YABANCILAR BİZİ BİZDEN İYİ TANIYOR ——————— ALINTIDIR

ONLAR BİZİ BİZDEN İYİ TANIYOR

Müslüman ülkelerinin en iyi büyük yanlışlarından biri en doğru en yanılmaz bilgilere sahip olduklarını düşünüp kendilerini dünyanın merkezine koyup kendi dışındakilerle fazla ilgilenmemeleri, işler kötü gittiğinde de suçu kendilerinde değil hep başkalarında aramalarıdır.

İslam ülkelerinde devlet kademesinde barış sürecinde dış diplomasiye, dışarıda elçi bulundurmaya, dış ülkeler ve buradaki kişiler hakkında bilgi alma ona göre politikalar geliştirme eğilimi hiç olmamıştır.

İslam ülkelerinin geri kalma nedenlerinden biri de dış dünyaya karşı olan ilgisizlikleridir.

Bilginin ne kadar önemli bir güç ve silah olduğunu fark etmeleri çok geç olmuş hala da bunun değerine bilecek ve bunu olumlu kullanacak mekanizmalar geliştirmemişlerdir.

Tarihte deniz ticaretinde ileri giden ülkeler yabancı ülkelerde elçiler bulundurmanın kendi menfaatleri için ne kadar önemli olduğunu anlamışlardı, fakat Osmanlı’nın böyle bir talebi ve politikası yoktu.

Avrupa’ya elçiler yollayarak devamlı diplomatik ilişki kurma teşebbüsü ancak Fransız İhtilalı’nın gerçekleştiği 1789 yılında tahta geçen III. Selim döneminde başlatılabildi{ 1789-1807}, fakat iş işten geçmişti.

Aynı zamanda Osmanlı’nın elçilik, diplomasi konusunda bir tecrübesi olmaması ve iç çekişmeler neticesi fazla başarılı olmadı.

Ancak devamlı diplomasinin kurumlaşması 1830 yılından itibaren oluşabildi.

Meselâ İngiltere denizlerde güçlendikçe uluslar arası diplomasisini daha da güçlendiriyordu.

Uzun yıllar İngiliz diplomatik inceliğinin ve başarısının kökenleri burada yatar.

Bunu şimdi ABD devraldı.

Fakat onlar çok başarısız bir şekilde yapıyor.

İngiltere Krallığının İstanbul’daki elçisinin katibi olarak 1661 yılından itibaren İstanbul’da bulunan ve buradaki gözlemlerinden yararlanarak Türkler hakkında bir kitaplar, raporlar yazan, Sir Paul Rycaut {1628-1700}, Osmanlı’daki denizcilik konusunda, Türklerin denizcilikte geri olduğunu, çoğunlukla Hıristiyan dönme kaptanlar kullandıklarını, denizciliği ihmal ettiklerini belirterek şöyle yazar:

“Türkler denizcilikteki ihmallerini örtmek ve bu konudaki karşılaştıkları başarısızlıkları üzerlerinden atmak için, Tanrı’nın denizleri Hıristiyanlara, karaları da Müslümanlara verdiğini söylerler.

Hıristiyanların ortak çıkarları için Türklerin bu derin uykudan hiçbir zaman uyanmamalarını temenni ederiz.”

Paul Rycaut’un temennisi gerçekleşecekti.

Osmanlı İmparatorluğu yani Türkler ve geri kalan Müslümanlar denizlerin ve denizciliğin ne kadar önem taşıdığı konusunda uyanmayacaklardı, uyandıkları vakit de iş işten geçmiş olacaktı.

 

DİPLOMATLARA BİLGİ VEREN KAYNAK NASIL YETİŞİRDİ

 

Özellikle 19 yüzyılda casusluk faaliyetinde bulunacak uzmanlarını yetiştirme metodu konusunda kimse İngiltere’nin eline su dökmezdi.

I. Dünya Savaşı’nda Arap kabilelerini Osmanlıya karşı ayaklandıran bir Arap’tan daha iyi Arapça konuşan onlar gibi yaşayan meşhur İngiliz casusu Lawrence’i buna bir örnektir.

Şimdi bu konuda fazla bilinmeyen bir örnek verelim.

Deniz Yarbayı Kaptan Mustafa Bey Sultan Abdülmecid (1839–1861) döneminde Fethiye adlı Kalyona yeni makine konulması için İngiltere’ye gönderilir.

Gemi İngiltere’ye gidip limana yanaştığında gemi mürettebatını çok iyi Türkçe konuşan iki İngiliz Deniz subayı karşılar.

Kaptan Mustafa Bey bu subaylardan adı John olanla dostluğu ilerletir.

Bu subayın hiç aksansız aynen bir Türk gibi Türkçe konuştuğunun yanı sıra Kuran’ı da ezbere bildiğini farkeden Mustafa Bey’in ısrarla bunu nasıl başarabildiğini sorması üzerine İngiliz deniz subayı hayatını anlatmaya başlar.

‘Ben ve arkadaşım Herbert on yaşında iken misyoner cemiyeti tarafından İstanbul’a gönderildik.

Doğruca elçiliğimize gittik.

Elçi beni Elçilik kavası Cihangir’de oturan Ali Ağaya teslim etti ve şöyle bir tenbihte bulundu :

– Ali Ağa bu çocuğun adı İbrahim’dir ve senin oğlundur.

Herkese böyle söyleyeceksin.

Aylık olarak sana 10 lira vereceğiz.

Bu para ile çocuğu mahallenizin mektebin de okutacaksın tıpkı kendi soyundan gelmiş çocuğun gibi yedirecek içirecek ve giydireceksin.

Ayda bir kere geceleyin elçiliğe getirip bana göstereceksin’ dedi.

Elime on paralık kâğıt helvası sıkıştırarak çocukların arasına salıverdiler.

Türkçe bilmediğim için sokaktaki çocuklar bana dilsiz diyorlardı.

Evde Türkçe konuşulduğu ve devam ettiğim mahalle mektebi sayesinde yavaş yavaş Türkçeyi ve Kur’an okumayı öğrendim.

Oldukça çalışkandım Hocam ara sıra öğrencilere karşı beni göstererek ulan tembeller içinizde şu sarı yılan kadar çalışanınız yok derdi.

Annem Gülsüm Hanım beni yatırıncaya kadar uyumaz ve daima zihin açıklığı için bana dua ederdi.

Ali Ağa’nın çocuğu olmadığı için ben Gülsüm hanımın gözünün nuru idim.

Kafiye, mantık, fıkıh, tefsir gibi birçok kitapları sırasıyla okudum ve öğrendim.

Arapça dersinde arkadaşlarımın içinde birinciydim.

Dellal oğlu Dikran Efendi adlı bir Ermeni’den Fransızca ders aldım.

Cami dersini de tamamlayarak hoca (müderris) oldum.

30 yaşına gelmiştim. Fransızca, Türkçe, Arapça konuşan ve yazan biri olduğum için Dışişleri Bakanlığı tercüme bölümüne memur olarak atandım.

Bir kaç yıl sonra Misyonerlik cemiyetinden gelen bir emir üzerine Londra’ya döndüm.

İngiltere’den benimle beraber gelen arkadaşım Herbert’e verilen görev Bektaşilik tarikatını öğrenmekti.

O da önce benim gibi Sünni mezhebin dört ana kolunun özüne vakıf olduktan sonra Bektaşiliği öğrendi.

Herbert akşamcılığı içki içmeyi seven şen şakrar biri olduğu dünyaya fazla önem vermediği için o zaten yaratılıştan Bektaşi idi.

Herbert Türkçe, Arapça, Farsça birçok şiiri ezbere okurdu.

Müslüman adı Mehmet Ali idi.

Bektaşi tarikatında ‘halife’ derecesine kadar çıktı.

Dünyanın birçok yerinde o bölgenin örf ve adetleri içinde bizim gibi yetişmiş çok kişi vardır.

Bunlar misyonerlik faaliyetlerinde kullanılır.

Tabi bu çok iyi yetişmiş kişiler diplomatlara bilgi veren casusluk faaliyetinde de rahatlıkla kullanılıyordu.

 

YAŞADIĞIMIZ ACI TARİHİ GERÇEKLERİN GÜNÜMÜZDEKİ BENZERLİĞİ

 

20. yüzyılın başlarında Osmanlı İmparatorluğunda ki en güçlü birkaç kişiden biri Enver Paşa idi.

Amerikan, İngiliz, Alman diplomatları Enver Paşa hakkında detaylı bilgileri hükümetlerine yolluyorlardı.

O dönemde CFR, Bildenberg, Chatham House..vs yoktu.

Nüfuz altına alma diplomatik bilgileri kullanarak kişilerin zaaflarını, saplantılarını bilerek adam adama markajla yapılıyordu..

Enver Paşa o dönemde Almanya’yı günümüzde bazı politikacıların Amerika’yı nasıl görüyorsa öyle görüyordu.

Enver Paşa’nın Alman hayranı olduğu bilindiği için Almanlar onu daha çok kazanıp kontrolleri altına alma planları yapıyordu.

‘ Enver Paşa’yı yanıltan nokta Almanya’nın askeri gücünü olduğundan çok daha kuvvetli görmesi ve Alman ordusunun yenilmezliğine olan inancıydı.’

Enver Paşa’nın yarbay rütbesindeyken Berlin Büyükelçiliğimiz nezdinde ateşe olarak atanması, Enver Paşa ile Alman yönetimini birbirine daha çok yanaştırmıştı.

Alman İmparatoru Wilhelm Enver’i devamlı övüyor, her fırsatta gururunu okşayacak şeyler yapıyordu.

Öyle ki Wilhelm Osmanlı devletinin adını Enver’in Ülkesi anlamına gelen Enverland yapmıştı. 

Amerika’nın ılımlı İslam diye bir kendi çıkarlarına uygun bir terimi öne sürüp Müslümanlığı kullandığı gibi, Almanya da o dönem kendi çıkarları için Müslümanlığı kullanıyordu.

Almanya imparatoru Wilhelm İstanbul’a gelip sultan Abdülhamit ile kol kola resimler çektirmiş, buradan Şam şehrine gitmiş dönüşünde Türkçe ve Arapça ‘Dünyanın her yerindeki üç yüz milyon Müslüman iyi bilmeli ki Alman imparatoru onların dünyadaki en iyi dostudur’ diye yaldızlı kağıtlara yazdırıp dağıtmıştı.

Wilhelm propaganda yoluyla kendisini Müslüman gibi gösteriyordu.

Wilhelm’in adı Müslümanlar arasında ‘Hacı Wilhelm’ olmuştu.

Aynen bugün Müslümanlar arasında ABD Başkanı Obama’nın Müslüman olup olmadığı tartışmaları yapıp onun Müslümanlığından bir medet umulduğu gibi.

Sultan II. Abdülhamit’in Alman hayranı Enver Paşa ve gurubu tarafından 1909 yılında zorla tahttan indirilmesiyle Osmanlı devleti tamamen Alman hakimiyetine girmişti.

Bizim bugün girdiğimiz Amerika hegemonyası gibi, Enver Paşa ve ekibi bir taraftan Almanya’nın hegemonyasına girerken Müslümanlığın bayraktarlığını da kimseye bırakmıyordu.

Enver Paşa özel hayatında da çok muhafazakardı.

Eşlerini Alman subayların yanına çıkardıkları için iki Türk subayını ordudan atmıştı.

I. Dünya savaşı öncesi Almanların kendilerini çok güçlü göstererek perde arkasından Osmanlılar ile bırakın halkı, birçok devlet adamının bile bilmediği anlaşmalar yapmıştı.

Bizim bugün TBMM onaylanmadan yaptığımız ikili anlaşmalarla, Yahudi lobileri ve CFR gibi kuruluşlarda yapılan özel toplantılarda ve kripto tutulmayan özel ikili görüşmelerde ABD’ye verdiğimiz sözlerle bu ülkenin ne gibi teslimiyetçi konumlara sokulduğunu henüz tam olarak bilemiyoruz.

I. Dünya savaşı öncesi başta Enver Paşa olmak üzere Osmanlı devleti adına kapalı kapılar arkasından Almanya’ya verilen sözler, bağımlılık ve teslimiyetçiliği getirmiş bunun sonucu, Osmanlı imparatorluğu Almanya’nın bir kuklası olmuş, böylece Almanya’nın Osmanlı’yı oldubittiye getirip 1914 yılında I. Dünya Savaşı’na sokması çok kolay olmuştu.

Bunun sonucunda da imparatorluk parçalanmıştı.

 

Bizim önümüze konulan tarihi gerçekleri ve belgeleri umursamaz, işimize gelmeyen taraflarını bunlar komplo teorileri olarak görürsek ve dünyaya karşı olan ilgisizlik ve aymazlığımıza dönüp kendimize bir çeki düzen vermezsek başkaları gelir bize çeki, düzen verir.

İskoç asıllı eleştirmen, tarihçi Thomas Carlyle (1795-1881) biraz da Aziz Nesin’i andıran bir mizah diliyle şöyle der; ‘Aymazların her zaman sahip olacakları yegane ayrıcalık, onlardan akıllı olanlar tarafından yönetilmektir.

Bu, onların en temel insani hakkıdır.’

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s