birer yüksek öğretmen okulu daha açılmıştır.

Bu iki okul, ilköğretmen okullarının en başarılı ve seçkin öğrencilerini alma esasına dayalı yeni bir yaklaşımdı.

İlk uygulamadan çok verimli sonuçlar alınması üzerine Milli Eğitim Bakanlığı İstanbul’daki tarihsel yüksek öğretmen okulunu da aynı modele dönüştürmüştür.

Bu gelişmelerin ardından Kavcar’a göre (2003), Türk Milli Eğitiminde nitelikli öğretmen bakımından büyük bir canlılık sağlanmıştır.

Yüksek Öğretmen Okullarının mezun sayısı, Ankara Yüksek Öğretmen Okulu’nun ilk mezunlarını verdiği 1962-63 yılında 66’ya, bir sonraki yıl 102’ye yükselmiştir.

Kaya’ya göre (1984); mezunların büyük çoğunluğu akademik kariyere devam ettikleri için, yüksek öğretmen okullarının lise öğretmeni gereksinimini kısa sürede karşılaması beklenemezdi.

Öte yandan MEB, ilerleyen yıllarda felsefe değiştirmiş ve yüksek öğretmen okulu öğrencilerini üniversite giriş sınavları yoluyla almayı kararlaştırmıştır.

Bunun anlamı, yetenekli ilkokul öğretmenlerinin ileri öğrenim olanaklarının sınırlanmasıydı.

(Kaya, 1984).

Ne var ki Yüksek Öğretmen Okulları, yönetmelik ve programlarında yapılan değişikliklere ve öğrenci kontenjanlarının arttırılması yönünde girişilen tüm çabalara karşın, lise öğretmen açığının kapatılmasında Bakanlığın öngördüğü ölçüde yeterli olamıyorlardı.

(Oğuzkan, 1983:610).

MEB’in tutarlı bir öğretmen yetiştirme politikasından yoksun oluşu nedeniyle Yüksek Öğretmen Okulları etkinliklerini giderek yitiriyorlardı. (Kaya, 1984).

Nitekim 130 yıl gibi oldukça uzun bir süre lise öğretmeni yetiştirmede ülkenin en köklü eğitim kurumu olma özelliğini koruyan Yüksek Öğretmen Okulları, çeşitli nedenlerle işlevlerini yerine getiremez olduğu gerekçesiyle, Öğretmen Okulları Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan bir rapor (Kavcar, 1982:205) sonucu 1978 yılında kapatılmış ve Türkiye’nin öğretmen yetiştirme tarihinde önemli bir işlev yüklenmiş olan bu özgün model de tarihe mal olmuştur.

Eşme’ye (2003:347) göre Yüksek Öğretmen Okullarının kapatılmasıyla yalnızca bu kurumların sonu getirilmiyor ayrıca köy çocuklarının bu yolla üniversitelere geçişi bir bakıma kapatılıyor, ülkemiz nitelikli öğretmen yetiştirme açısından önemli bir fırsatı yitiriyor, öte yandan üniversitelere öğretim üyesi yetiştirme konusunda da ciddi bir daralmaya neden olunuyordu.

2.3.2. Deneme Yüksek Öğretmen Okulu

Mayıs 1974’te Ankara Yüksek Öğretmen Okulu Yerleşkesi’nde Deneme Yüksek Öğretmen Okulu adıyla yeni bir okul kurulmuştur.

6 Mayıs 1975 tarih ve 313 Sayılı Talim ve Terbiye Kurulu’nca kabul edilen okulun geçici yönetmeliğine göre; okulun amaçları şöyle sıralanmaktadır. (MEB, 1995):

1. Ortaöğretim kurumlarının Fizik, Kimya, Biyoloji ve Matematik dallarında lisans düzeyinde öğretmen yetiştirmek.

2. Milli Eğitim Bakanlığı’nca öngörülen alanlarda deneme niteliğinde ve teknolojiye dayalı eğitim programları geliştirip, uygulamak ve uygulama sonuçlarının sistemin bütünlüğü içinde yaygınlaştırılmasına yardımcı olmak.

3. Eğitim sistemleri için saptanmış olan temel politika ve hedefler çerçevesi içinde çağdaş

eğitim kurumlarının ışığında, eğitimin etkinliğini artırarak teknolojik uygulama modellerini geliştirmek.

4. Geliştirilecek modelleri sistem bütünlüğü içinde uygulamaya dönüştürerek araştırma ve planlama çalışmaları yapmak.

Ne var ki eğitim teknolojilerindeki son gelişmelerden yararlanarak deneysel bir yaklaşımla ve kapsamlı bir program yapısıyla öğretime başlayan bu deneme okulu yeterli hazırlıklar yapılmadığı ve gerekli kaynaklar sağlanamadığı gerekçesiyle 1975 yılında kapatılmıştır.

Öğretmen Yetiştirme ve Eğitim Fakülteleri

2.3.3. Üniversiteler

1982 yılına değin öğretmen yetiştirme görevi bütünüyle Milli Eğitim Bakanlığı’na verilmiş ise de, üniversitelerimiz de öğretmen yetiştirmede sürekli olarak önemli bir kaynak olmuştur.

Başta İstanbul Üniversitesi Edebiyat ve Fen Fakülteleri olmak üzere, Ankara Üniversitesi Dil, Tarih ve Coğrafya ile Fen Fakülteleri lise ve dengi okullara Türk Dili ve Edebiyatı, Matematik, Fen Bilimleri, Tarih, Coğrafya ve Yabancı Diller gibi alanlarda çok sayıda öğretmen yetiştirmişlerdir.

Özellikle, 1970’li yılların ortalarından itibaren bazı üniversitelerimizde eğitim bölümleri açılarak “pedagojik formasyon” programı yoluyla öğretmen yetiştirilmiş, hatta, bir sonraki bölümde görüleceği gibi, bazı üniversitelerimizde (Örneğin İnönü Üniversitesi Temel Bilimler Fakültesi, ODTÜ Fen-Edebiyat Fakültesi) lisans düzeyinde öğretmenlik programları açılmıştır.

Küçükahmet’e (1976:47) göre

“Son yıllarda üniversite çatısı altında öğretmen yetiştirme çabaları yoğunluk kazanmış, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi, Ege Üniversitesi,

Boğaziçi Üniversitesi, Selçuk Üniversitesi, İnönü Üniversitesi ve Diyarbakır Üniversitesi gibi üniversiteler de öğretmen olmak isteyen öğrenciler için özel programlar düzenlemişlerdir.

Bu programlara yazılma şartlarının da üniversite ve fakültelere göre değişmekte olduğu görülmektedir.

Örneğin, Ankara Üniversitesi Eğitim Fakültesi ile Hacettepe Üniversitesi belli bir kontenjana göre dışarıdan öğrenci kabul ederken, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi ve Boğaziçi Üniversitesi yalnız kendi öğrencilerine böyle bir programa yazılma olanağı tanımaktaydı.”

Üniversitelerde düzenlenen sertifika programları arasında gerek derslerin sayısı ve dağılımı, gerekse içeriği açısından oldukça önemli farklılıklar olmuştur.

Bu farklılığın en önemli nedenlerinden biri, ilgili kurumlar arasında işbirliği ve eşgüdüm eksikliği olarak gösterilmektedir.

Bu amaçla MEB’in zaman zaman sonuçları etkili olmasa da bazı girişimleri olmuştur.

Ancak ders programlarını standardize ederek, öğretmen eğitiminin gereklerine uygun bir yapıya kavuşturulması

bir yana, öğretmenlik programlarına öğrenci kayıt kabul koşullarında bile anlayış birliği sağlanamamıştır.

(MEB, 1995:34).

2.4. Öğretmen Yetiştirme Görevinin Üniversitelere Geçişi (1982)

Öğretmen yetiştirme işlevi üniversitelere devredilmeden önceki dönem olan 1982-1983 öğretim yılında, Türkiye’de öğretmen yetiştirmeye ilişkin bilgiler Tablo 1 ve Tablo 2’de verilmiştir.

Buna göre, öğretmen yetiştirme işlevi bir taraftan Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı yükseköğretim kurumlarında, diğer taraftan da üniversiteler bünyesinde yürütülmekte idi.

Öğretmen Yetiştirme ve Eğitim Fakülteleri

Tablo 1: Milli Eğitim Bakanlığı’na Bağlı Öğretmen Yetiştiren

Yükseköğretim Kurumları (1982-83 Öğretim Yılı)

Kaynak: ÖSYM (1982). İkinci Basamak Sınav Kılavuzu. 1982.

(1) Üç yıllık Eğitim Enstitüleri 1978-79 öğretim yılında “Yüksek Öğretmen Okulları” adı altında yeniden düzenlenmiştir.

Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde, üç ayrı okul türü bulunuyordu.

Bunlar:

Yüksek Öğretmen Okulları (Son Dönem): Dört yıl süreli ve ağırlıklı olarak liselere öğretmen yetiştirmeye yönelik olarak tasarlanmış programlara sahip kurumlardı.

Yabancı Diller Yüksek Okulları: Üç yıl süreli ve yabancı dil öğretmeni yetiştirmeye yönelik okullar.

Eğitim Enstitüleri: İki yıl süreli ve sınıf öğretmeni yetiştirmeye yönelik kurumlardı.

Üniversiteler boyutunda ise; yaygın uygulama, çeşitli fakülte ve yüksekokul öğrencilerine, lisans öğrenimlerine paralel olarak Fen ve/veya Edebiyat Fakülteleri bünyelerindeki eğitim bölümleri tarafından “öğretmenlik sertifikası” programının sunulmasıydı.

Bu uygulamada, isteyen öğrenciler, bir yandan lisans programlarına devam ederken öte yandan kendi programlarının dışında “öğretmenlik sertifikası” programına kaydolmakta ve bu programdaki dersleri de almaktaydı.

Üniversite bünyesinde öğretmen yetiştirme konusundaki bu yaygın uygulamanın dışında bazı istisnai uygulamalar da bulunmakta idi.

Tablo 2’de de görüldüğü gibi, ODTÜ ve İnönü Üniversiteleri’ndeki Matematik, Fizik ve Kimya öğretmeni yetiştirme programları ile İstanbul ve Ankara Üniversitesi (DTCF) pedagoji bölümleri ve eğitim bilimleri uzmanı yetiştirmeye yönelik Ankara Üniversitesi Eğitim Fakültesi uygulamaları bunlara örnek olarak verilebilir.

Kurum Öğretim Süresi (yılı) Program Kurum Sayısı

Yüksek Öğretmen Okulu (1)

Türk Dili ve Ed.

10 okul

Tarih-Coğrafya

Coğrafya-Tarih

Matematik-Fizik

Fizik – Matematik

Fizik-Kimya

Kimya-Fizik

Kimya-Biyoloji

Biyoloji-Kimya

Almanca

Fransızca

İngilizce

Eğitim

Resim-Müzik

Beden Eğitimi

Eğitim Enstitüsü

Enstitü

Yabancı Diller YO

Öğretmen Yetiştirme ve Eğitim Fakülteleri

Tablo 2: Üniversitelerde Eğitim Uzmanı ve Öğretmen Yetiştirme (1982-83 Öğretim Yılı)

Üniversite Fakülte Bölüm /Program

Ankara Üniversitesi Eğitim –

Ankara Üniversitesi DTCF Pedagoji

İnönü Üniversitesi Temel Bil. Fak.

Matematik Öğretmenlik

Lisansı

Fizik Öğretmenlik Lisansı

Kimya Öğretmenlik Lisansı

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Pedagoji

ODTÜ Fen ve Edebiyat Fakültesi Matematik Eğitimi

Fizik Eğitimi

Kimya Eğitimi

Kaynak: ÖSYM (1982). İkinci Basamak Sınav Kılavuzu. 1982.

Sonuç olarak, buraya kadar yapılan açıklamalardan da anlaşılacağı gibi, Cumhuriyet döneminde Öğretmen yetiştirme konusunda önemli gelişmeler kaydedilmiştir.

Bunlar şöyle özetlenebilir:

1. İlk yıllarda tip ve programlar bakımından sınırlı olan öğretmen kaynakları giderek çoğalmış ve çeşitlilik göstermeye başlamıştır.

2. Türkiye, daha iyi ve daha uygun öğretmeni yetiştirme konusunda sürekli arayış içinde olmuştur.

3. Köye öğretmen yetiştirme konusu, ayrı bir politika olarak uzun yıllar sürdürülmüştür.

4. Öğretmen yetiştiren okullar, Cumhuriyetin ilk yıllarında büyük kentlerde veya yurdun daha çok batı bölgelerinde açılmış iken zamanla bu tür okullar yurdumuzun her yöresinde açılmaya başlanmıştır.

5. Öğretmen gereksiniminin karşılanamaması nedeniyle, sık sık geçici çözüm yollarına gidilmiştir.

(Hızlandırılmış eğitim, geçici vekil öğretmen, mektupla öğretim vb.) bu uygulamalar arasındadır.

1970’li yılların ikinci yarısında eğitim enstitülerinde uygulanan hızlandırılmış eğitim, öğretmen yetiştirme tarihinde en olumsuz yöntem olarak

bilinmektedir.

6. Öğretmen yetiştiren kurumların öğretim süreleri sürekli olarak uzatılmış ve 1739 sayılı yasa ile yükseköğrenim düzeyine çekilmiştir.

7. Milli Eğitim Temel Kanunu ile her düzeydeki okul öğretmenlerinin genel kültür, özel alan bilgisi ve meslek formasyonu bakımından dengeli biçimde yetiştirilmeleri yasal bir esasa bağlanmıştır.

Bununla birlikte öğretmen eğitiminde hem niceliği hem de niteliği artırma yönündeki çabalar bugün de eğitim kamuoyunun önünde önemli bir gündem maddesi olarak yerini korumaktadır.

Reklamlar

2 thoughts on “ÖĞRETMEN OKULLARININ TARİHÇESİ —– ALINTIDIR

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s