EMPERYALİZM VE TÜRKİYE ——————– ALINTIDIR

 “EMPERYALİZMİN KISKACINDA TÜRKİYE“

Algı Operasyonu

Bir algı operasyonu yapılıyor!

Televizyonla haşır neşir olduğumuza göre, her birimiz bir televizyona, ekrana baktığımıza göre…

Hepimiz bunu çok iyi anlamak zorundayız.

Sadece Türklere, Türkiye’ye değil, bütün ülkelere yapılan bir şey var:

Algıyı değiştirmek!

Kanada’dan bir sitede istatistik yapılmış.

Bütün basının ne kadar yalan söylediğinin istatistiği yapılmış:

Algı değiştirmek,

„Algı Operasyonu“

Şu anda dinlediğiniz bütün haberler yalan!

Yalan haberle şekillendirilmeye çalışılıyorsunuz.

Televizyonlarda seyrettiğiniz, gördüğünüz herkes yalan söylüyor!

Bütün dünya böyle..

Gerçek haberin ne olduğunu asla bilemiyorsunuz!

Küresel medya dört beş ailenin elinde!.

Bütün dünyayı idare eden, dört beş tane şirket, altında yüz, yüz elli küresel şirket.

Bu şirketler dünyayı savaşa, faşizme, iğrenç bir düzene doğru götürmeye çalışıyorlar.

Medya da ellerinde…

Yakında hepimizi çipliyecekler!

Bakın Amerikan televizyonlarında çip reklamları başladı:

‘Alzhaymerli babanız varsa, ne iyi, çip takın nerde olduğunu bilin!’..

Çocuğunuzu mu merak ediyorsunuz, çipleyin adım adım izleyin!’

İş bu noktaya vardırılıyor…

Bunlar dünyanın kaynaklarını sömürmeyi amaçlayan bir küçük grup tarafından yapılıyor.

Piramit bir yapı bu!..

Bir algı operasyonu sözkonusu …

Benim de içinde bulunduğum medya bir algı operasyonu yapıyor.

Bu şu şekilde çalışıyor: Öncelikle çeşitli gruplara ayırdılar.

Bu gruplarda çok eğitimli olanlar, üniversite mezunları, akademisyenler, falan filan…var.

Beyin yıkama

Bunlara beyin yıkama gerçekleştiriliyor.

Avrupa’nın her yerinde beyinler yıkanıyor.

Bu ‘demokrasi adı altında sahneye konuyor..

İngiltere İşçi partisinden Sir Tony Benn ne diyor: ‘Avrupa’da demokrasi falan yok!

Demokrasi adil seçim demektir.

Birini koltuğa oturtursun.

Sonra oradan indirebilirsin de!

Avrupa Birliğinde ne oraya halk oturtuyor ne de oradan kaldırabiliyor.

Siyasiler atamayla gelip gidiyor!

Bu mu demokrasi!’

 Bunlar masonik bir örgüt tarafından oraya iliştirildiler.

Bunlar atanan adamlar.

Onların ucunun ucu maşası da bizim başımızdakiler.

Onlar da atanarak geliyorlar.

Bakın şu anda Ürdün, Tunus, Mısır…

Patlıyor değil mi?

Nasıl patlıyor bunlar?

Kılcal damarlara girmiş adamları var.

Soros’un adamları var.

Bunların kaç para aldığı belgeli..

Açlıktan, sefaletten yorulmuş halk sokaklara dökülüyor..

Sonra bu alevlenmiş kalabalık yönlendiriliyor…

Güya ‘demokratik değişim’ geliyor! …

Otuz yıldır Hüsnü Mübarek orada.

Yirmi üç yıldır Bin Ali orada!..

Ürdün aynı şekilde…

Yemen aynı şekilde…

Yıllardır işçiler sokaklardaydı..

Kimse duymadı görmedi!

Ne oldu?

Birden sahne ışıkları altına alındılar?

Kimse bunu “Halk devrimi” sanma enayiliğine düşmesin!

O dönem şimdi geldi.

Condolezza Rice’ ne dedi 2005’de?

“Yeni bir Orta Doğu şekillendireceğiz…

Fas’tan Pakistan’a yirmi iki devletin sınırlarını değiştireceğiz!”

ABD, Amerikan’ın yanında olan Saddam’ı devirdi.

Daha başka bir şekil verdi Irak’a.

Şimdi de Kuzey Afrika!

Büyük Ortadoğu ve Kuzey Afrika projesi.

Şimdi buraları da şekillendiriyor yeniden.

Buraları küçük şehir devletlerine bölecek.

Bu Amerikanın aktif katılımıyla yapılıyor.

Kimse bunu halk devrimi falan sanmasın!

Böyle sanma enayiliğine düşmesin!

Bunu yeni yazımda belgeleriyle anlattım…

Okursunuz orada. Bu ABD desteğiyle yapılıyor.

Bir şekil verme…

Vikileaks’ten“ sızıntıya bakın net olarak görürsünüz bu olayın gelmekte olduğunu!

Herşeyi Amerika mı yapıyor?

Nasıl kendimize güveni sağlayacağız?

Örgütlenmeler, „Genç Siviller“

Ha, her şeyi Amerika tabiî yapamaz.

Şu andaki olayın nerden geldiğini göremezseniz çok büyük bir hataya düşme olasılığınız var.

Gerçekleri görmeliyiz ki tedbirleri sıralayalım…

Çünkü sıra Türkiye’ye de gelecek!

Genç siviller…

Genç sendikacılar gibi bir takım örgütlenmeler yuvalanmaya başladı.

Düğmeye bastığınız anda zaten onlar ortaya çıkıyor.

Yumurtaları atan onlar!

Ne gerek var?

Ne yapmaya çalışıyorsun?

 

Ne oldu attın da?

Bir Amerikan- Avrupa Birliği örgütlenmesiyle karşı karşıyayız!

Öncelikle bunu bileceğiz ki, buna karşı ne yapılabiliri konuşalım!

Hazırlanan şablon

John Perkins yazmış:

Kemal Derviş gibi bir ekonomik tetikçi bu adam.

Bir şablon uygulanıyor ülkelerde.

Şablon şöyle gelişiyor:

“ABD’nin ekonomik tetikçisi olarak, biz hedef ülkeyi tesbit ederiz.

O ülkeye Dünya Bankası ya da kardeş kurumlardan bir kredi ayarlarız.

Dünya Bankası gelir o ülkeye kredi verir, Ayarlanan kredi asla o ülkenin hazinesine gitmez!

Bu para o ülkede iş yapan bizim şirketlerimize gider.

Şirketlerimizin kasasına gider…

Yollar, kavşaklar yapılır, hep bizim şirketlerimiz kazanır.“

Ne güzel yol yapılıyor diyorsunuz ya, Türkiye bir kuruş kazanmıyor bunlardan.

Perkins devam ediyor:

„Ama o ülke borç altına sokulur, o kadar büyük bir borç olur ki bu, ödenmesi mümkün değildir artık.“

“Biz gideriz tetikçiler olarak,“ deriz ki: „Bize büyük borcunuz var ama ödeyemiyorsunuz!

O zaman petrolünüzü bize verin, doğalgazınızı bize verin, askeri üslerimize yer gösterin, askerlerinizi savaştığımız bölgelere gönderin, kanınızı satın, Birleşmiş Milletlerde bizim amaçlarımız uğruna oy verin, elektrik su kanalizasyon sistemlerini özelleştirin, Amerikan şirketlerine veya çok uluslu şirketlere satın…

Bunlar Alman olabilir, İngiliz olabilir, Amerikan olabilir hiç farketmez …“diyor.

Bu iş hükümetlerle değişmiyor

Bir ülke borca sokuluyor.

Borcunu ödeyemez hale geliyor.

Borç yapılandırılıyor…

Borç büyüyor…

Hükümetler kaynaklarını elden çıkardıkları sürece, sattıkları sürece borlarını, petrollerini, altınlarını, gümüşlerini… İktidarda kalıyorlar.

İktidarda hepsi olabilir.

Bu AKP hükümeti de olabilir,

CHP hükümeti de, MHP hükümeti de…

Bu iş hükümetlerle değişmiyor.

Bu hükümetlerle bu 70 yıldır değişmedi.

Atatürk’ün ölümü itibariyle, 1938 itibariyle bu plan uygulandı.

Bu hiç değişmedi.

Bunu anlamazlıktan gelirsek kurtulmamız mümkün değil…

Her hükümet, her başa gelen yemleniyor.

Düzenekleri bu!

Düzenek nasıl işliyor?

Önce mutlaka Avrupa da, ya Amerika’da, ya Mesut Yılmaz gibi Almanya’da…

Süleyman Demirel, Ecevit, Turgut Özal, Deniz Baykal, aklınıza getirin…

Hepsi dışarıda eğitilmiş adamlar, Türkiye’nin başına geçiriliyor.

Batının gözlükleriyle bakıyor, kendi ülkesine!

Eğitildiği ülkenin gözlüğüyle bakıyor.

Bir Türk olarak kendi ülkesine bakmıyor.

O bir Alman, Amerikalı olarak kendi ülkesinin insanına bakıyor!

O bir Alman artık, o İngiliz, Amerikalı!..

Batılı o batılı!

Batı, medeniyetsizlik örneğidir!

Batı, tek dişi kalmış canavar!

Medeniyetsizlik örneğidir bugün Batı…

15 yıl Batı’da yaşadım.

Uzun yıllar İngiltere’de, Fransa’da, İsveç’te geçti.

Bu adamların ciğerini bilirim.

Bu adamlar gibi olalım, bir Alman gibi olalım, bir Amerikalı bir Fransız gibi olalım dediğiniz an…

Öyle olduğunuz an, siz yok olmuşsunuzdur demektir!

Ölmüşsünüzdür artık!

Almanlar çok iyi, saat gibi çalışıyorlar…

Neye yarıyor?

Açlıktan geberiyorlar.

Sokaklarında bir tek adam yok!

Berlin’de cinnet geçiriyordum.

Öğlen, Cumartesi.

Sokaklarında kimse yok!

Berlin’e gidin bakın!..

Ölü şehirler bunlar…

Bir de Alanya’ya, Fethiye’ye gidin.

Alman’dan geçilmiyor.

Adamlar orada yaşıyor.

Doğuya göç var!

Çok medeni, çok refah içinde yaşadıkları için mi Türkiye’ye koşuyorlar!

Bu algı meselesini anlatmak istiyorum.

Bizi değiştirmeye çalışıyorlar.

En üstteki yöneticilerimiz, ülkenin en kaymak tabakası, en iyi okumuşu, en mükemmel fizikçisi, falanı filanı hepsi batı eğitiminden geçirildi!

‘Batılı gibi olmak’ tek hedef olarak gösterildi!..

Bir özentidir gidiyor.

Önce bunu kafamıza soktular…

Batılı gibi olmak…

Batı, medeniyeti temsil etmiyor!

Batı, medeniyeti temsil etmiyor!

Önce Hangi batı diye sormak gerekiyor..

Merhametin var mı?

Gelişmişlik çünkü başka kavramlarla mümkün.

 

“Merhametin var mı?”

“Merhamet, adalet, hak hukuk…”

“İnsanlık…”

Bizim coğrafyamızda İslamın getirdiği Türklüğün getirdiği kavramlar var…

Adalet eşitlik hak kavramları var…

Bu arada size bir kitap göstermek istiyorum.

27 yaşında genç bir adamın…

Adı Eren Erdem!

Fıkıh biliyor.

Kur’an-ı Kerim-i anlatan gencecik bir arkadaş.

Kitabının adı: “Gayyâ Karanlığından Kur’an Aydınlığına”

Çok önemsiyorum.

Hz. Muhammet’in Atatürk gibi devrimci olduğunu anlatan tek tük kitaplardan birisi.

Bu zulme karşı çıkmak gerekir , diyen bir arkadaş bu.

Bu çok önemli.

Kitabından bir ayet alıntısı okuyacağım:

İsrâ Sûresi 16. ayet

”Biz bir ülkeyi mahvetmek istediğimizde…”

İSRÂ suresi 16. ayet) Biz bir ülkeyi mahvetmek istediğimizde, onun servet ve nimetle şımarmış elebaşlarına emirler yöneltiriz/onları yöneticiler yaparız da onlar, orada bozuk gidişler sergilerler.

Böylece o ülke aleyhine hüküm hak olur; biz de onun altını üstüne getiririz.

Başımızdaki adamlar

Başımızdaki adamları Batı’ya meraklı hale getirerek, özendirerek, Batı’da eğiterek bir şekle sokuyorlar; Batıyı getirip kafamıza sokuyorlar.

Bundan sonra bütün kuşakları Batıya köle yapacak şekilde Avrupa Birliği uyum yasaları işliyor.

Onların denetiminde eğitiliyoruz.

Türkiye işgal altında!

Bu şekilde yetişen bir kuşak var şu anda Türkiye‘de.

Onlarla konuşamıyorsunuz bile!

Yahu, ülke elden gidiyor.

Bütün doğal kaynaklarına el kondu!

Ülke elden gidiyor!

Türkiye işgal altında!

Yavaş bir işgal.

Doğudaki madenler

Referandumda evet diyene kadar Erzurum’dan Bergama’ya kadar altın ve gümüş illegal (kanuna aykırı) olarak dışarıya götürülüyordu.

Danıştay’ın itirazı da evetle kalktı.

Şu anda legal (kanuna uygun) olarak, ne kadar altınımız, madenimiz, değerli nemiz varsa dışarı gidiyor.

Bir elimiz yağda bir elimiz balda olabilecekken, herşeyimizi Batı’ya vermiş durumdayız.

Bu anlamda işgal edilmiş haldeyiz.

Bir kısmını Almanlar alır, bir kısmını Amerikalılar alır, İngilizler alır, …

Yedi düvel alıyor şu anda Türkiye’deki bize ait olan malı.

Biz açlıktan işsizlikten sefil bir halde…

Öyle bekleşiyoruz…

Ne yapacağız diye düşünüyoruz.

Öte yandan görmeye başladık başımıza gelenleri…

Birilerini korkutan bu!

Çünkü korkunç bir bilinçlenme de var.

Şablonun ikinci kısmı

Bu şablonun ikinci kısmına gelelim:

Birincisi bizim kafamızı batılı olun diye zehirlemiş durumdalar…

Zehirlenmiş adamlar iktidara oturtuluyor Batı:

„Ben seni iktidara getirdim!” diyor.

Emirlerimi yerine getireceksin!

Nedir o emirler?

Satacaksın!

“Satacaksın!”

”Neyin var, neyin yoksa satacaksın!”

“Çok borçlandın!

Öde şimdi! Hadi hadi!” diyor.

Nerdeyse çalışan fabrika kalmamış olan Türkiye’de yahut da başkalarının elinde çalışıyor duruma düşmüş Türkiye’de ekonomi darmadağın ediliyor..

Bu ekonomik perişanlığın en bariz göstergesi:

İşsizlik!

İşsiziz

İşsiziz…

Genç nüfusun yarısı işsiz!

Ben de onlardan biriyim işte…

Belli bir yaşa kadar, işini iyi yapmaya çalışmış biri olarak binlerce basın çalışanından biri olarak işsizliğe mahkûm edildik…

Birkaç kanal dışında her yerde ambargoluyuz!

Ulusal kanal, Bengütürk, Meltem TV hariç…

Oralarda sesimizi duyuruyoruz, sağolsunlar.

TRT’den Amerikan Büyükelçisi ve İsrail Büyükelçisi, İsveç büyükelçisinin müdahalesiyle atıldım.

Her yere başvuruyorsun…

Bedava yazayım diyorsun..

Cevap yok!

Cumhuriyet gazetesi, hayır diyor.

Sözcü, hayır diyor…

Çeşitli internet sitelerinde yazabiliriz sadece…

Yaygın medya bize yasak.

»Yemekteyiz « , İzdivaç »,Yetenek Sizsiniz » gibi halkın algılama sistemine müdahale eden programlar revaçtaysa bizim gibilere bu sistemde yer yoktur!

(Bu cümle soru cevap bölümünden buraya alınmıştır)

Avrupa Birliği”nin yaptıkları rezillikleri ortaya dökerseniz…

Alman istihbaratının yaptığı rezillikleri ortaya dökerseniz…

Bize iş yok!

Gazetecileri savunan örgütler bile ellerinde…

Bir bakıyorsun Gazeteciler Cemiyeti “British Council’la,” “Konrad Adenauer Vakfıyla” işbirliğinde!

 

Alman vakıfları Türkiye konusunda şöyle ahkâm kesiyor.

Doğu Enstitüsü başındaki Udo Steinbach , “Hangi Avrupa“’adlı kitabımda yazdım.

Adam diyor ki,” Kemalist değerlerden vazgeçeceksin!” diye buyuruyor.

Girmek istiyor musun AB’ye ..

Kemalizm yasak!

Psikolojik Operasyon!

Türk müsün, Kürt müsün?

Önce zehirlenmiş beyinleri başa geçiriyor.

Sonra sizi ekonomik olarak çökertiyor.

Eş zamanlı olarak:

Psikolojik operasyon yapıyor.

“Bak,” diyor, “Sen bir defa kimliğini öğreneceksin!

Kemalizm ne bu kardeşim?

Ne Kemalisti?

Sen önce kendini öğren!

Sen Türk müsün?

Boşnak mısın?

Kürt müsün?

Ermeni misin?

Arnavut musun?

Alevi misin Sünni misin?

Bırak Mustafa Kemal’i!

Bunlarla uğraş.

Birbirini ye!..

Dizileri, yarışmaları izle kendi kendini aşağıla! “

Böyle diyor batı.

“Bizi salak bir millet olduğumuza inandırmak istiyorlar!“

Televizyonlara kilitlenmiş bir halk, algı bozukluğuna uğratılıyor.

İzledikçe kendinizi aşağılıyorsunuz.

‘Biz salak bir milletiz’ dedirtiyorlar bize!..

Bunu nasıl yapıyor?

En az eğitimlilere, abuk sabuk “Yemekteyiz” “İzdivaç” “Canlı Para”, “Var mısın Yok musun” programları, hatta şimdi diziler yetmedi, dizilerdeki detayları bilme yarışmaları dayatıyorlar.

Bu Amerikan formatı tüm dünyaya satılıyor.

Pembe diziler 68 ülkede birden başladı, bunları izleyenlerin beyni formatlandı.

Sürekli dizi izleyen birine, dizi konuşmaları dışında bir şeyler anlatmaya çalışın.

Boş gözlerle size bakıyor!

Siz ona ne anlatırsanız anlatın : ”Haaa”diyor!

Çünkü şuna alışmış.

Cümleler kısa.

Kısa kısa cümleler: “Bilmiyorum…

Elektirik alamadım…

Aldım…

Ekonomik durumunuz iyi mi?

Eviniz var mı?..

Katınız var mı?

“ Varım… Yokum…” filan…

Biri Bizi Gözetliyor’ daha” Yugoslavya dağılırken, vardı…

Teoman Alili’den”, Yugoslayva Dersleri”ni okuyun…

Yugoslavya Dersleri: Beyin hazırlaması

Sizi önce ekonomik olarak sıkıp suyunuzu çıkarıyorlar.

Televizyonlardan zehir saçıp beyninizi durduruyorlar.

Toplumun en dinamik kesimi kadınların dünyası

“Ben sana aşığım.”

“Sen bana aşık mısın?”

“Başka bir kadın mı var?“

”Ay hamile miyim?”, gibi cümleler arasına sıkıştırılıyor.

Günlük konuşmaları dizilerden paragraflarla sürüyor.

 Toplumun ahlâkıyla oynanıyor…

“Arka Sıradakiler” dizisinde, çocuk liseye gidiyor, ayrı bir evi var, hamile kalıyor.

Falancanın lise çağındaki kızı annesine, “Bak dünya değişti.

Dizideki kız liseye gidiyor ayrı evde yaşıyor…

Mali durumumuz da iyi.

Ben niye gitmeyeyim?” demiş.

Kadın ağlıyor!

Çocuğunu ekran başında bırakırken, İngiliz, Fransız Amerikan kolejine sokarken niye düşünmedin?

Gösteriş için! “Benim param var.

Kızı Amerika’ya yolladım.“ diyorsun….

Oysa artık senin çocuğun yok!

“Benim param çok, onun için yolladım…”

İyi de gelen çocuk artık senin çocuğun değil!

Çocuk Amerika’dan gelmiş.

Arkadaşımla oturuyoruz…

Bize hamamböceği gibi bakıyor!

Gitmiş…

Gaipde yaşıyor…

O çocuk artık onun değil.

Amerika’nın!

Geçmiş olsun!

Türk kadınlarının kafalarına ne kondu?

”Benim çocuğum Amerikalar’da okuyor” özentisi.

Amerika’da en üsttekilerin çocuklarının, torunlarının hepsi nerede doktora yapıyor?

Hepsi ya Rusya’da, ya Çin’de.

Hiç biri batıda kalmıyor.

İlginç değil mi?

Hepsi Çince veya Rusça öğreniyor.

Gelecek Asya’da diyor, Amerika!

Ama bizimkiler yarışta çocuğu Amerika’da okutma yarışı!

İkili taktik

Format budur!

Beynine „Batı kelepçesi“ geçirilmiş ve kendi olmaktan çıkarılmış insan…

Bu başa geçirilir…

„Bunu yapacaksın!

Bunu yapacaksın!“

„Satacaksın! Satacaksın! „derler.

Her şey satılır!

Moral bozukluğu, lumpenlik, buna eşlik eder…

İşsiz olduğunuz zaman…

Ben çok işsiz kaldım bunu çok iyi bilirim.

Her şeye açık hale gelirsiniz…

Evde oturup…

Ne yapacağını bilemezsin!

Allahım, yarabbim…

Bunu yaşayan bilir!

Yaradır o!

İşsizsin sen, beş paran yok!”

Birileri çıkar paranın ucunu gösterir…

Aç toplumlarda satın alma kolaylaşır..

İnsanlar alınır satılır olur!

İkili bir taktik uygulanıyor

 Toplumun iyi eğitilmiş olanları satın alınır, aç bilaç olanlar sadakayla ayakta tutulur, köle yapılır…

Satın alma sıralamasında en üstte medyada olanlar, üniversite akademisyenleri, kadın örgütleri, çevre örgütleri… Vardır.

Osman Baydemir’e boşuna yollanmadı 37 milyon dolar.

Bartu Soral, “Kurt Kapanı” adlı kitabında isim isim açıklıyor satın alma şifrelerini…

STK’lar, medya ve tekel işçileri…

Aç açıkta bırakılmış Diyarbakırlı tekel işçilerine, Diyarbakır belediyesi açıyor kapılarını .

Ne yapacak tekel işçisi, belediye işçisi?

Bari diyor, bunlara yakın görüneyim, ev de aç açık bekleyenlere 3-5 kuruş götüreyim…

‘Biji Apo’ diyene maaş var yoksa yok!

Kürtçülük tezgahı sürüyor yanına Pontusculuk, Çerkezcilik filan ilave ediliyor…

Türk yok! diyorlar.

Sizi aldattılar, Türkiyeliyim diyeceksin!

Nasılsa sırası gelince onu da kaldırırlar sözlükten…

Alman Bavyeralıyım mı diyor?

Almanım mı diyor?

Amerikalı ne diyor?

Ben Amerikalıyım diyor!

72 milletten meydana gelmiş Amerikalı ne diyor?

Oralara gittiğimde gözleri çekik tipik Asyalı bir hanıma, Porto Rico’lu olduğu yüzünde yazan bir başkasına sorun bakalım: ‘Vietnamlı mısın’ diye.

Cevap hep aynıdır : “Ben Amerikalıyım!” diye bağırır.

Söyletemezsin ona “I am American.“ diye haykırır.

Hiç düşünüyor muyuz, bize Türkiyelilik dayatanların kendi ülkesinde neden tek millet var?

Millet bile değildi bunlar, ama bu gün ben Almanım! diyor gururla…

1870’e kadar millet bile değildi Almanlar…

Küçük bağımsız prenslikler vardı bu coğrafyada.

Dillerini anlamazlardı birbirlerinin..

Şimdi hepsi Alman.

Sana gelince sen Kürdüm diyeceksin!

Aleviyim, Sünniyim…

Türk Kültüründe olmayanları yapmak, kimliğinizi almak

Önce paranızı, arkasından kimliğinizi alırlar.

“İzdivaç programlarını” “Yemekteyiz’i “bizim için kutsal olan soframızı bile bir çarkın dişlileri arasına koydular…

Kendi kendimizden iğrenmemizi sağlamak için televizyon ekranından operasyona başladılar.

Bir küçük test yapmıştık belli bir grup insana.

“Yemekteyiz”, “İzdivaç “programlarından kısa kesitler izletip soruyorduk:

“İzledikten sonra gözünüzü kapatın…

Açın ve ilk aklınıza geleni söyleyin!“

Hepsi aynı yanıtı veriyordu:

„Biz iğrenç bir milletiz!”

Bilinçaltınıza iğrenç olduğunuzu işliyor bu programlar.

Bu toplumu şoklamadır!

 

„Kol kırılır yen içinde kalır “ kültürü vardır bizde.

Şimdi herkes ekranlarda…

Herkes bir televizyon programında herşeyini 70 milyona anlatıyor.

Kendini ailesini rezil ediyor üstelik; bununla gurur duyuyor!

Televizyona çıkacağım, her şeyi anlataca’m beni seyret, diyor

Bu yok olmak demektir!

Bu yok etmek demektir!

Beş yaşındaki çocuğa kadar, Michael Jackson (Maykıl Ceksin) kıyafetine sokup da „Yetenek Sizsiniz“ programına getiren annenin tedaviye ihtiyacı vardır…

Bir küçücük çocuğu şebek gibi, maymun gibi giydirip sahneye atmak, siz hastasınız demektir!

Anne nasıl mutlu…

Köşeyi dönecek, çocuğum büyük şey olacak! diye sahne arkasında bekliyor.

Ellerini „kilise ahalisi“ gibi önünde birleştirip dua ediyor.

Çocuğu Maykıl Ceksın olacak!

Yazıklar olsun!

Hedefe bakın çocuğu „Batılı“ gibi olacak!…

“Maykıl Ceksin“ gibi olacak……

Türk Pop Müziği denilen tuhaf şey

1973 yılında ben genç kız sayılırım, 1955 doğumluyum, şarkılar hatırlıyorum..

Fransızca „Une Belle Histoire“ alınıp üzerine Türkçe söz yapıştırılmış.

İlk Fecri Ebcioğlu yapmıştı.

Millet batılılaşıyor ya, aman ne sevdiler, batılı parçaları…

Türkçe sözlerle dinlemeye alıştırıldılar.

Batıda hangi parça ünlense bizde taklidi!..

Bunlar Türkçe olarak yapıldı.

Kulaklar popa alıştırıldı.

Orijinal Türk müziği ortadan kalktı.

Bir sentez yapılamadı.

Geliştirilemedi…

Millet batının popuyla gevşedi, âşık oldu, üzüldü.

Duygulara girdiler…

Kim Türkçeleştirdi batı popunu?

Kim açtı yolu?

Küresel şirket Philips!

O zaman Türkiye’de Philips vardı.

Küresel şirketler devreye girdi….

Türk pop müziği denilen tuhaf şeyi birden geliştirdiler..

Biz „Yanıyor mu yeşil köşkün lâmbası“ derken…

”She loves you Ye ye ye”…demeye başladık….

Beatles’i bilmek zorundaydık. İşte o zaman yokoluşumuz başladı…

“Yeşil Başlı Ördek Olsam’ı” söylemek istiyorum, diyemiyorsun, “Vardar Ovası’yla “ duygulanırım diyemiyorsun… Çağdaş olacaksın ya, İngilizce şarkı mırıldanacaksın!

Ekonomik kriz- algı- etnik ve dinî bölünme

Kendi kültürüne sahip, halkınla bütünleşerek kültürünü çağdaşlaştırmana izin vermiyorlar.

Her şey külliyen batılı olacak!

Resim, müzik, tiyatro, sinema…

Halkın kılcal damarlarına girildi.

Sanatı kullanarak geldiler.

Şimdi diziler var.

Kimse dışarıya çıkmıyor!

Zaten para da yok.

Dışarı çıkmak pahalı.

Evde otur.

Ekrana bak.

Süleyman hangi cariyesiyle ne yapacak?

Bu mu ya?

 Ekonomik olarak sizi işgal ettikten sonra beyninizi esir alıyorlar, düşünmenizi, ne oluyor demenizi engelliyorlar.

Bir süre sonra düşünemez oluyorsunuz!

Tartışma programlarında algınızla milli duruşunuzla oynuyorlar.

İki gün tartışma programı seyret, ırkçı olup çıkıyorsun.

“Kürdüm! Çerkezim! Romanım! Aleviyim!” diye bağırmaya başlıyorsun!

Bunlar şurada 20 yıl evvel hiç konuşulmazdı.

Kimse kimseye şu musun bu musun diye sormazdı..

Çok ayıptı!

Bakın benim aileme..

İçinde herkes var.

Baba Dağıstan göçmeni, ana Batı Trakya göçmeni, halam Trablusgarp’tan gelmiş.

Kürtlerle evlenmişiz,

Kırım’dan adam var…

Hepimiz böyleyiz zaten…

Sen kendi içine bak ey Alman!

O musun?

Bu musun?

Şu musun?

Bunu batı soktu içimize..

Bir operasyon yapıldı Yugoslavya’daki gibi..

Sen kendi içine bak!

Sen kendi içine bak ey Alman!

Bize etnik köklerimizi hatırlatan Alman dostlarımız!

Alman istihbaratı, onların okulları, vakıfları, kültür merkezleri…

İngilizlerin Fransızların Amerikalıların…

Oyunun sonunda düşmanlık yaratılmış, insanlar açlık ve yoksullukla patlamaya hazır hale gelmiştir.

İşi sağlama almak

İş sağlama şöyle alınıyor:

1991 yılında Turgut Özal, AB yasaları gereği “Halkların kendi kaderini tayin etme hakkı” maddesine imzayı bastı. Şimdi adım adım bu imzanın sonuçlarını göreceğiz…

İktidar ve muhalefet mutabık.

Anayasa değiştirilecek.

Neresi değiştirilecek?:

Anayasa’nın ilk üç maddesi değiştirilecek:

Anayasanın nesi değişecek?

Türkiye Cumhuriyeti Devleti bölünmez bir bütündür.

Dili Türkçedir.

Bu değiştirilecek!

Buna kimsenin itirazı yok anladığım kadarıyla üst düzey siyasetçilerden!

İşte o zaman 1991 imzasının gerekleri burnumuza dayatılacak.

Halkların kendi kaderini tayin etme hakkı

 

“Halkların kendi kaderini tayin etme hakkı .”

Bölünmez bütünlük rafa kalkınca ‘halklar’ kendi kaderlerini, aslında batının onlara emrettiği kaderi çizmeye başlayacak.

Nerede?

Güneydoğu Anadolu’da.

‘Burası Kürdistan oldu, dili Kürtçe!’ diyecekler.

Bir kaos başlayacak.

İnsanlar birbirine düşecek..

Ordu polis sokağa dökülecek derken, Yugoslavya’da yaptıkları gibi, Barış Gücü’nü getirecekler:

‘Bak kavga ediyorsunuz biz sizi ayırmaya geldik’ diyecekler…

En bereketli topraklara el konmuş olacak.

Türkiye’nin doğusu – bereketli topraklar

Türkiye’nin doğusu en fazla altın elde edilen, maden petrol el de edilen topraklar..

Bir kg. bakırdan 18 gr. altın elde edilebilen tek yer.

Ergani…

Bu kadar zengin yerler…

Elâzığ madeni.

Aşağıda Batman!

Petrol fışkırıyor!

Sonra burası Barzani topraklarıyla birleştirilecek.

İran’dan, Suriye’den de topraklar koparılarak bir devlet yaratılmış olacak!

Amerika’yı idare eden çete, batan bir ülkenin içinden bu coğrafyaya bakıyorlar.

Batı batıyor.

Her yer krizde!

Buldukları bir yol Asya’ya açılan kapıda bir tampon bölge…

Avrasya’yı kuşatmak bir sonraki adım.

Bakın Baltık’tan Karadeniz’e, aşağıda Akdeniz’e, Körfez’e, Hint Okyanusu’na, Sarı Deniz’e kadar Türkiye’yi ve Çin’i ve Rusya’yı aşağıdan ablukaya alma ve kuşatmaya çalışıyorlar.

Tek kurtuluşumuz: İran’la sırt sırta vermek

Buna karşı iyi haber: Bu güne kadar Hindistan’la Çin, Çin’le Rusya birbirini yemekteydi, problemleri vardı.

Bu kadar iş yakına gelince, Hindistan, Çin’le, Rusya ve İran birbirine yapıştı âdeta.

Müthiş bir şekilde birlik var.

Başımızda Tayyip Erdoğan olmasına karşın hatırlayacaksınız ilk defa Eylül ayında Konya’da,

Türk Silahlı Kuvvetleri Çin’le ortak tatbikat yaptı.

Gazetelerde bu bit kadar geçti, duyurmadılar.

İstemezler böyle haberlerin duyulmasını…

Daha önemli bir şey oldu.

Çin’den gelen uçaklar İran askeri hava üslerini kullandılar.

Oradan Konya’ya uçtular.

Bir işbirliği gelişiyor.

Ve batı bunu dehşetle seyrediyor.

Derhal müdahale etmeleri lazım…

 Kurtuluş savaşını hatırlayın..

Atatürk sırtını İran’a, SSCB’ye, Afganistan’a dayamıştı.

Sadabad paktı!

Batıda, Balkan paktını kurmuştu.

Hitler’e karşı set oluşturmuştu…

Bugün de kurtuluşumuz için bölgesel ittifaklar yapmak zorundayız…

Tek kurtuluşumuz budur!

Atatürk’ün yaptığı

Batı ne diyor?

“Biz tam işin ucuna gelmiştik, en büyük zenginliklere el koymuştuk, enerjinin dörtte üçü Türkiye ile Çin arasında, tam 1915’lerde elimizi sokmuştuk, orayı mıncıklarken, burada Atatürk diye bir adam çıktı, ‘Bir kepaze!’ diyor, Amerikalı senatör Upshow, 1927’de, (Hangi Dünya Düzeni kitabı) ağzından köpükler saçarak, ‘sefih bir yaratık geldi!’ diyor.

„Amerika’nın yüksek ülkülerine set çekti,” diyor!”

“Biz Türkiye’yi paramparça edecekken, Asya’ya girecekken tüm hedeflerimize set çekti!“ diyor!

Atatürk’ten bahsediyor…

Bunları Attila İlhan’dan okuyun.

Hangi Atatürk’ü okuyun..

“Faşizmin Ayak Sesleri”ni,

“Batının Deli Gömleği”ni,

“Hangi Küreselleşme”yi, okuyun.

Bugüne çözüm bulmak için okuyun bu eserleri, Oltada Balık Türkiye’yi okuyun Emin Değer’den..

Gazi Türkiyesi’nin dış siyaseti üç eksenlidir diyor Attila İlhan.

1.Eksen Balkan Atlantı.

2.Eksen Sadabat Paktı (Irak -İran -Afganistan)

3.Eksen SSCB (Rusya) ile dostluk-işbirliği anlaşması yapılıyor.

Böylece Batı’nın 200 yıllık kışkırtmaya çalıştığı Türk-Rus düşmanlığı yok ediliyor, el ele tutuşuluyor.

Yedi düvele karşı Kurtuluş Savaşı böyle kazanılmıştır.

Psikolojik tetikçi: Vamık Volkan üzerine:

Batılılar, Türkler yeniden böyle bir iş yaparsa o zaman mahvoluruz! diyorlar.

Mutlaka Türklerin Doğu’dan koparılması gerek diyorlar…

Gürcistan’ la Kafkas kamasını bir kez daha hazırlıyorlar.

Amerika’nın denetiminde. Gürcistan, güneyinde bir Ermenistan…

Arkasından İsrail’le birleşen ve Türkiye’yi tamamen Asya’dan soyutlayan İran’la düşman eden bir Kürdistan…

 

Tüm bunlar olurken içerde psikolojik savaş uzmanları çalışıyor…

Gelişen duruma Türk milleti hazırlanmalıdır!

Prof. Dr. Vamık Volkan bir psikolojik tetikçidir.

20 kişilik çekirdek ekibiyle medyaya STK’lara üniversitelere, sağda solda birçok kesime psikolojik savaş uygulayacak ekipler yetiştirmektedir, eğitmektedir.

Cumhurbaşkanına götürdüğü ‘Kürt meselesine çözüm, ya da demokratik açılım…

Reçetesinde 70 küsur madde vardır.

Özenle hazırlanmış bu öneriler son derece ilginçtir.

Bunların içinde Siirt ve Mardin’e Kürtçe Üniversitenin kurulmasından, Öğretmenler gününde yılın öğretmenine Siirt’te İbrahim Hakkı Hazretleri türbesinde ödül verilmesine kadar, Andımız’ın tamamen yok edilmesine kadar…

“Ne Mutlu Türküm Diyene“ yazısının dağlardan kaldırılmasına kadar…

Neler neler yok ki…

Amerikalı memurlarla sarıldık!

Uzun yıllardır, ordudan, üniversitelere hatta şimdi anaokullarına kadar, adalet bakanlığımıza kadar her yanımız Amerikalı uzmanlarla sarılı.

1.Resmi Büyükelçiler- Siyasi diplomatlar…

Bunlar dışında,

2.HUMİNT gibi teşkilatlara bağlı gizli çalışan gruplar var.

Bunları, „Google’dan“ kendi sitelerinden okuyun, bilgilenin.

Amerikan istihbaratına bağlı çalışan bu grup her ülkede her meslek içinden seçiliyor.

Doktor, asker, öğrenci, sivil toplumcu, avukat vs. İstihbarat adamları bunlar.

Toplumun tüm kılcal damarlarına giriyor ve algıyı, dinamizmi bozuyor ve bilgi topluyor, raporluyorlar.

Birde 3. olarak, masum görünümlü din tüccarları, eğitim elemanları falan var.

Falanca üniversitede İngilizce eğitmeni Amerikalı falan hanım, filanca yerde Green-Peace’de görevli İngiliz bey…

 Nuriye Atabey, bir kitap çıkardı.

Vamık Volkan’la evet.

ART de çalışan bir hanımdı.

Şimdi sanırım Beyaz TV’de…

Vamık Volkan’ın bir reklamı yapıldı, bu kitapla.

Onların örgütlenme biçimlerini örnek alın!

Siz Almanya’da çalışıyorsunuz.

Ya hepinizin işi gücü var.

Hep söylerim sizler

“kökünden koparılmış çiçekler” gibisiniz.

Buradasınız.

İşiniz günüz hayatınızı burada kurdunuz.

Buradan Türkiye’yi izlemek ve aktif rol alabilmek için çok büyük fırsatlar olabilir.

Bir anda özellikle işçi kesiminin Türkiye’deki işçi sınıfıyla iletişimi çok önemli diye düşünüyorum.

Aynı zamanda Almanya çapında tüm çalışan kesimin buluşması sağlanmalı.

Zaman zaman bir buluşma sağlanmalı.

Almanya çapında bunun yapılması gerek…

Bu da Türkiye’ye ses duyurmak bakımından çok önemli.

Bakın Türkiye’de yaşayan yabancılar, her düzeyde her an iletişim halindeler.

Bunu sağlamışlar.

 

Örnek alacaksak onların örgütlenme biçimlerini örnek alalım diyorum…

Bir aradalık, aktif bir iletişim sağlanmalı.

Bunun yolları bulunmalı…

Fethullah Gülen okulları

Gülen Okulları:

Türkmenbaşı zamanında, Türkmenistan’da Amerikan istihbaratının çalışabilmesi mümkün olamaz hale gelmiş… Düşünmüşler: Ne yapalım?

Fethullah okulları bu işe yaradı.

Ben oradayken Amerikan elçiliğinde görevli elemanlar Fethullah okullarının öğrencileriyle beraber İngilizce piyes sahneliyorlardı.

Birinin provasına gittim.

“Sosyal sorumluluk projesi” adı altında liseli çocuklara tiyatro yaptırıp geliri yoksul Türkmenistanlılara dağıtıyorlardı.

Görünüşte pek masum bir çalışmaydı…

Fethullah Gülen okulları vasıtasıyla ABDli uzmanlar Türkmenistan’da gençleri eğitiyorlardı.

Sınırlar Arasında’nın Türkmenistan bölümünde bu çalışmalardan bir kesit izleyebilirsiniz.

Bu okullarda çocuklar iki marş, iki türkü dışında Türkçe bilmiyorlardı.

Ziyaret ettiğim okulların bilgisayarlarında Amerikan filmleri izleniyordu…

Onları evlerinde ziyaret ettim.

‘Ne Türkçe, ne Türkmence konuşuruz, sadece İngilizce!’ demişlerdi bana..

Kendilerini Amerikalı zanneden bir çocuk grubu yaratılmıştı.

Hepsi Amerikan müziği dinliyordu.

Dinle ilgileri yok gibiydi…

Bu da çok ilginç..

Biz tüm dinleri benimseyebiliriz.

Özgürlükçüyüz!

Diyalogcuyuz…

Bu kavramlar beyinlerine yerleştirilmişti.

Mısır, Tunus..

Mısır’da da, Tunus’ta da, Ürdün’de de uzun yıllardır benzer bir yumuşak güçle fetih operasyonu uygulandı. .

Bütün okullarda dışa bağımlı kafasını oraya vermiş bir ekip eğitimin içine sızdı.

1.Medyada

2.Üniversitede

3.Sivil Toplum örgütlerinde yavaş bir işgal gerçekleştirildi.

Kadınlar, gençler, çevre ve medya içinde örgütlenmeler yapıldı.

İşte bu ‘Demokrasi Projesi’ydi.

1983 ‘de Amerikan senatosundan geçirilip yasalaşmıştı.

Askeri olarak değil içerden fetih gerçekleştirilecek, yumuşak güçle toplum ele geçirilecekti.

 

İşçilerin sendikalarına operasyon yapıldı.

Artık sendikalar değil STK’lar (Sivil Toplum Kuruluşları) olmalıydı.

Sendika varsa sarartılmalıydı.

Sivil toplum örgütlerinin gırtlağı ABD istihbaratının elinde olacaktı. .

Yemlenecekler ve parayı verenin düdüğünü çalacaklardı.

Seçim ve iki partili yapı

Önümüzdeki günlerde bir seçim dönemi geliyor.

Batının bizim için uygun gördüğü yapı: Başkanlık. İki parti.

Bu iki parti:

BDP’leşmiş bir CHP.

MHP’yi de içine almış, eritmiş bir AKP.

Amerika böyle istiyor!

Bakalım böyle mi olacak?

İstenen:

BDP’leşmiş bir CHP.

MHP’yi de içine almış, eritmiş bir AKP.

Bunların gidip gelmesi.

Muhalefetin ortadan kalkması.

Gerçek muhalefet!

Şu anda gerçek muhalefetin sesi hiç duyulamıyor.

Gerçek muhalefet, sesi duyulmayanlardan oluşuyor!

Gerçek muhalefetin sayısı sanılanın çok üzerinde, ama örgütlenmesi ses çıkarması engelleniyor.

Korku ve baskı imparatorluğu gerçek muhalefeti bastırmak için oluşturuluyor…

Ama tarih geriye gitmez!..

Ne yaparlarsa yapsınlar, tarih baskı altında kalanların eninde sonunda seslerini duyurduklarının örnekleriyle dolu!

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s