BALKANLARDA YÖRÜK TÜRKMENLER ——————- ALINTIDIR.

BALKANLAR’DA YÖRÜK TÜRKMENLER

 Osmanlı Devleti’nin kuruluşuna amil olan unsurlardan birisini teşkil eden konar-göçer aşiretler, yaşadıkları bölgelere göre Türkmen veya Yörük ismiyle bilinmektedirler.

Yörük, Anadolu’da ve Rumeli’de göçebe hayatı yaşayan Türk kabilelerine umumi olarak verilen isimdir.

XVI. ve XVII. yüzyıllarda Anadolu, Suriye ve Irak’ta yaşayan Türk teşekkülleri, Yörük ve Türkmen adları ile iki kola ayrılır.

Türkmen adı, Anadolu’nun Kızılırmak’tan itibaren doğu ve güneyde kalan bölgeleri ile Suriye ve Irak’ta yaşayan aşiretler tarafından kullanılmaktadır.

Halep ve Yeni-il Türkmenleri bunun en güzel örneğini teşkil etmektedir.

Yörük adı ise Kızılırmak’tan Adalar ve Marmara Denizi kıyılarına kadar uzanan yerlerdeki teşekküller ile Rumeli’de bulunan aşiretleri ifade etmektedir.

 

 Batı Anadolu’da özellikle Yörük menşeli askerlerin çokluğu, bu bölgede gazi beyliklerin kuruluşunda ve batıya doğru fütuhat hareketinin genişlemesinde önemli rol oynamıştır.

Osmanlı Devleti’nde konar-göçer olarak bilinen Yörük ve Türkmenler, hem devletin kuruluşunda, gelişmesinde, dinamik bir fetih politikası oluşturulmasında önemli rol oynamışlar, hem de devlet bunları başıboş bırakmamış merkeziyetçi bir idare tarzı ile daima kontrol altında tutmuş ve onlardan istifade yoluna gitmiştir.

Bunlar batıya doğru yeni ele geçirilen topraklarda yerleştirilmiş, böylece göçebe unsurlar, kısmen yerleşik hayata geçirilmiştir.

Rumeli’nin iskanı ve Türkleştirilmesinde bu Yörük gruplarından geniş ölçüde faydalanılmıştır.

 

 Osmanlı Devleti, Yörükleri kontrol altında tutabilmek için, onların yaşayış tarzlarını da göz önüne alarak, hususi ve mali bir teşkilat kurmuş, yerleşik ahaliden olduğu gibi bunlardan da çeşitli şekillerde istifade yoluna gitmiştir.

Kurulan bu teşkilatta, konar-göçer halk, üzerinde yaşadıkları toprağın ayrıldığı şekle göre yani tımar, zeamet, has veya bir vakıf toprağında, raiyyet olarak mülkiyet altına girmekte ve böylece hukuki bir nizama bağlanmaktaydı.

 

 YÖRÜK TEŞKİLATI

 Rumeli’de Yörüklerin sayılarının gittikçe artması ve Istıranca Dağları ile Rodop Dağlarının tümüne, Tuna Nehri boylarından Şar Dağına, Makedonya’ya kadar olan bölgelerde yayılıp irili-ufaklı cemaatler halinde yurtlanmaları, bu bölgelerdeki dağ, tepe, yaylak ve akarsu civarında zamanla yerleşik hayata geçerek kurdukları köylere kadar uzanmaları, Osmanlı Devleti’ni bu Yörüklerden istifade yoluna sevk etmiş, bu sebeple de onlar için ayrı ayrı kanun ve nizamnameler hazırlanmıştır.

Yörüklerin isimleri ve onlarla ilgili olarak ilk kanuni düzenleme, Fatih Kanunnamesi’nde yer almış kurulan Yörük teşkilatı, idari ve askeri maksatlara cevap verecek şekilde tanzim edilmiştir.

Kanuni döneminde ise, Rumeli’deki Yörüklerin hukuki statüsü, bunlarla ilgili askeri ve mali mükellefiyetleri ihtiva eden Yörük kanunnameleri düzenlenmiştir.

 İdari teşkilata göre Rumeli’deki Yörükler, ordu içinde ve ordunun geri hizmetinde muayyen bir görevi olan diğer askeri sınıflar gibi bir birimdir.

Bununla ilgili olarak Kanunname-i Al-i Osman’da; “…Yaya ve Müsellem ve Canbaz ve Yörük ve Tatar ve Voynuk askeridir…” şeklinde bir hüküm yer almaktadır.

Zira Yörük, Rumeli’de askeri bir sınıftır ve bu sınıf tamamen Yörük grupları içerisinden seçilmektedir.

 Rumeli’deki Yörük grupları, başlangıçta ya başlarındaki reislerin adına, ya herhangi bir farklı mümeyyiz vasıflarına veya en yoğun bulundukları bölgelerin isimlerine göre adlandırılmışlardır.

Resmi işlemlerde de bu isimlerle tanınmışlar, oluşturulan gruplara göre de ayrı ayrı defterler düzenlenmiş, bunların bir sureti merkeze gönderilmiş, diğer sureti de Yörük beylerine verilmiştir.

 Yörüklerle ilgili olarak kanunnamelerde;

“Yörük la-mekandır.

Tayin-i toprak olmaz.

Her karide dilerse gezerler” şeklinde bir kayıt vardır.

Burada belirtildiği gibi, Yörüklerin belli bir mekanı yokmuş gibi görülürse de…

Belli mekan ve zaman kayıtlan ile bağlı oldukları anlaşılmaktadır.

Hizmetleri karşılığında da belli muafiyetlere sahiptirler.

 Osmanlı Devleti, Rumeli’de yapılacak askeri harekatta ve gerekli zamanlarda devlet himayesinde kullanmak ve seferlerde orduyu takviye etmek amacıyla hem Rumeli Yörüklerini hem de Rumeli’deki Tatarları Eşkinci adı altında teşkilatlandırmıştı.

 Yörükler, “Ocak” diye isimlendirilen bir sistem dahilinde organize edilirdi.

Bu ocak belli sayıda aile ünitesinden oluşurdu.

Osmanlı kanunnamelerine göre Yörükler, Fatih devrinde 24’er kişilik gruplara ayrılmış, her biri için de “Ocak” tabiri kullanılmıştır.

Bunların biri eşkinci, üçü çatal, yirmisi de yamak olarak kaydedilmiştir.

Bu sayı, Kanuni döneminde bir kişi artırılarak ocaktaki nefer sayısı 25’e çıkarılmıştır.

Bunlardan l’i eşkinci, 4’ü çatal, 20’si de yamak şeklindeydi.

Eşkincilerden her yıl bir kişi göreve gitmekte ve buna da “be-nevbet” denilmekteydi.

 

 Ocaklarda belirtilmiş olan 25 nefer sayısının Sultan III. Murad döneminde seferlerin uzaması sebebiyle 30’a çıkarıldığı bilinmektedir.

Fakat dikkati çeken bir husus, 17 Şevval 978 / 14 Mart 1571 tarihli bir hükümde; Yörük taifesinden birçok kimsenin taun hastalığına yakalanması sebebiyle vefat ettiği, dolayısıyla da yamaklardan çok az kimse kaldığı, bu sebeple de beşer nefer yamağın yazılmasının emredildiği bildirilmiştir.

 Aynı şekilde 1585 tarihli Naldöken Yörükleri’ne ait Tahrir Defteri’nde de “…cüz’i zamanda eşküncü taifesinin ekser yamakları fevt olub ocaktan ocağa ancak yedişer sekizer nefer yamakları kalmağla…

Yörük eşküncüleri uzak seferlere ve ağır hizmetlere istihdam olundukları ecilden mezid-i merhamet hüsrevanemden beşer nefer ziyade yamak inayet edüb her bir ocağın yamağı yirmi beşer olmak…” şeklinde Şevval 991 / Ocak 1584 tarihli bir hüküm kaydedilmiştir.

Böylece Yörüklerin ocaklarındaki nefer sayısı 5 eşkinci, 25 yamak olmak üzere 30’a çıkarılmıştır.

Ancak birinci hükümde de ocaklara ziyade yamak yazılması hususu belirtilmesine rağmen, ocaklardaki nefer sayısı 5 eşkinci 20 yamak olarak kaydedilmeye devam edilmiştir. Ocak 1584 tarihli III. Murad dönemine ait hükümde, 5 eşkinci 25 yamak olarak açıkça kaydedilmesine rağmen buna her zaman uyulmadığı görülmektedir, örneğin, Naldöken Yörükleri 1585’te 5 eşkünci, 25 yamak ve 1.250 akçelik hasıla ile kaydedilmişken, 1597’de yeniden eski usule göre 5 eşkinci, 20 yamak ve 1.000 akçelik hasıl yazıldığı, 1609’da ise eşkinci ve yamak sayısı 25 nefer iken hasıllarının 3.500 akçeye çıkarıldığı görülmektedir.

Tanrıdağı Yörükleri’nde ise durum daha da farklıdır. 1544’te 25 nefer 1.000 akçelik hasıla gösterilen Tanrıdağı Yörükleri, 1584 ve 1591’de 30 nefer 1.250 akçe, 1641’de 30 nefer 4.000 akçe ve 1670 ve 1675 tarihli defterlerde 35 nefer ve 4.000 akçelik hasılla kaydedilmişlerdir.

 Eşkinci Yörükleri, zeamet birimleri halinde olup, bu birimlerden her birinin başında bir zaim, ihtiyaç kadar subaşı ve kadı bulunurdu.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s