OSMANLI’YI MEDRESELER YIKMIŞTI —————————— ALINTIDIR

Osmanlı’yı Medreseler Yıkmıştı Türkiye’yi Diyanet Yıkıyor

   Osmanlı’nın yıkılışında medrese zihniyetinin büyük rol oynadığını biliyoruz.

Hüseyin Atay hoca ikiye bir, “Osmanlı’yı tek tip kitap yıktı” derdi.

Şimdi de Türkiye Cumhuriyeti yıkılıyor ve Diyanet yıkımda büyük rol oynuyor.

  

 Gerileme ve yıkılış dönemlerinde medrese hocaları çoklukla pozitif ilimlere kapalı ve karşı idiler.

Onlara göre ilim deyince tefsir, hadis, fıkıh gibi ilimler akla gelir; felsefe mantık, astronomi gibi ilimler gereksiz, (bazen günah) sayılırdı.

Diyanet’in hocaları çoğunlukla pozitif ilimlere karşı değiller ama bu ilimlere kapalılar, ilgisizler.

Bakınız, liselerin çoğundan felsefe, mantık, tarih gibi dersler kaldırıldı.

Bu konu hocalara dert olmadı ama her mahalleye/sokağa bir caminin yaptırılmayışı,

“okulların tüm sınıflarında Kuran, hadis derslerinin okutulmayışı”

hocalara dert oldu.

 Medrese ulemasının karşı gelişi yüzünden matbaa yurdumuza 250 yıl kadar geç gelmişti.

Ulemaya göre Kuran, Arap harflerinin dışındaki harflerle yazılamazdı, ilimlerin temeli Arapça idi. Birçok Diyanetçi de bugün aynısını söylüyor,

“Latin harfleriyle yapılan yeni alfabe Müslümanları Kuran’dan uzaklaştırdı, harf devrimi ile İslam âleminden koptuk, okullarda Osmanlıca okutulmalı” diyor.

Bu zihniyete göre

“Arap/Osmanlı yazısı Kuran yazısıdır, eskimez yazıdır.”

  

 Aynı fıkıh kitapları medreselerde yüz yıllarca okutuldu.

Toplumların yaşayışları gelişti fakat fıkhın basit kuralları değişmedi.

Osmanlı’da fıkıh kitaplarına şerhler, şerhlere şerhler yazıldı, Kuran ve akla aykırı fıkıh kuralları “nass” diye öğretildi.

Diyanet’in hocaları da bize hala o fıkıh kurallarını aynıyla aktarıyor.

Birisi İslam’ın ölçülerine uyan yeni bir fıkıh yorumu yapsa, Diyanet’in hocaları yaygarayı basıyor:

“Bu adam reformcu, dini tahrip ediyor.” 

Diyanet’in iki ciltlik İlmihaline bakınız; muhteva olarak eskilerden farksız, dili bile halka yabancı.

    Medrese uleması iş üretmezdi, askere gitmezdi. “Devletten aylık, Allah’tan sağlık” bugünkü Diyanet’çilerin temel yaklaşımıdır.

İmamlar “biz de memuruz” diye kendilerine “cami izni” çıkarttılar, yazın günde 3-4 saatlik dua/sure okutma görevini ücrete dönüştürdüler, “lojmansız camide görev yapmam” diyerek halka lojman yaptırtıp bedava oturuyorlar.

Bazı cami ve şadırvanlarımızın temizliği yürekler acısıdır; “temizlik, tertip düzen” vaazları havada kalıyor.

Bazı imamlar “ek işini” sürdürebilmek için görevini aksatıyor, bazıları çalışmadan geldikleri için ellerine tutuşturulan hutbe metinlerini bile düzgün okuyamıyorlar.

  

 Osmanlı’nın “Sünni” Şeyh ül İslam ve kadıları, Şiî oldukları için İran, Mısır gibi ülkelere “cihat fetvası” verdiler, mezhep taassubu ile on binlerce Müslüman’ı katlettirdiler.

Günümüzde, siyasi iktidarın dış politikasına “uyum sağlamak için” bir sürü müftü, vaiz ve imam Irak, Mısır, Libya, Suriye ve İran gibi ülke yöneticilerinin “Şii, dinsiz, zalim” olduğunu el altından ve açıkça, cami içinde ve cami dışında söylüyor, mümini mümine düşman ediyor.

Diyanet İşleri Başkanı’nın girişimi ile Türkiye’nin tüm camilerinde Suriye devletinin muhaliflerine para toplandı.

Osmanlı’nın Ebussud Efendisi ile günümüz Diyanet önderlerinin farkı kalmadı.

  

 Medrese ulemasına göre Osmanlı padişahları aynı zamanda Halife (Allah’ın yeryüzündeki gölgesi) idiler, onlara itaat vacipti.

Günümüzün Diyanet’inde başımızdaki yöneticilere “padişah” gibi bakan, bunların propagandasını yapan, bu propagandayı sevap sayan, başımızdakilerin gayri Müslimlerle dostluğunu/işbirliğini bir “hikmet”e bağlayan,

İslam’ın yasakladığı haramların meşrulaştırılmasına (domuz eti, zina gibi),

“o kadar olur”,

diyen onursuzlar var.

  

 Amerikan askerlerinin İncirlik’teki bir camide bulunan Kuran-ı Kerimleri parçalamaları üzerine Diyanet camiası tümden sustu, konuşamadı.

Neden?

AKP iktidarının Amerika ile olan dostluğundan, AKP yönetiminin verdiği “susun” mesajından.

Öyleyse bugünkü Diyanet takımı Allah’tan çok AKP’ye kulak veriyor, Allah’tan çok Erdoğan’dan korkuyor.

Bunun Kuran’daki adı, “Allah’tan başka ilahlar edinmektir, şirktir.”

  

 Osmanlı müderrislerinin içinde tekkeci, zaviyeci olanlar da vardı.

Onlar müritlerine el etek öptürürler yahut öperler, “şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır” yalanıyla müminleri sürüleştirirlerdi.

Diyanet kadrolarında bu şeyh-mürit ilişkisi de var. Diyanet’in müftü-vaiz-imam kadrolarından çoğunun şeyh-mürit mekanizmasına fazla itibar etmediklerini biliyorum.

Ne var ki bunlar tarikatların baskısı altındalar; bugünkü tarikat mekanizmasının İslam’da olmadığını bildikleri halde, medeni cesaret sahibi olmadıkları için, “İslam’da böyle bir tarikat yok, gelin sadece Allah’a kul olalım” diyemiyorlar.

  

 Mustafa Sabri, Zeynel Abidin gibi bazı Osmanlı uleması haçlı emperyalistlerle temasa geçmişti.

Cumhuriyet döneminin bazı uleması bunları da geride bıraktı; Kuran mealinin içine Tevrat ve İncil’den parçalar sokuşturdu, Papa’nın elini öpmeye gitti, Anadolu’daki Hıristiyan örenlerini imar ve ihyaya kalktı, Avrupa’ya gidecek din görevlilerimizi “Batı’ya uyum” için papazların önüne oturttu.

Osmanlı ulemasından bir kısmının Yeniçeri ve Nizam-ı Cedit ordularının tasfiyesi için kıtalar ötesindeki güç odakları ile tertipler düzenlediklerini hiç duymadım ama Cumhuriyet dönem din adamlarından çoğunun TSK’ni “dinsiz” ilan ettiğini, Generallerimizin gözden düşürülmesi için yurt içi ve yurt dışında çalıştığını duyuyorum, görüyorum.

  

 Osmanlı müderrislerinden Osmanlı’nın kurucularına hakaret edenleri, Osmanlı devletinin bir an önce yıkılması için emek harcayanları da duymadım.

Ama Türkiye Cumhuriyeti’nin “Diyanetçi/İlahiyatçı” kadrolarından bazılarının, Cumhuriyetimizin kurucularına düşmanlık ve hakaret ettiklerini, iftira attıkları, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir an önce çökmesi için çalıştıklarını duyuyorum, görüyorum.

Biz bu din kisveli nankörlerin “din-iman pazarı” kurduklarını, fesat ürettiklerini görüyoruz ama bunların “tarla, kümes ve ahırlarımız boş kalmasın, çalışalım” dediklerini, üretici olduklarını görmüyoruz. 

  

 Türkiye Cumhuriyeti’nin yıkıldığını düşünelim. 

Hocaların eline ne geçecek?

Kendilerinin de düzenleri yıkılacak.

Benim yaşıtlarım bilir, eskiden vaiz ve hocalar kadrolu değildiler, geçimlerini halk sağlardı.

Cemaatleri onlara biraz buğday-arpa, uyuzlu bir iki koyun-keçi verir, böyle geçinirlerdi.

Her cemaat hocanın amiri idi.

Osmanlı Şeyh ül İslamları ile büyük şehirlerdeki birkaç medrese hocası ve Kadı’nın dışındaki hocalar da halkın lütfettiği geçimliklerle geçinirlerdi.

Bunlara “cer’ci”  denirdi.

Türkiye Cumhuriyeti, din adamlarına değer ve maaş verdi, onları fitre ve zekât paralarından kurtardı, onlara saygınlık kazandırdı.

Gerçek bu iken Cumhuriyet döneminde, Cumhuriyet/Atatürk karşıtlığı yapan din adamlarının yaptıkları nankörlüktür.

  

“Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinin din adamlarındaki benzerlikler nedendir” diye sorulabilir.

Öncelikle şundandır:

Her iki kesimin de yetişme ve yetiştirilme tarzı aynıdır.

Bunlar çoklukla akılcı, sorgulayıcı, özgürlükçü değildir.

Bu yüzden bunlar ön yargılıdırlar, edilgendirler, olumsuzdurlar.

Sonuç:

  1) Türkiye’de akıl ve emeği tüketen, ayrıştıran, inancı sömüren, dedi-kodu üreten bir Diyanet-İlahiyat kesimi var.

Bu kesim din, devlet ve toplumumuza zarar veriyor.

Biz bu kesimden kurtulmadıkça kaybederiz.

Görevlerimizden birisi de bu kesimin etkisinden kurtulmaktır.

Bu düşüncem Diyanet’e/dine saldırı değildir, öze dönüş isteğidir.

   2) “Hocalarla uğraşmak günahtır” gibi bir düşünceye kapılmayalım; biz din ve dünyamız için zararlı olan bu zihniyetin tasallutunu ne kadar çok kırarsak, o kadar çok sevap kazanırız.

   3) Cumhuriyetimizi kendi temelleri üzerine yeniden inşa ederken, İslam’ın ruhuna uygun bir Diyanet’i kurmak zorundayız.

Aksi halde yaptığımız masraflar ve çektiğimiz emekler boşa gidecek ve bu zihniyet yarınki nesilleri de zehirleyecektir. 

   4) Allah’ın dışındaki varlıkların gönüllerini hoş etmek için Kuran’ın çiğnenmesine sessiz kalanlar, haksızlık karşısında susup “dilsiz şeytan” olanlar, siyasi gelecek adına müminlerin tepkisini kıranlar, tüm bunlar; “müşrik” keyfiyetlilerdir.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s